Tarihe tanık olmak

Tarihe tanık olmak

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 12, 2026 - 19:30

Türkiye’nin beynini düşünün...
Erken saatlerinde hummalı çalışmalarla başlıyor.
Koridorları yavaş yavaş hareketleniyor.
Birileri toplantıya yetişiyor, birileri dosyalarını taşıyor, birileri telefonla konuşuyor, birileri bir sonraki çalışmanın hazırlığını yapıyor.
Kimi için sıradan bir iş günü, Kimi için yoğun bir mesai, Kimi için önemli bir siyasi gündem...
Ama bütün bunların toplamında, Türkiye'nin yakın tarihinden bir gün daha yazılıyor.
Ben o günlerin bir kısmına TBMM personeli olarak tanıklık ettim.
Belki kürsüde değildim, belki gazetelerin manşetlerinde adım yer almadı, belki kameralar bana dönmedi.
Ama ben oradaydım.
Ve her geçip giden Döne’mlerde geriye dönüp baktığımda kendime şu soruyu soruyorum:
Ben ne gördüm?

Bir dönemin başlangıcını gördüm
Önce yeni yüzleri gördüm.
Meclis'e ilk kez gelen milletvekillerinin heyecanını, merakını, telaşını gördüm.
İlk kez o kapılardan giren insanların, zamanla bu büyük yapının ritmine nasıl alıştığına şahit oldum.
Çünkü her yeni Döne’min en dikkat çekici taraflarından biri, Meclis'teki büyük yenilenmeydi.
Bu son dönemde 600 milletvekilinin 335'i ilk kez milletvekili seçilmişti.
Bu sadece bir rakam değildi.
Bu, Meclis'in hafızasına yüzlerce yeni hikâyenin eklenmesiydi.
Her yeni milletvekilinin beraberinde getirdiği başka bir şehir, başka bir meslek, başka bir hayat hikâyesi vardı ve bütün bu hikâyeler, aynı çatı altında buluştu.

İlk günlerin heyecanını gördüm
İlk Genel Kurul, İlk komisyon toplantısı, İlk konuşma, İlk yoğun mesai, İlk bütçe görüşmeleri, İlk uzun gece, İlk kez Meclis'in çalışma temposunun ne kadar yoğun olduğunu hissetmek,
Bunların her biri, milletvekilleri için olduğu kadar bizler için de dönemin yeni sayfalarıydı.
Bir süre sonra ilklerin yerini alışkanlıklar aldı.
Yeni yüzler tanıdık yüzlere dönüştü.
İlk günlerde yolunu arayanlar, zamanla Meclis'in çalışma düzeninin bir parçası oldu.
Ama biz personel olarak ilk günleri unutmadık, çünkü bizler, Meclis'in değişimini en yakından görenlerdeniz.

Ekranda birkaç dakika, gerisinde saatler
Televizyonda bir milletvekilini kürsüde birkaç dakika konuşurken görürüz, oysa o birkaç dakikanın arkasında bazen saatler, hatta günler vardır.
Hazırlanan dosyalar, Okunan raporlar, Yapılan toplantılar, Danışmanlarla gerçekleştirilen çalışmalar, Komisyon görüşmeleri, Telefon trafiği ve nihayet kürsü...
Ben bunların arka planını gördüm.
Bir konuşmanın sadece konuşma olmadığını gördüm.
Bir kanun teklifinin sadece birkaç sayfadan ibaret olmadığını gördüm.
Bir komisyon toplantısının, ülkenin bir meselesi üzerinde saatlerce düşünmek anlamına geldiğini gördüm.
Ve şunu daha iyi anladım:
Meclis'te görünen her şeyin arkasında görünmeyen büyük bir emek vardır.

Bizim de bir mesaimiz vardı, TBMM personeli olmak, sadece bir mesaiye gelip gitmek değildir.
Çünkü Meclis'in gündemi saate göre hareket etmez, Türkiye'nin gündemi bazen sabah başlar, geceye kadar devam eder, Bazen bir çalışma beklenenden uzun sürer, Bazen bir toplantının hazırlığı son dakikaya kadar devam eder, Bazen herkes evine giderken siz hâlâ görevinizin başındasınızdır.
Çünkü burada yapılan işin ertesi güne bırakılabilecek bir tarafı olmayabilir.
Biz de bu tempoya ayak uydurduk, Bazen yorulduk, Bazen uykusuz kaldık, Bazen “Bugün de bitti” dedik.
Ama ertesi sabah yine aynı koridorlarda yürüdük.
Çünkü biz biliyorduk:
Meclis çalışıyorsa, bizim görevimiz de devam ediyor.

Kameraların görmediği insanları gördüm, Meclis'in görünmeyen kahramanlarını...
Sabah herkesten önce gelenleri, Gece herkesten sonra çıkanları, Salonları hazırlayanları, Evrakları yetiştirenleri, Dosyaları takip edenleri...
Teknik sistemlerin çalışması için uğraşanları, Güvenliği sağlayanları, Temizliği yapanları, Ulaşımı sağlayanları, Yemek hizmetinden teknik desteğe kadar Meclis'in her noktasında görev yapanları...
Hepsini gördüm.
Ve şunu anladım:
TBMM sadece milletvekillerinden oluşan bir yapı değildir.
TBMM, binlerce insanın ortak emeğiyle çalışan büyük bir kurumdur.
Milletvekili kürsüde konuşur.
Ama o kürsünün hazırlanmasında, salonun çalışmasında, evrakın ulaşmasında, sistemlerin işlemesinde ve bütün bu sürecin aksamamasında çok sayıda insanın emeği vardır.
O emeğin çoğu görünmez, Ama Meclis'in çalışması için vazgeçilmezdir.

