TEDAVİ Mİ EDİLİYORSUNUZ, YOKSA AVLANIYOR MUSUNUZ?

TEDAVİ Mİ EDİLİYORSUNUZ, YOKSA AVLANIYOR MUSUNUZ?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 7, 2026 - 18:16

Psikiyatri ve psikoloji sisteminde güven, güç, bağımlılık ve istismar ihtimali üzerine hastalara açık çağrı

Ey, “hasta” olarak nitelendirilen insanlar…

Bu yazıyı size yukarıdan bakan bir yerden değil, insanın bir uzmana güvenmek zorunda kaldığında ne kadar savunmasızlaşabileceğini bilen bir yerden yazıyorum.

Size söylemek istediğim çok basit ama çok önemli bir şey var:

SORGULAYIN.

Psikiyatristinizin diplomasını değil; size uygulanan yöntemi sorgulayın. Psikoloğunuzun mesleğini değil; kurulan ilişkinin sınırlarını sorgulayın. Tedaviyi reddetmeyin ama tedavi adı altında size sunulan her şeyi de sorgulamadan kabul etmeyin.

Çünkü uzmanlık, sorgulanamazlık değildir.

Bir psikiyatrist ya da psikolog size bir yöntem, süreç veya yaklaşım sunduğunda soru sorun:

Bu neden yapılıyor?

Amacı ne?

Ne kadar sürecek?

Benim iyileşmeme nasıl katkı sağlayacak?

Bu ilişkinin sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor?

Aydınlatılmayı talep edin.

Çünkü sağlık hizmetinde güven değerlidir; fakat güven, kişinin sorgulama hakkından vazgeçmesi anlamına gelmez.

Karşınızdaki insanın unvanı ne kadar büyük olursa olsun, söz konusu olan sizin zihniniz, duygularınız, bedeniniz ve hayatınızdır.

Bir noktadan sonra ne yaşadığınızı anlayamıyorsanız, kafanız giderek daha fazla karışıyorsa, görüşmeden çıktığınızda kendinizi sürekli daha kötü, daha bağımlı, daha çaresiz hissediyorsanız ve içinizde ısrarla “Burada bir tuhaflık var” düşüncesi beliriyorsa, bunu küçümsemeyin.

Bu his tek başına bir etik ihlalin veya istismarın kanıtı değildir.

Ama soru sormak için yeterli bir nedendir.

Gerekirse ikinci bir uzman görüşü alın.

Gerekirse mesafe koyun.

Gerekirse ilişkinin çerçevesini açıkça sorun.

Ve gerekiyorsa o uzmanla ilişkinizi sonlandırma cesaretini gösterin.

Çünkü biz güveniyoruz.

Bazen çok güveniyoruz.

Hatta bazen hayatımızın başka hiçbir alanında kimseye anlatmadığımız şeyleri o odada anlatıyoruz. Korkularımızı, utançlarımızı, travmalarımızı, arzularımızı, ailemizi, ilişkilerimizi, geçmişimizi…

Kısacası bir yabancının önüne ruhumuzun haritasını bırakıyoruz.

İşte psikiyatri ve psikoloji alanındaki profesyonel sorumluluğun ağırlığı tam burada başlıyor.

Çünkü hasta ya da danışan, karşısındaki uzman hakkında sınırlı şey bilir. Uzman ise zaman içerisinde karşısındaki insanın en hassas noktalarını öğrenebilir.

Bu nedenle taraflar arasında sıradan bir sosyal ilişkide bulunmayan bir bilgi ve güç asimetrisi doğabilir.

Ve güç varsa sınır gerekir.

Güven varsa sorumluluk gerekir.

Savunmasızlık varsa etik gerekir.

Bazen karşımızdaki uzmana sevgi, hayranlık, bağlılık, hatta aşk olarak tarif ettiğimiz son derece güçlü duygular geliştirebiliriz.

Bunun gerçekleşmesi insanı utanılacak, küçümsenecek veya alaya alınacak biri yapmaz.

Asıl mesele, bu duygular ortaya çıktığında profesyonel ilişkinin nasıl yönetildiğidir.

Çünkü hastanın duygularının ortaya çıkması başka şeydir; profesyonel konumdaki kişinin bu duygular karşısındaki sorumluluğu başka şeydir.

Hasta sınırları karıştırabilir.

Danışan bağlanabilir.

İnsan âşık olabilir.

İnsan hayran olabilir.

İnsan terk edilmekten korkabilir.

Tam da bu nedenle profesyonel sınırların korunması yalnızca hastanın veya danışanın omuzlarına bırakılamaz.

Şimdi kendinize bazı sorular sorun:

Tedavi mi oluyorum, yoksa bağımlı hâle mi geliyorum?

Bu ilişki zaman içerisinde beni kendi ayaklarım üzerinde durabilen biri hâline mi getiriyor, yoksa o kişi olmadan hiçbir şey yapamayacağımı mı düşündürüyor?

Duygularım anlaşılmaya ve iyileşmeye mi hizmet ediyor, yoksa sömürülüyor olabilir mi?

Maddi veya manevi açıdan istismar edildiğimi düşündüren işaretler var mı?

