TERAPİ KİSVESİ ALTINDA İSTİSMAR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir insan yardım almak için bir psikiyatristin ya da terapistin kapısından girer.
Korkularını anlatır. Travmalarını anlatır. Kimseye söyleyemediklerini söyler. Bazen zamanla karşısındaki profesyonele bağlanır, onu idealize eder, hatta ona âşık olur.
Psikiyatri buna yabancı değildir.
Aktarım vardır.
Karşı-aktarım vardır.
Tam da bu nedenle profesyonel sınırlar vardır.
Çünkü mesele hastanın ne hissettiği değil, profesyonelin kendisine yönelen bu duyguyla ne yaptığıdır.
TERAPİ NEREDE BİTER, İSTİSMAR NEREDE BAŞLAR?
İstismar denildiğinde akla yalnızca açık cinsel ilişki gelmemeli.
Bir hastanın yoğun duygusal bağlılığının bilinmesine rağmen sınırların bulanık bırakılması, hastanın kendisini “özel” hissetmesine yol açabilecek kişisel yakınlığın artırılması, romantik veya cinsel anlam yüklenebilecek davranışların ortaya çıkması, profesyonelin kendi duygusal ihtiyaçlarını hastayla kurduğu ilişki üzerinden karşılaması gibi durumlar da ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Üstelik bunların hiçbiri tek başına hüküm kurmaya yetmeyebilir.
Asıl mesele örüntüdür.
Hasta âşık olduğunu söylüyor.
Profesyonel bunu biliyor.
Hasta ilişkinin kendisine zarar verdiğini söylüyor.
Profesyonel bunu da biliyor.
Hasta uzaklaşmaya çalışıyor.
Ama ilişki yeniden yakınlaşıyor.
Sınırlar giderek bulanıklaşıyor.
Sonra bütün bunların üzerine tek bir kelime örtülüyor:
“Terapi.”
Hayır.
Terapi, içinde gerçekleşen her davranışı otomatik olarak terapötik hâle getiren sihirli bir kelime değildir.
“SÜREÇ” NE ZAMAN BİR CEVAP OLMAKTAN ÇIKAR?
Psikoterapide bazı sorunların çözülmesi uzun zaman alabilir. Her terapinin belirli bir tarihte sonuç vermesi beklenemez.
Fakat “süreç” kelimesi de her sorunun cevabı olamaz.
Hasta neden giderek daha bağımlı hâle geliyor?
“Süreç.”
Sınırlar neden bulanık?
“Süreç.”
Bu ilişkinin terapötik hedefi ne?
“Süreç.”
Peki çözüm?
Bir noktadan sonra aynı kelime her soruya cevap olarak kullanılıyorsa, hasta da şu soruyu sorma hakkına sahiptir:
Ben gerçekten tedavi mi ediliyorum, yoksa içinde bulunduğum ilişkinin devamı mı yönetiliyor?
İşte denetimin başlaması gereken yer burasıdır.
AKTARIM, PROFESYONELE VERİLMİŞ BİR İMTİYAZ DEĞİLDİR
Hastanın profesyonele âşık olması başlı başına etik ihlal değildir.
Bazen aktarım doğrudan terapinin çalışma alanıdır.
Ancak “aktarım” kavramı, profesyonelin istediği kadar sınır esnetebileceği anlamına gelmez.
Tam tersine, hasta ne kadar yoğun bağlanmışsa profesyonelin sınır sorumluluğu o kadar önem kazanır.
Çünkü ilişkinin gücünü belirleyen kişi çoğu zaman hasta değildir.
Çerçeveyi profesyonel belirler.
Yakınlığın sınırını profesyonel korur.
Karşı-aktarımını profesyonel yönetir.
Gerektiğinde süpervizyon isteyen profesyoneldir.
Gerektiğinde tedavi yöntemini değiştiren veya başka bir uzmana yönlendirmeyi değerlendiren de profesyoneldir.
Bu nedenle yoğun aktarım ortaya çıktığında yalnızca:
“Hasta neden âşık oldu?”
diye soramayız.
Asıl soru şudur:
“PROFESYONEL, HASTANIN ÂŞIK OLDUĞUNU ÖĞRENDİKTEN SONRA NE YAPTI?”
SINIR İHLALİ HER ZAMAN BÜYÜK BİR OLAYLA BAŞLAMAZ
Bazen mesele tek bir dramatik hareket değildir.
Hitap biçimi değişir.
İletişimin niteliği değişir.
Profesyonel mesafe azalır.
