BENİM İÇİN ÜZÜLMEYİN: KAAN KORA HATIRINA

BENİM İÇİN ÜZÜLMEYİN: KAAN KORA HATIRINA

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 30, 2026 - 12:48

İnsanların birbirleri adına üzülme konusunda gösterdikleri cömertliği, birbirlerini anlama konusunda da gösterebildikleri bir dünya hayal ediyorum.

Çünkü bazen merhamet, anlamanın önüne geçiyor. Bazen iyi niyetle söylenen bir cümle, insanı hiç istemediği bir kimliğin içine hapsediyor.

“Senin adına çok üzülüyorum.”

Peki, neden?

Hayatım sizin beklentilerinize uygun ilerlemediği için mi? Seçimlerim sizin doğrularınızla örtüşmediği için mi? Sevmemem gereken birini sevdiğim, vazgeçmem gerektiği düşünülen bir şeyden vazgeçmediğim ya da herkesin yıkılacağımı sandığı yerde hâlâ ayakta durduğum için mi?

Benim için üzülmeyin. Çünkü ben kendimi bir trajedinin başkahramanı olarak görmüyorum.

İnsan hayatı yalnızca kazanımların, başarıların ve mutlu sonların toplamından ibaret değildir. Kaybetmek de yaşama dâhildir. Yanılmak, çelişmek, özlemek, karşılık bulamamak, hatta zaman zaman kendi doğrularıyla çatışmak da öyle.

Modern toplumun insanlara dayattığı tuhaf bir mutluluk zorunluluğu var. Herkes güçlü görünmeli, herkes geçmişini geride bırakmalı, herkes kendisine iyi gelmeyen şeylerden uzaklaşmalı ve mümkünse bütün bunları kısa sürede başarmalı.

Sanki insan ruhu bir şirket bilançosu!

Zarar eden duygular tasfiye edilecek, karşılık bulmayan yatırımlar sonlandırılacak, verimsiz ilişkiler kapatılacak.

Ne kadar ekonomik, ne kadar rasyonel ve ne kadar insansız!

Oysa insan, yalnızca aklıyla yaşayan bir varlık değildir. Bazen kendi içinde çelişir. Bazen doğru olduğunu bildiği şeyle hissettiği şey birbirinden ayrılır. Bazen de hiçbir karşılık beklentisi olmadan sevmeyi seçer.

Bu tercihler eleştirilebilir. Sonuçları tartışılabilir. Ancak her farklı tercih, sahibinin acınacak durumda olduğunu göstermez.

Bir insanın hayatını anlamakla onun adına hüküm vermek arasında önemli bir fark vardır.

Psikoloji bize insan davranışlarının çok katmanlı olduğunu söyler. Sosyoloji, bireysel tercihlerin toplumsal normlarla sürekli çatıştığını gösterir. Felsefe ise yüzyıllardır aynı soruyu sorar: İnsan kendi hayatının ne kadar sahibidir?

Hukuk açısından bakıldığında da insanın özgürlüğü, yalnızca toplumun onayladığı seçimleri yapabilmesinden ibaret değildir. Başkalarının haklarını ihlal etmediği sürece, bireyin kendi yaşamına ilişkin kararları başkalarının beğenisine tabi tutulamaz.

Ne var ki toplum, başkasının hayatını yönetme arzusunu çoğu zaman şefkat ambalajına sarar.

“Senin iyiliğini istiyorum.”

Bu cümle bazen gerçekten sevgiden doğar. Bazen de kişinin kendi doğrularını başkasına kabul ettirme girişiminin en zarif biçimine dönüşür.

Üstelik acımakla saygı duymak aynı şey değildir.

Acımak, kimi zaman farkında olmadan bir üstünlük ilişkisi kurar. Acıyan kişi kendisini daha doğru yerde, acınan kişiyi ise kurtarılması gereken bir konumda görür.

Oysa ben kurtarılmayı bekleyen bir hikâye değilim.

Ben kendi hikâyemin hem öznesiyim hem de sorumluluğunu taşıyan kişiyim.

