CUMHURİYET BAYRAMI GELDİ, PEKİ O ESKİ HEYECAN NEREDE?

CUMHURİYET BAYRAMI GELDİ, PEKİ O ESKİ HEYECAN NEREDE?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 29, 2026 - 20:41

29 Ekim…

Bugün Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümü.

Sabah çıktım, sokaklarda yürüdüm. Caddelere baktım, etrafı dinledim. İçimde hem büyük bir gurur hem de tarif etmekte zorlandığım bir burukluk vardı.

Bugün sıradan bir gün değildi.

Bugün, bir milletin esarete boyun eğmeyerek kendi kaderine sahip çıktığı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde verilen büyük mücadelenin Cumhuriyet'le taçlandığı gündü.

Ama etrafıma baktığımda o eski bayram heyecanını göremedim.

Sokaklarda yürürken bir öğrenciye rastlamadım. Okullardan yükselen marş seslerini duyamadım. Caddelerde bayram hazırlığının o güzel telaşını hissedemedim.

Elbette bir yerlerde törenler yapılıyor, bayraklar dalgalanıyordur. Ancak benim gördüğüm manzara, çocukluğumun ve gençliğimin 29 Ekimlerinden çok uzaktı.

İşte o an yine geçmişe, Mecitözü'ndeki ortaokul ve lise yıllarımıza döndüm.

BİZ BAYRAMLARA HAFTALAR ÖNCESİNDEN HAZIRLANIRDIK

Bizim zamanımızda millî bayramlar yalnızca takvimde işaretlenmiş bir gün değildi.

Bayramın heyecanı haftalar öncesinden başlardı.

Öğretmenlerimiz hazırlık yapar, öğrenciler görevlerini öğrenir, okul bahçelerinde yürüyüş provaları yapılırdı.

Bütün okul sıraya girerdik.

Beden eğitimi öğretmenimizin gür sesi hâlâ kulaklarımda:

“Kıtaaa… Dur!”

Hepimiz aynı anda dururduk.

Ardından o unutulmaz komut gelirdi:

“İleri… Marş!”

Ve yüzlerce öğrenci, tek bir yürek olmuşçasına yürümeye başlardık.

Bazen güneş tepemizde olurdu. Provalarda terler, yorulurduk ama şikâyet etmezdik.

Çünkü biz sıradan bir yürüyüşe değil, milletimizin en büyük bayramlarından birine hazırlanıyorduk.

Bayram sabahı geldiğinde temiz kıyafetlerimizle okuldan çıkar, çarşıdan geçerek tören alanına yürürdük.

Yol kenarlarında bizi gururla seyreden büyüklerimiz olurdu.

Tören alanında yerlerimizi alır, konuşmaları dinler, şiirleri ve marşları takip eder, tören bitmeden ayrılmazdık.

Belki çocuk aklımızla her konuşmanın anlamını bütünüyle kavrayamazdık.

Ama bir şeyi çok iyi öğrenirdik:

O bayrak bizimdi. O vatan bizimdi. O Cumhuriyet bizimdi.

Ve biz, bunların kıymetini bilmek zorundaydık.

BİZE YALNIZCA DERS DEĞİL, VATAN SEVGİSİ DE ÖĞRETİLDİ

Şimdi düşünüyorum da…

O günlerde öğretmenlerimiz bize yalnızca matematik, tarih, coğrafya öğretmiyorlardı.

Bayrağa saygıyı, devlete bağlılığı, millet olmanın sorumluluğunu da öğretiyorlardı.

Aynı marşı söylemek, aynı bayrağın altında yürümek bize birlikte hareket etmenin güzelliğini hissettiriyordu.

Bugün eğitimden, teknolojiden, sınavlardan, diplomalardan söz ediyoruz.

Elbette hepsi önemli.

Ancak benim kanaatim şudur:

Bir çocuğa dünyayı öğretirken, üzerinde yaşadığı vatanın kıymetini öğretemiyorsak eğitimimizin en önemli taraflarından birini eksik bırakıyoruz demektir.

Bir genç çok iyi doktor, mühendis, öğretmen olabilir. Fakat milletinin geçmişini bilmiyorsa, Cumhuriyet'in hangi şartlarda kurulduğunu öğrenmemişse, bayrağının taşıdığı anlamı kavrayamamışsa yetişmesinde ciddi bir eksiklik vardır.

Çünkü bilgi insana meslek kazandırır.

Ama ahlak, vicdan, tarih şuuru ve vatan sevgisi insana sorumluluk kazandırır.

ATATÜRK'E VE CUMHURİYET'E VEFA BİR MİLLETİN HAFIZASIDIR

Bugün bağımsız bir devlet olarak yaşayabiliyorsak bunun arkasında büyük fedakârlıklar vardır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Anadolu'nun fedakâr insanları, cepheye mermi taşıyan analar, evladını vatana emanet eden babalar ve istiklal uğruna mücadele eden Mehmetçikler…

Hepsinin bu Cumhuriyet'in kuruluşunda emeği ve hakkı vardır.

Atatürk'ü anlamak yalnızca fotoğrafını duvara asmak değildir.

Onu anlamak; bağımsızlığın kıymetini bilmek, akla ve bilime önem vermek, milletin iradesine saygı göstermek ve ülkenin geleceği için çalışmaktır.

