SÖZCÜ TV DE BİZİM, AKİT TV DE, TGRT DE

SÖZCÜ TV DE BİZİM, AKİT TV DE, TGRT DE

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 9, 2026 - 22:09

Demokrasi aynı zamanda farklı düşünen insanların bir arada yaşayabilme kültürüdür. Aynı ülkenin evlatlarının birbirini düşman görmeden tartışabilmesidir. Fikirlerin yumruklarla değil, sözlerle yarışmasıdır.

Ne yazık ki son yıllarda Türkiye’de giderek sertleşen siyasi iklim, toplumsal fay hatlarını daha görünür hale getiriyor. Bir zamanlar sadece televizyon ekranlarında yaşanan tartışmalar artık sokakta, sosyal medyada, meydanlarda ve nihayetinde Türkiye Büyük Millet Meclisi koridorlarında kendisini göstermeye başladı.

Bugün TBMM’de görevlerini yapmaya çalışan Sözcü TV, TGRT ve Akit TV çalışanlarına yönelik yaşanan saldırılar yalnızca gazetecilere yapılmış bir saldırı değildir.

Bu saldırılar doğrudan doğruya demokratik kültüre yapılmıştır.

Gazetecinin görevi haber yapmaktır. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, destekleyelim ya da eleştirelim, medya mensupları toplum adına bilgi toplamaya çalışırlar. Bir gazetecinin mikrofonuna, kamerasına veya şahsına yönelen saldırı aslında toplumun haber alma hakkına yönelmiş bir saldırıdır.

Geçmişte Türk basınında çok önemli bir gelenek vardı.

Gazeteciler siyasi görüşlerine göre ayrılmazdı. Bir basın mensubuna saldırı olduğunda kurumlar arasında rekabet ortadan kalkar, dayanışma öne çıkardı. Gazeteciler kamera bırakma eylemleri yapar, ortak bildiriler yayınlar, “bugün ona yapılan yarın bana yapılır” anlayışıyla hareket ederdi.

Bugün ihtiyaç duyulan şey tam da budur.

Sözcü TV çalışanına yapılan saldırıya TGRT’nin, TGRT çalışanına yapılan saldırıya Akit’in, Akit çalışanına yapılan saldırıya Sözcü’nün karşı çıkması gerekir.

Çünkü gazetecilikte taraf olabilir, düşman olunamaz.

Bir medya kuruluşunun susturulması alkışlanıyorsa bilinmelidir ki yarın aynı yöntem başka bir medya kuruluşuna da uygulanacaktır.

Asıl tehlikeli olan ise yaşanan her olayın ardından herkesin suçu karşı mahallede aramasıdır.

Türkiye’de artık herkes kendi mahallesinin hatalarını görmekte zorlanıyor.

Kendi tarafının kullandığı dili sorgulamıyor, kendi kitlesinin yaptığı yanlışları eleştirmiyor, kendi siyasi çevresinin ürettiği öfkeyi görmezden geliyor.

Oysa toplumsal gerilim tek taraflı oluşmaz.

Bir taraf diğerine “hain” diyorsa, öbür taraf da karşısındakine “FETÖ’cü” diyorsa, ortada zaten ağır bir siyasi kutuplaşma vardır. Bu noktada asıl mesele, sözlerin kimin ağzından çıktığından çok, bu dili kimlerin beslediğine bakabilmektir.

Sürekli olarak görünmeyen aktörler aramak, her gelişmenin arkasında başka senaryolar üretmek, toplumsal tansiyonu düşürmez; aksine yükseltir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni suçlular bulmak değil, yeni sağduyu alanları oluşturmaktır.

Özellikle CHP içerisinde yaşanan tartışmalar da bu açıdan dikkat çekicidir. Parti içindeki farklı grupların birbirlerini ağır ifadelerle suçladığı, ihanet ve örgüt bağlantısı gibi çok ciddi iddiaların havada uçuştuğu bir ortamda, ortaya çıkan toplumsal gerilimlerin tamamını başka adreslerde aramak gerçekçi değildir.

Öncelikle herkes kendi evinin önünü süpürmek zorundadır.

Siyaset kurumu da medya da sivil toplum da bunu yapmak zorundadır.

Bir başka tehlikeli nokta ise sokak çağrılarıdır.

Demokratik toplumlarda protesto elbette bir haktır. Ancak siyasetin kullandığı dil son derece önemlidir. Eğer toplumun bir kesimi sürekli olarak sokağı çözüm adresi olarak görmeye başlıyorsa, bunun doğurabileceği sonuçlar dikkatle değerlendirilmelidir.

Türkiye geçmişte sokak çatışmalarının, provokasyonların ve toplumsal kutuplaşmaların bedelini ağır ödemiş bir ülkedir.

Bu nedenle bugün yapılması gereken; insanları birbirine karşı kışkırtmak değil, ortak akla davet etmektir.

Siyasetçinin görevi öfkeyi büyütmek değil, öfkeyi yönetmektir.

Gazetecinin görevi kavga üretmek değil, hakikati aramaktır.

Vatandaşın görevi ise karşısındaki insanı düşmanlaştırmadan fikirlerini savunabilmektir.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni cepheler açmak değil, mevcut yarıkları kapatmaktır.

Çünkü bu ülkenin kazanmaya ihtiyacı vardır.

Kavgaların değil.

Birliğin.

Nefretin değil.

Sağduyunun.

Ve unutulmamalıdır ki bir ülkede kameralar susmaya başlarsa, mikrofonlar korkuyla tutulursa, gazeteciler haber peşinde koşarken güvenlik endişesi yaşamaya başlarsa kaybeden yalnızca medya olmaz.

Kaybeden demokrasi olur.