15 Temmuz ve Devam Eden Mücadele
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
15 Temmuz hain darbe ve işgal girişiminin üzerinden on yıl geçti. Ancak yakın tarihimizin en büyük kırılma noktalarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Darbeciler; tanklarıyla, savaş uçaklarıyla, helikopterleriyle ve ağır silahlarıyla Türkiye'yi teslim alabileceklerini düşündüler. Hesap edemedikleri ise bu milletin zor zamanlarda ortaya çıkan iradesiydi.
Ölüme Yürüme Cesareti
Kurşunun üzerine yürümek... Göğsünü mermilere siper ederek yürümek... Bu, sıradan bir insan davranışı olabilir mi?
İnsan tabiatı gereği tehlike ile mesafelidir. Fakat milletlerin tarihinde öyle anlar vardır ki, vatanı koruma iradesi canını koruma içgüdüsünün önüne geçer. 15 Temmuz gecesi yaşanan budur. İnsanımız ölmek için değil, yaşatmak için sokağa çıktı; gerektiğinde şehit olmayı göze alarak…
Mehmet Âkif'in, "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!" mısrasını öylesine yazdığını kim söyleyebilir? O, İstiklâl Harbi'nde şahit olduğu millet iradesini tanıyarak yazmıştır. Bağımsızlığın, gerektiğinde can pahasına savunulan bir varoluş davası olduğunu bilerek.
İstiklâl Marşı'nı yazdıran bu karakterdir. Korkan milletlerin İstiklâl Marşı olur mu? Çanakkale'de ve Sakarya'da geri çekilmeyi reddeden irade ile 15 Temmuz gecesi meydanları dolduran irade, bu bakımdan aynı karakterin tezahürüdür.
Bu ruhu ayağa kaldıran ve diri tutan en önemli unsurlardan biri kuşkusuz Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın milleti meydanlara davet etmesidir. Bu çağrı, tarihî bir önemdedir. Darbecilerin ilk hedeflerinden biri olmasına rağmen Erdoğan'ın o gece liderlik göstermesi, milletiyle birlikte ölümün üzerine yürümesi ve kaderini milletiyle birleştirmesi tarihî bir anlam taşımaktadır.
Velhasıl, "Varlığım Türk varlığına armağan olsun." andı, 15 Temmuz gecesi milyonlarca insanın iradesinde vücut bulmuştur.
Sizin Çocuklar Başarısız Oldu!
Türkiye'nin yakın siyasi tarihi, aynı zamanda darbelerin tarihidir. Demokrasi hayatımız defalarca kesintiye uğramış, her askerî müdahale, Türkiye'nin siyasal ve stratejik istikametini de yeniden şekillendirmiştir. Bu kırılmaların en belirgin örneklerinden biri hiç kuşkusuz 12 Eylül 1980 darbesidir.
Ancak 15 Temmuz, önceki darbelerden çok daha farklı bir anlam taşımaktadır. 15 Temmuz Türkiye'ye yönelik doğrudan bir işgal girişimidir.
Hedef alınan Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın etkisiz hâle getirilmek istenmesi, Meclis’in bombalanması, emniyet teşkilatının ve diğer stratejik kurumların eş zamanlı saldırıya uğraması bu anlamıyla tesadüf değildir.
Neticede ben diyeyim kırk, siz deyin elli yıldır eğitimden yargıya, emniyetten Türk Silahlı Kuvvetleri'ne kadar devletin kritik kurumlarına sistemli biçimde yerleştirilen (sızan değil) bu yapı, Türkiye'nin stratejik yönelimini değiştirmeyi amaçlayan büyük bir jeopolitik planın aparatı olarak hareket etti. Bu nedenle o gece kullanılan silahları yalnızca bir grup darbecinin envanteri olarak görmek yanıltıcı olur.
Nitekim dönemin ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel, beraber çalıştıkları bazı komutanların tutuklandığını belirterek, "Sanıyorum bazıları şu anda hapiste." demiştir.
