TABAĞIMIZDA BİLMEDİĞİMİZ NELER VAR?

TABAĞIMIZDA BİLMEDİĞİMİZ NELER VAR?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 18, 2026 - 10:14

Bir düşünün...

Sabah kahvaltısında yediğiniz domatesi, öğle arasında içtiğiniz kahveyi ya da akşam sofranızdaki bir avuç cevizi gerçekten ne kadar tanıyorsunuz?

Çoğumuz bu soruya oldukça net cevap verebiliriz. Domateste vitamin vardır, kahve bizi zinde tutar, ceviz de sağlıklı yağ içerir. Yıllardır beslenmeyi böyle öğrendik. Hatta marketlerdeki ürünlerin arkasını çevirip kalori hesabı yapmayı, protein miktarına bakmayı, şeker oranını kontrol etmeyi de alışkanlık haline getirdik.

Ama bilim dünyası bugün bize oldukça mütevazı olmamız gerektiğini söylüyor.

Çünkü meğer soframıza koyduğumuz yiyeceklerin büyük bölümünü hâlâ tam olarak tanımıyormuşuz.

Bu cümle ilk duyulduğunda biraz garip geliyor. Sonuçta insanlık binlerce yıldır yemek yiyor. Tarım yapıyor, üretim yapıyor, araştırıyor. Ancak modern bilim, özellikle son yıllarda gıdaların içinde düşündüğümüzden çok daha büyük ve karmaşık bir dünya olduğunu fark etmeye başladı.

Beslenme denildiğinde genellikle aklımıza proteinler, karbonhidratlar, yağlar ve vitaminler geliyor. Oysa araştırmacılar bugün yiyeceklerin içinde on binlerce farklı kimyasal bileşik bulunduğunu düşünüyor. Bunların çoğunun insan sağlığı üzerindeki etkilerini ise henüz bilmiyoruz.

Aslında bu durum bana biraz uzayı hatırlatıyor.

Astronomlar yıllardır evrenin büyük bölümünün "karanlık madde" adı verilen, göremediğimiz ama varlığını bildiğimiz bir yapıdan oluştuğunu anlatıyor. Beslenme biliminde de buna benzer bir durum ortaya çıkmış durumda. Her gün tükettiğimiz yiyeceklerin içinde bulunan binlerce molekül var ama bunların büyük kısmının ne işe yaradığını, vücudumuzda nasıl davrandığını henüz tam olarak çözebilmiş değiliz.

Belki de yıllardır cevaplayamadığımız birçok sorunun nedeni burada saklı.

Neden aynı diyeti yapan iki kişiden biri çok fayda görürken diğeri göremiyor?

Neden bazı insanlar hayatları boyunca ciddi sağlık sorunları yaşamadan ilerlerken bazıları genç yaşlarda kronik hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyor?

Neden bir beslenme şekli bir kişiye iyi gelirken başka bir kişide aynı sonucu vermiyor?

Eskiden bu soruların cevabını sadece genetikte arıyorduk. Ancak bugün biliyoruz ki genler hikâyenin tamamını anlatmıyor. Hatta anlatılanlara göre genetik mirasımız sağlık risklerimizin yalnızca küçük bir bölümünü açıklayabiliyor.

Geri kalan büyük bölüm ise yaşam tarzımızla ilgili.

Hareketimiz, uykumuz, stresimiz ve elbette beslenmemiz...

Üstelik artık yediğimiz gıdaların yalnızca bizi değil, bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmayı da beslediğini biliyoruz. Onlar da bizim farkında bile olmadığımız sayısız kimyasal reaksiyon gerçekleştiriyor. Belki bir elma yiyoruz ama vücudumuzda ortaya çıkan etki yalnızca elmadan kaynaklanmıyor; elmaya bağırsaklarımızın verdiği cevaptan da kaynaklanıyor.

İnsan bedeninin ne kadar karmaşık olduğunu düşündükçe hayran olmamak elde değil.

Belki de bu yüzden son yıllarda beslenme konusunda kesin hükümler veren cümleler eskisi kadar güçlü gelmiyor bana. "Şunu yiyin", "bunu yemeyin", "tek doğru beslenme şekli budur" gibi ifadeler, bilim ilerledikçe yerini daha temkinli yaklaşımlara bırakıyor.

Çünkü görüyoruz ki insan bedeni bir makine değil.

Hepimiz farklıyız. Genlerimiz farklı, bağırsaklarımız farklı, yaşam koşullarımız farklı. Dolayısıyla aynı tabağın hepimiz üzerinde aynı etkiyi oluşturmasını beklemek de çok gerçekçi görünmüyor.

Belki de sağlıklı yaşamın geleceği, mucize besinler aramakta değil; yediğimiz gıdaların içindeki bu büyük ve henüz keşfedilmemiş dünyayı anlamakta yatıyor.

Bu nedenle artık sofraya oturduğumda yediğim yiyeceklere biraz daha farklı bakıyorum.

Bir domates sadece domates değil.

Bir ceviz sadece ceviz değil.

Bir fincan kahve de sadece kafeinden ibaret değil.

Her biri, içinde hâlâ çözemediğimiz binlerce hikâye taşıyor.

Ve belki de insan sağlığıyla ilgili en büyük keşiflerden bazıları, laboratuvarlarda değil; her gün önümüze gelen o sıradan görünen tabakların içinde bizi bekliyor.