Yanlışlarım olabilir. Hatalı kararlar verebilirim. Bir insanı gereğinden fazla önemseyebilir, bir düşüncenin peşinden herkesten uzun süre gidebilirim. Kimi zaman kendi kendimle bile anlaşamayabilirim.

Ama bütün bunlar beni hayatın dışına itmez.

Aksine, insan olmanın karmaşıklığını gösterir.

Beni yalnızca yaralarımla tanımlamayın. Mücadelelerimi görüp sevinçlerimi yok saymayın. Sevdiklerime bakıp beni güçsüz, kaybettiklerime bakıp beni yenilmiş ilan etmeyin.

Ben güldüğümde geçmişim silinmiyor. Sevdiğimde aklım ortadan kalkmıyor. Eleştirdiğimde sevgim hükümsüz kalmıyor.

İnsan aynı anda hem sevebilir hem karşı çıkabilir. Hem kırılmış olabilir hem de nefret etmeyebilir. Hem geçmişini kabul edebilir hem de geçmişte yaşananları eleştirmeyi sürdürebilir.

Bütün bu duyguları tek bir ahlaki kategoriye yerleştirmeye çalışmak, insanı anlamak değil, basitleştirmektir.

Belki de çağımızın en büyük sorunlarından biri budur: İnsanları anlamak yerine tanımlamaya çalışıyoruz.

Birini güçlü, diğerini mağdur; birini akıllı, diğerini çaresiz; birini kazanan, diğerini kaybeden ilan ediyoruz.

Oysa hayat bir mahkeme salonu değildir. Her duygunun sanık sandalyesine oturtulması, her tercihin yargılanması, her hikâyenin mutlaka bir kazananla sonuçlanması gerekmez.

Benim de bir hayatım var.

Yazdığım, düşündüğüm, ürettiğim, sevdiğim, mücadele ettiğim, bazen yorulduğum ama yine de yaşamaya devam ettiğim bir hayat.

Ve bu hayatın değerini yalnızca başıma gelenler belirlemiyor.

Başıma gelenlerle ne yaptığım da belirliyor.

Acılarımı düşünceye, deneyimlerimi sözcüklere, itirazlarımı üretime dönüştürebiliyorsam, yaşadıklarımı yalnızca bir mağduriyet anlatısına indirgemek kendime yapacağım en büyük haksızlıklardan biri olur.

Elbette her zaman güçlü olmak zorunda değilim. Yorulabilirim. Üzülebilirim. Yardıma ihtiyaç duyabilirim. Bunları kabul etmek de insanın kendisine duyduğu saygının bir parçasıdır.

Ancak kırılganlık, acınacak olmak demek değildir.

Benim için üzülmek yerine beni anlamaya çalışabilirsiniz.

Anlamak zorunda da değilsiniz.

Bazen insanların birbirlerine gösterebilecekleri en büyük saygı, anlamadıkları bir hayat hakkında kesin hükümler vermemeleridir.

Çünkü herkesin yaşamında dışarıdan bakıldığında açıklanamaz görünen, ancak kendi iç dünyasında bir karşılığı bulunan tercihler vardır.

Ben de kendi tercihlerimin sonuçlarını yaşamayı göze alıyorum.

Bana ait olmayan beklentilerin ağırlığını taşımak istemiyorum. Başkalarının mutluluk tarifine uyabilmek için kendi gerçekliğimi inkâr etmeye de niyetim yok.

Benim için üzülmeyin.

Ben bir ibret hikâyesi değilim.

Bir yenilginin sembolü, bir aşkın mağduru, bir geçmişin tutsağı ya da başkalarının merhametine muhtaç bir karakter değilim.

Ben düşünebilen, sorgulayabilen, yanılabilen, sevebilen, itiraz edebilen ve yeniden başlayabilen bir insanım.

Ve hayatımın bütün çelişkilerine rağmen, kendim olmaktan vazgeçmiyorum.

Çünkü benim hikâyem, başkalarının benim adıma üzüleceği bir trajedi değil; benim yaşamaya devam ettiğim bir hayattır.

BANA ACIMAYIN. BENİ ANLAMAK ZORUNDA DA DEĞİLSİNİZ. YALNIZCA BENİM HAYATIMIN HÜKMÜNÜ BENİM YERİME VERMEYİN.