15 Temmuz'un diğer büyük anlamı ise Türkiye'nin bu işgal girişimini başarısızlığa uğratmış olmasıdır. Hesap tutmamıştır. Türkiye, yalnızca seçilmiş iktidarını değil; bağımsızlığını, milli egemenliğini ve kendi istikametini tayin etme iradesini de korudu.
Bu bakımdan 15 Temmuz, Türkiye'nin zincirlerini kırdığı tarihî bir dönüm noktasıdır. Buna halk devrimi de denilebilir, demokrasi devrimi de, bağımsızlık devrimi de...
Onları çocuklarının 16 Temmuz sabahı gözleri yaşlı kaldı; tarihin kalemi ise yeniden Türkiye'nin eline geçti.
Yeni Mücadele Dönemi
15 Temmuz'un ardından devletimiz, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı adli ve idari mücadelelerinden birini yürüttü. Resmî verilere göre bugüne kadar 720 bini aşkın kişi hakkında adli işlem yapıldı; yüz binlerce dosya incelendi, örgütün devlet ve toplum içindeki yapılanmasına ağır darbeler indirildi. Bu mücadelenin aynı ciddiyetle devam etmesi, Türkiye'nin milli güvenliği açısından tartışmasız bir zorunluluktur.
FETÖ ile mücadelede en kritik meselelerden biri de siyasi iradenin kendi içindeki sınavıdır. Her tasfiye süreci, aynı zamanda geçmişle yüzleşmeyi gerektirir. Mücadelenin tavizsiz sürmesini samimiyetle isteyen geniş bir kesim bulunduğu gibi; geçmiş ortaklıklar, siyasi kader birlikleri, akrabalık ilişkileri veya farklı düzeylerde kurulmuş temaslar zaman zaman bu mücadelenin hızını ve kapsamını etkileyebilmektedir. Bu nedenle FETÖ ile mücadelede siyasi cesaret vazgeçilmez olmalı.
Elbette bu mücadelede düşmanın kim olduğunu bilmek kadar, dostun kim olduğunu doğru tespit etmek de hayati öneme sahip.
Şüphesiz FETÖ ile mücadeleyi yalnızca emniyet operasyonlarına ve mahkeme salonlarına sıkıştırmak yeterli değildir. Bu noktada hepimizin sorumlulukları vardır. Güvenlik bürokrasisi örgüt mensuplarını tasfiye etmeli; fakat örgütü besleyen düşünsel zemini ortadan kaldıracak olan siyasetin, üniversitelerin, düşünce kuruluşlarının ve entelektüel hayatın üreteceği fikrî mücadeledir.
Çünkü FETÖ ile mücadele aynı zamanda, bir gelecek meselesidir. Bunun yolu; liyakati tavizsiz biçimde esas alan bir kamu düzeni kurmaktan, devleti her türlü cemaat ve hizip ilişkisinden uzak tutmaktan, milli egemenlik ve ulus devlet fikrini güçlü bir düşünsel zeminde yeniden üretmekten ve Türkiye'ye yönelik psikolojik, kültürel ve ideolojik operasyonlara karşı sağlam bir savunma hattı oluşturmaktan geçmektedir.
Örneğin bugün "Türkiye'de adalet yok" söylemi üzerinden hem içeride hem de dışarıda sistematik bir algı kampanyası yürütülmektedir. Elbette hiçbir hukuk sistemi eleştiriden muaf değildir. Ancak Türkiye'nin bütünüyle hukuksuz bir ülke olarak gösterilmesi kimin işine gelmektedir? Avrupa Parlamentosu'nun, AİHM'in ve bazı Batılı siyasi çevrelerin bu söylemi sürekli beslemesi kimleri cesaretlendirmekte, kimlerin elini güçlendirmektedir? İşte fikrî mücadelenin verilmesi gereken alanlardan biri de burasıdır.
15 Temmuz gecesi canlarını vatan uğruna feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi ise minnet ve ş