Bazen bir bakış bile çok şey anlatır
Meclis'te çalışırken insan zamanla insanları tanımayı öğreniyor.
Kimin yoğun olduğunu, Kimin telaşlı olduğunu, Kimin önemli bir toplantıya yetişmeye çalıştığını, Kimin bir vatandaşın derdini çözmeye uğraştığını, Kimin yorgun olduğunu, Kimin heyecanlı olduğunu...
Bazen bir bakıştan bile anlarsınız.
Çünkü aynı çatı altında yıllar geçirince, Meclis'in kendine özgü bir dili oluşuyor.
Sözsüz bir dil, Koşturmacanın dili, Beklemenin dili, Sabretmenin dili ve dayanışmanın dili...

Meclis'in başka bir yüzünü gördüm
Dışarıdan bakıldığında siyaset çoğu zaman tartışmalardan ibaret gibi görünür. Oysa Meclis'in içinde başka bir gerçek daha vardır:
Çalışma.
Her tartışmanın arkasında bir çalışma vardır, Her kararın arkasında bir hazırlık, Her komisyonun arkasında bir emek, Her Genel Kurul gününün arkasında onlarca insanın hazırlığı...
Bunu gördüm.
Bu nedenle Meclis'e bakışım da değişti.
Artık televizyonda bir Genel Kurul görüntüsü gördüğümde yalnızca kürsüde konuşanı görmüyorum.
O görüntünün arkasındaki emeği de düşünüyorum.
Bir salonun ışığını, Bir teknik ekibin hazırlığını, Bir görevlinin koridordaki telaşını, Bir uzmanın dosya üzerindeki çalışmasını, Bir personelin mesaisini...

TBMM’de çalışmak bana ne öğretti?
Bana sabrı öğretti, Disiplini öğretti, Görev bilincini öğretti, Farklı düşüncelerle aynı ortamda çalışabilmeyi öğretti.
Ama en çok da şunu öğretti:
Büyük kurumlar, küçük görünen işlerin büyük bir ciddiyetle yapılması sayesinde ayakta kalır.
Dışarıdan bakıldığında küçük ayrıntılar olabilir.
Ama o küçük ayrıntıların biri bile aksadığında büyük sistemin bir parçası aksar.
İşte TBMM personeli olmanın sorumluluğu burada başlıyor.

Bir gün bu koridorlardan ayrılacağız
Bir gün bu Dönemler sona erecek, Bir yenisi başlayacak, Yeni milletvekilleri gelecek, Yeni yüzler, Yeni sesler, Yeni heyecanlar...
Yeni ilkler...
Biz ise belki yine burada olacağız, belki aynı koridorlardan geçeceğiz, belki aynı salonlarda çalışacağız.
Ama geçen Döne’min kendine özgü hikâyesi artık geçmişte kalacak.
O zaman bugün birlikte çalıştığımız bazı insanları hatırlayacağız.
Ve belki bir gün bir arkadaşımızla karşılaşıp sadece: “Hatırlıyor musun o günleri?” diyeceğiz.
Karşılığında uzun bir cevap gerekmeyecek, çünkü ikimiz de ne demek istediğimizi bileceğiz.

Ben tarihin neresindeydim?
İşte yazının başındaki soruya tekrar dönüyorum.
Ben neler gördüm?
Bir Meclis'in değişimini gördüm, Yeni yüzlerin gelişini gördüm, İlklerin yaşanmasını gördüm, Siyasetin farklı yüzlerini gördüm, Tartışmaları gördüm, Uzlaşıları gördüm, Yoğunluğu gördüm, Yorgunluğu gördüm.
Ama en çok emeği gördüm.
Ve belki de en önemlisi...
İnsan gördüm.
Çünkü Meclis'in gerçek hikâyesi sadece kürsülerde değil.
İnsanlarda, Emekte, Fedakârlıkta, Sorumlulukta, Dayanışmada ve görevini sessizce, büyük bir ciddiyetle yapan insanlarda...

Sonra kendime şunu söyledim
Bir gün bu dönem bitecek, Tutanaklar arşivlere kaldırılacak, Dosyalar yerlerini bulacak, Fotoğraflar albümlerde kalacak.
Yeni dönem başlayacak.
Ama bizim hafızamızda başka bir kayıt kalacak.
Yaşanmışlık çünkü biz bu dönemi okumadık, biz bu dönemi yaşadık.
Ben bir milletvekili olarak değil, Bir siyasetçi olarak değil, Bir karar verici olarak değil...
TBMM personeli olarak yaşadım.
Belki tarihin en ön sıralarında değildim, ama tarihin yazıldığı mekândaydım, Belki adım tutanaklarda geçmeyecek, ama o tutanakların oluştuğu günlerde görevimin başındaydım, belki büyük kararların altında imzam olmayacak, ama o kararların alındığı Meclis'in bir parçasıydım.
Ve yıllar sonra biri bana:
“TBMM’de ne gördün?” diye sorduğunda... Sanırım vereceğim cevap çok kısa olacak: “Ben bir dönemi değil, bir hafızanın oluşmasını gördüm.” Ve sonra belki biraz durup şunu ekleyeceğim: “O hafızanın küçük bir parçasında benim de emeğim vardı.”
İşte benim TBMM hikâyem budur.
Ben oradaydım ve gördüm.