ABBAS’A TARİHSEL VE DİPLOMATİK BİR HATIRLATMA: DOSTLUK, BAŞKASININ İRADESİNİ YOK SAYARAK KORUNAMAZ!

ABBAS’A TARİHSEL VE DİPLOMATİK BİR HATIRLATMA: DOSTLUK, BAŞKASININ İRADESİNİ YOK SAYARAK KORUNAMAZ!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 30, 2026 - 13:49

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne gerçekleştirdiği ziyaret ve Rum lider Nikos Hristodulidis ile yaptığı görüşmede Kıbrıs meselesinin de gündeme gelmesi, diplomatik ilişkilerin olağan akışı içerisinde değerlendirilip geçiştirilecek bir gelişme değildir. Çünkü bazı diplomatik temaslar, yalnızca iki yönetim arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda üçüncü tarafların siyasi varlığını, haklarını ve hassasiyetlerini de doğrudan ilgilendiren sonuçlar doğurabilir. Abbas’ın bu ziyareti de Kıbrıs Türk Halkı açısından böyle bir anlam taşımaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklama, ziyaretin yarattığı rahatsızlığı ortaya koyarken, Filistin yönetimine yönelik önemli bir diplomatik beklentiyi de açıkça ifade etmektedir: Kıbrıs Türk Halkının varlığı ve siyasi iradesi, başka ülkelerle kurulan ilişkilerde görmezden gelinmemelidir.

Mahmud Abbas’ın öncelikle üzerinde düşünmesi gereken husus, uluslararası siyasette ilkelerin kişilere, ülkelere veya dönemsel ittifaklara göre değiştirilemeyeceğidir. Filistin Halkının kendi geleceğini belirleme hakkını savunan bir siyasi liderin, başka bir halkın aynı yöndeki iradesine karşı kayıtsız kalması ciddi bir tutarlılık sorunu doğurur. Bir halkın siyasi varlığının tanınmasını talep etmek, yalnızca kendi mücadelesinin haklılığını anlatmakla sınırlı değildir; aynı zamanda başka halkların tarihsel tecrübelerine ve siyasi tercihlerine de saygı göstermeyi gerektirir. Bu nedenle Abbas’ın Kıbrıs meselesine yaklaşımı, Filistin yönetiminin uluslararası alanda savunduğu ilkelerle birlikte değerlendirilmelidir. İlkesel duruş, yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir diplomatik söylem değil, her koşulda korunması gereken bir siyasi sorumluluktur.

Kıbrıs Türk Halkının tarihsel hafızası, bugün ortaya konulan hassasiyetin nedenlerini anlamak bakımından önemlidir. Ada’da yaşanan çatışmalar, toplumlar arasındaki güven bunalımı, Kıbrıs Türklerinin güvenlik ve varlık mücadelesi, meselenin yalnızca anayasal düzenlemelerden veya diplomatik müzakerelerden ibaret olmadığını göstermektedir. Kıbrıs Türk Halkı, kendi geleceğini belirleme iradesini ortaya koyarken ağır tarihsel tecrübelerden geçmiş, siyasi eşitliğinin ve güvenliğinin korunması için mücadele vermiştir. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında varlığını sürdüren bu halkın siyasi tercihlerini, Rum tarafının temsil iddiası içerisinde eritmeye çalışmak, geçmişin gerçeklerini ortadan kaldırmaz. Diplomatik ilişkilerde dikkate alınması gereken de tam olarak bu tarihsel ve siyasi gerçekliktir.

Abbas’ın Hristodulidis ile görüşmesinde Kıbrıs meselesinin ele alınması, Kıbrıs Türk Halkının neden rahatsızlık duyduğunu açıklayan temel noktadır. Bir devlet başkanının başka bir yönetimle görüşmesi elbette kendi diplomatik takdiri içerisindedir. Ancak söz konusu görüşmede, Ada’nın geleceğini ve siyasi statüsünü ilgilendiren bir mesele gündeme getiriliyorsa, bu temasın diğer taraf üzerindeki etkileri de hesaba katılmalıdır. Diplomasi, yalnızca görüşme masasında bulunanların beklentileriyle şekillenmez; masanın dışında bırakılanların haklı itirazlarını da dikkate almak zorundadır. Aksi takdirde diyalog adı altında yürütülen temaslar, çözüm üretmek yerine mevcut ayrışmayı daha da derinleştirebilir.