Hastaya kendisini diğerlerinden farklı hissettiren davranışlar ortaya çıkar.
Fiziksel temasın sınırı değişebilir.
Seans dışı iletişim yoğunlaşabilir.
Kişisel açıklamalar artabilir.
Hastanın romantik veya cinsel anlam yükleyebileceği belirsizlikler giderilmek yerine devam ettirilebilir.
Bunların her biri kendi bağlamında masum da olabilir.
Fakat etik değerlendirme zaten tek tek fotoğraflara değil, filmin tamamına bakmalıdır.
Çünkü sınır ihlali bazen bir anda değil, santim santim gerçekleşir.
ÜCRET DE MASUMİYET ÖLÇÜSÜ DEĞİLDİR, SUÇLULUK ÖLÇÜSÜ DE
Bu tartışmayı yalnızca paraya indirgemek de büyük hata olur.
Ücret alınması tek başına sömürü anlamına gelmez.
Ücret alınmaması veya indirim yapılması da tek başına profesyonelin etik davrandığını kanıtlamaz.
Hatta yoğun duygusal aktarım bulunan bazı ilişkilerde hastaya tanınan özel ekonomik veya kişisel ayrıcalıkların, hastada “Ben onun için farklıyım” algısını güçlendirip güçlendirmediği de bütün örüntü içerisinde değerlendirilebilir.
Çünkü istismar iddiasında söz konusu kazanç her zaman para değildir.
İnsan bazen para ister.
Bazen ilgi ister.
Bazen hayranlık ister.
Bazen kendisine bağımlı bir insanın varlığından doyum sağlayabilir.
Bunların varlığı ise varsayımla değil, somut olayın bütünüyle değerlendirilmelidir.
“BEN TERAPİ YAPIYORDUM” TEK BAŞINA CEVAP DEĞİLDİR
Bir profesyonelin yaptığı şeyin gerçekten terapötik olup olmadığını belirleyen yalnızca ona verdiği isim değildir.
Amaç neydi?
Yöntem neydi?
Sınırlar nasıldı?
Hasta bilgilendirildi mi?
Ortaya çıkan zarar fark edildiğinde ne yapıldı?
Bağımlılık azaltılmaya mı çalışıldı, yoksa giderek arttı mı?
Karşı-aktarım yönetildi mi?
Gerektiğinde başka bir profesyonelden görüş alındı mı?
Tedavinin devamının hastanın yararına olup olmadığı yeniden değerlendirildi mi?
İşte bunlar konuşulmalıdır.
“TERAPİYDİ” DEMEK, ETİK İNCELEMENİN SONU DEĞİL; BAŞLANGICIDIR.
Her sınır hatası istismar değildir.
Her başarısız terapi malpraktis değildir.
Her uzun terapi dolandırıcılık değildir.
Her etik ihlal de ceza hukuku anlamında suç oluşturmaz.
Bunları birbirinden ayırmak zorundayız.
Ama aynı titizlikle şunu da söylemek zorundayız:
Mesleki terminoloji, gerçekten gerçekleşmiş bir sınır ihlalini görünmez kılmak için kullanılamaz.
Psikiyatrik tanı hastanın sözünü otomatik olarak değersizleştiremez.
Akademik unvan profesyoneli sorgulanamaz hâle getiremez.
“Karşı-aktarım” sorumluluğu ortadan kaldıramaz.
“Aktarım” hastayı suçlu yapamaz.
“Süreç” çözümsüzlüğün sonsuz gerekçesi olamaz.
“Seans” her şeyi meşrulaştıramaz.
Ve “terapi” kelimesi, yaşananların üzerine çekilmiş bir perdeye dönüşemez.
Çünkü psikiyatrinin görevi kendisine bağlanan insanı daha da kendisine bağlamak değil, mümkün olduğu ölçüde kendi ayakları üzerinde durabilecek hâle getirmektir.
Bu yüzden bir dosyada yalnızca hastanın ne yaptığına bakmayın.
Profesyonelin ne yaptığını da sorun.
Hastanın duygularını inceleyin.
Ama profesyonelin bu duygular karşısındaki davranışlarını da inceleyin.
Tek bir cümleyi değil, bütün örüntüyü görün.
Ve en önemlisi, “terapi” kelimesinden korkmayın.
Çünkü bazen sorulması gereken en rahatsız edici soru en basitidir:
BU GERÇEKTEN TEDAVİ MİYDİ?
YOKSA TERAPİ KİSVESİ ALTINDA İSTİSMAR MI?