Üç Bakanlık, Bir Protokol, Sıfır Sonuç: Devlet Sözünün Sermayeyle İmtihanı

Üç Bakanlık, Bir Protokol, Sıfır Sonuç: Devlet Sözünün Sermayeyle İmtihanı

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 12, 2026 - 23:22

Kamu Otoritesi ve Sermaye Kıskacında Emek Mücadelesi

Türkiye’de endüstri tarihi, yeraltı kaynaklarının çıkarılmasında emeği geçen işçilerin hak arama mücadeleleriyle şekillenmiştir. Son dönemde Eskişehir Mihallıçtaki maden işletmesinde somutlaşan ve ardından başkente taşınan protesto dalgası, yalnızca bir ücret uyuşmazlığı değil; hukukun üstünlüğü, idari yaptırım güçlerinin sınırları ve devletin garantörlük işlevi açısından incelenmesi gereken yapısal bir krizdir.

Sürecin sosyo-hukuki boyutuna bakıldığında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın arabuluculuğunda tesis edilen kurumsal müzakere masaları, başlangıçta krizin idari yollarla çözülebileceğine dair bir iyimserlik yaratmıştı. İşçi temsilcileri, devletin üst düzey yürütme organlarının taahhütlerine ve bizzat kamu güvencesi altında imzalanan protokollere güvenerek meşru eylemlerini askıya almıştır.

Ancak gelinen nokta, taraflar arasında akdedilen idari protokollerin ve kamu otoritesi tarafından verilen sözlerin, işleyiş aşamasında işlevsiz kaldığını göstermektedir.

Taahhütlerin ihlali boyutunda hem sermaye hem kamu bürokrasisi düzeyinde iki farklı sorumluluk alanı mevcuttur:

Sermaye cephesinde, Yıldızlar SSS Holding yönetimi, işçilerin geçmiş dönem kıdem, ihbar ve toplu iş sözleşmesi farklarını ödemekle birlikte, krizin esas odağı olan "zorunlu ücretsiz izin" dönemine ait mali yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerinin teftiş raporuyla da tescil edildiği üzere; mevzuata aykırı biçimde uygulanan ücretsiz izin dönemine ait ücretlerin ve SGK primlerinin geriye dönük ödenmesi gerekmektedir. Haziran ayında bakanlık nezdinde imzalanan 4'üncü resmi protokolde, söz konusu alacakların en geç 23 Temmuz tarihinde tediye edileceği şirket tarafından imza altına alınmıştır.

Bu yasal ve idari takvimin işletilmemesi, hukuki öngörülebilirlik ilkesinin açık bir ihlalidir.

Kamu otoritesi düzeyindeki en büyük aksama ise "garantörlük" mekanizmasının işletilememesidir.

İşçilerin anayasal haklarını kullanarak gerçekleştirdikleri protestolar, yalnızca özel bir teşebbüse karşı değil, aynı zamanda altına imza attığı metnin arkasında durmayan idari mekanizmalara yönelik bir sitem barındırmaktadır.

Bakanlık müfettişlerinin işçinin haklılığını idari raporla sabitlemesine rağmen; kamu idaresinin elinde bulunan ruhsat askıya alma, faaliyet durdurma veya benzeri caydırıcı idari yaptırımların sermaye grubuna karşı uygulanmaması, devletin hakemlik rolünün zedelenmesine yol açmıştır.

Çok taraflı ve bakanlık gözetiminde imzalanan protokollerin bir özel şirket tarafından tek taraflı olarak kadük bırakılabilmesi, kamu otoritesinin saygınlığı açısından düşündürücüdür.

Bir diğer komedi diğer sendikaların hareketlenmemesi hareketlenememesi artık herne derseniz bakın bağımsız maden iş temsilcisinin Biz Enerji Bakanlığı ile görüşemeden gözaltına alındık fakat sarı sendikalar istediklerinde kapalı kapılar ardında görüşüyor demesi ….

Eğer bir hukuk devletinde, yürütmenin en üst mercilerinin şahitliğinde protokole bağlanan işçi hakları bile bir holdingin operasyonel tercihleriyle askıya alınabiliyorsa, bu durum endüstriyel barışın zedelenmesine yol açar.

Ankara sokaklarında yükselen madenci feryadı, özü itibarıyla rasyonel bir talebe dayanmaktadır:

Kamu otoritesinin kendi attığı imzaya sahip çıkması ve yasaların öngördüğü yaptırım mekanizmalarını tarafsız biçimde işletmesi gerekmektedir vesselam