Cumhuriyet'e sahip çıkmak da yalnızca 29 Ekim günü bayrak paylaşmak değildir.

Cumhuriyet'e sahip çıkmak; bu ülkenin birliğini korumak, adaleti savunmak, devletin malını milletin emaneti bilmek ve çocuklarımıza daha güçlü bir Türkiye bırakabilmektir.

Çünkü vefa yalnızca geçmişi hatırlamak değil, geçmişin bize emanet ettiği değerleri geleceğe taşıyabilmektir.

MİLLÎ BAYRAMLARIMIZ DA DİNÎ BAYRAMLARIMIZ DA BİZİM DEĞERLERİMİZDİR

Bizim Ramazan Bayramımız da kıymetlidir, Kurban Bayramımız da.

29 Ekim'imiz, 23 Nisan'ımız, 19 Mayıs'ımız, 30 Ağustos'umuz da kıymetlidir.

Bunların hiçbiri birbirinin rakibi değildir.

Ancak unutmayalım:

Millî bağımsızlığımızı koruyamazsak dinî bayramlarımızı da özgürce kutlayabileceğimiz huzurlu bir vatanı korumakta zorlanırız.

Bir millet hem inancına bağlı olabilir hem Cumhuriyet'ine gönülden sahip çıkabilir.

Hem camilerinden yükselen ezanla huzur bulabilir hem göndere çekilen ay yıldızlı bayrağıyla gurur duyabilir.

Bizim ihtiyacımız olan şey ayrışmak değil, ortak değerlerimizin etrafında birleşmektir.

Çünkü vatan sevgisi yalnızca sözle değil; dürüstlükle, adaletle, alın terine saygıyla ve millete hizmetle gösterilir.

BAYRAMLAR TAKVİMDEN DEĞİL, GÖNÜLLERDEN SİLİNİRSE KAYBEDERİZ

Bugün beni düşündüren asıl mesele budur.

Çocuklarımız Cumhuriyet Bayramı'nın hangi gün olduğunu öğreniyorlar.

Peki o günün neden önemli olduğunu yeterince hissedebiliyorlar mı?

Bir bayramı yalnızca tatil günü olarak görmekle, o bayramın tarihî anlamını bilmek aynı şey değildir.

Millî bayramların çocuklarımızın hafızasında yer etmesi için törenlerin ruhunu da yaşatmak gerekir.

Öğretmenlerimiz anlatmalı, ailelerimiz sahip çıkmalı, okullarımız hazırlanmalı, şehirlerimiz bayramın heyecanını hissetmeli.

Zaman değişebilir, kutlama yöntemleri değişebilir.

Ama vatan sevgisinin, tarih şuurunun ve millet olma bilincinin eğitimdeki yeri değişmemelidir.

Düşünüyorum da…

Biz o yıllarda yürüyüş provalarında yorulduk ama bugün o yorgunlukları özlüyoruz.

Güneşin altında terledik ama o günleri sevgiyle hatırlıyoruz.

Çünkü o günlerde yalnızca yürümeyi öğrenmedik.

Bir milletin evladı olarak başımız dik yürümeyi öğrendik.

CUMHURİYET'İ YALNIZCA KUTLAMAK DEĞİL, YAŞATMAK ZORUNDAYIZ

Bugün gördüğüm sessizlikten hareketle kimseyi suçlamak istemiyorum.

Ancak geçmişten bugüne taşıdığım hatıralar bana bir gerçeği hatırlatıyor:

Millî duygular kendiliğinden güçlenmez.

Ailede başlar, okulda gelişir, toplumda karşılık bulur.

Bir çocuk bayrağının anlamını öğrenirse ona duyduğu saygıyı ömrü boyunca taşıyabilir.

Bir genç Cumhuriyet'in hangi bedellerle kurulduğunu bilirse bağımsızlığın kıymetini daha iyi anlayabilir.

Ben bugün eski bayramları özledim.

Okul bahçelerindeki o kalabalıkları…

Beden eğitimi öğretmenimizin komutlarını…

Çarşıdan geçen öğrenci sıralarını…

Tören alanındaki heyecanı…

Bayrağa bakarken gözleri parlayan çocukları…

Ama geçmişe duyduğum özlem, geleceğe dair umudumu kaybettiğim anlamına gelmiyor.

İstiyorum ki bugünün çocukları bizden daha bilinçli, daha donanımlı ve daha güçlü bir Cumhuriyet sevgisiyle yetişsinler.

İstiyorum ki 29 Ekim geldiğinde yalnızca sokaklar değil, gönüller de bayram etsin.

Ve istiyorum ki bu ülkede yaşayan herkes, hangi düşünceden olursa olsun, ay yıldızlı bayrağımızın altında ortak bir geleceğe sahip olduğumuzu unutmasın.

Çünkü Cumhuriyet yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferin hatırası değil, her neslin yeniden sorumluluk üstlenmesi gereken büyük bir emanettir.

Unutmayalım:

Bir milletin bayrağı gönderde dalgalanırken, o bayrağın sevgisi de nesillerin gönlünde dalgalanmalıdır. Asıl millî bayram, işte o iki dalgalanmanın birbirinden hiç ayrılmadığı gündür.

Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Rabbim devletimize zeval, milletimize ayrılık, bayrağımıza gölge vermesin.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.