Profesyonel sınırlar açık mı, yoksa zaman içerisinde giderek belirsizleşiyor mu?

Neden bu yöntemin uygulandığını biliyor muyum?

Soru sorduğumda açıklama alabiliyor muyum?

Rahatsızlığımı dile getirebiliyor muyum?

Ve belki de en önemli sorulardan biri:

Ben iyileşiyor muyum, yoksa yalnızca bu ilişkinin içinde kalmaya mı çalışıyorum?

Çünkü tedavinin amacı insanı bir uzmana sonsuza kadar bağlamak değildir.

Ruh sağlığı hizmetinin merkezinde insan vardır.

Uzmanlık insan için vardır; insan uzmanlık için değil.

Burada maddi sömürü kadar manevi sömürüyü de konuşabilmeliyiz. Her sorun ücret değildir. Hatta kimi zaman ücret alınmaması veya indirim yapılması bile tek başına ilişkinin sağlıklı ya da etik olduğunu göstermez.

Bir ilişkinin niteliği yalnızca para üzerinden ölçülemez.

İnsan bazen parasından değil; güveninden, sevgisinden, bağlılığından, mahremiyetinden veya duygusal kırılganlığından zarar görebilir.

Bu nedenle mesele “Kaç para ödendi?” sorusundan çok daha büyüktür.

Asıl sorulardan biri şudur:

Bu güç ilişkisi nasıl yönetildi?

Elbette her yoğun bağ istismar değildir.

Her kafa karışıklığı etik ihlal değildir.

Her başarısız tedavi malpraktis değildir.

Her psikiyatrist veya psikolog da kötü niyetli değildir.

Bunu özellikle söylüyorum.

Mesleğini etik, bilimsel ve vicdanlı biçimde yapan, sınırlarını titizlikle koruyan, gerektiğinde hastasını başka bir uzmana yönlendiren ve hastasının özerkliğine saygı duyan çok sayıda ruh sağlığı çalışanı vardır.

Zaten onları korumanın yollarından biri de sorunlu uygulamaları konuşabilmektir.

Çünkü eleştiri bir mesleğe saldırmak değildir.

Denetim düşmanlık değildir.

Soru sormak bilime karşı çıkmak değildir.

Hasta hakkını savunmak da psikiyatri düşmanlığı değildir.

Tam tersine, güvenilir bir sistem eleştiriden korkmaz.

Kendisini sorgulatabilir.

Hatalarını inceleyebilir.

Sınır ihlallerini konuşabilir.

Hastanın sözünü dinleyebilir.

Ve gerektiğinde kendi mensubuna da “Burada ne oldu?” diye sorabilir.

Benim itirazım psikiyatriye veya psikolojiye değil.

Benim itirazım, herhangi bir mesleki otoritenin sorgulanamaz hâle gelmesine.

Çünkü bir insanın önüne “uzman” unvanını koyduğunuz anda, karşısındaki insanın bütün sezgileri hükümsüz hâle gelmemeli.

Ve sakın şunu düşünmeyin:

“Ben hastayım. Bana kim inanır?”

İşte bu cümle belki de sistemin üzerinde en fazla düşünmesi gereken cümledir.

Bir insanın psikiyatrik tanısının bulunması, söylediği her şeyin otomatik olarak hastalığının belirtisi kabul edilmesine yol açmamalıdır.

Bir tanı, insanın sözünü değersizleştiren bir mühür değildir.

Bir tanı; soru sorma hakkınızı, şikâyet etme hakkınızı, ikinci görüş alma hakkınızı, sınır koyma hakkınızı ve gerektiğinde hukuk yollarına başvurma hakkınızı ortadan kaldırmaz.

“Hasta” etiketi insan olmanın önüne geçemez.

Ben bir hukukçu olarak sesini duyurmakta zorlanan insanların da haklarının bulunduğunu biliyorum.

O yüzden size “Her uzmana şüpheyle bakın” demiyorum.

Tam tersine:

Güvenin.

Ama bilinçli güvenin.

Tedavi olun.

Ama ne yapıldığını sorun.

Bağ kurun.

Ama sınırların nerede olduğunu bilin.

Bir uzmana değer verin.

Ama kendi değerinizi onun karşısında kaybetmeyin.

Ve bir şeylerin yanlış gittiğini düşünüyorsanız, sırf karşınızdaki insanın unvanı sizden büyük diye kendi sesinizi susturmayın.

Çünkü diplomanın karşısında insan vardır.

Unvanın karşısında insan vardır.

Teşhisin arkasında insan vardır.

Uzakta olabilirsiniz. Sessiz kalabilirsiniz. Bana katılmayabilirsiniz. Beni eleştirebilirsiniz. Hatta söylediklerime öfkelenebilirsiniz.

Ama ben yine de aynı çağrıyı yapacağım:

Sorgulayın.

Bilgi isteyin.

Sınırlarınızı koruyun.

İkinci görüş almaktan çekinmeyin.

Ve kendinizi yalnızca “hasta” kelimesinden ibaret görmeyin.

Çünkü siz önce insansınız.

Sözünüz var.

İradeniz var.

Haklarınız var.

Ve hiçbir tanı, hiçbir unvan, hiçbir otorite bunları sizden alamaz.