İSRAİL SEÇİMLERİNİN TEK SÜRPRİZİ FİLİSTİN TEMSİLCİSİ ARAP PARTİLER
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
27 Ekim 2026’da İsrail’de yapılan parlamento seçimlerinde tek başına hükümeti kurabilecek sürpriz bir sonuç çıkmadı. 120 sandalyeden oluşan İsrail Meclisi’nde tek başına hükümetin kurulabilmesi için 61 milletvekili gerekiyor. Resmi olmasa da seçim sonuçlarında Başbakan Netanyahu’nun Likud Partisi 27 sandalye ile meclisin hala büyük partisi olmakla birlikte iktidar bloku olarak 54 sandalye çıkartmıştır. Muhalefet blokunda Gad Eisenkot başkanlığında Yashar Partisi 21-22 sandalye ile meclisin ikinci partisi olurken muhalefet bloku olarak 47 veya 52 sandalye sahibi olabilmiştir. 2026 İsrail seçimlerinde sürprizi Filistin’i temsil eden Arap partileri yaptı. Arap partileri 19 sandalye ile tarihi bir rekora imza attı.
İsrail’de seçim sonuçları bu şekilde. Peki hükümeti kim kuracak?! Netanyahu hükümeti dünyada olduğu gibi İsrail halkının gözünden de düştüğü için hükümetin kurulabilmesi Arap partilerinin vereceği karara bağlı gibi! Yani Arap partileri ile Demokratlar Partisi bir araya gelirse Netanyahu’nun önüne geçebilirler! Gerçi bu konu Demokratlar Partisi lideri Yair Golan tarafından dile getirilmişti. Şayet Arap partileri muhalefete destek verirse 61 barajını aşabilirler. Ancak böylesi bir girişimin önünde milliyetçi bazı unsurlar engel teşkil edebilir! Şayet iktidar ve muhalefet tarafı 61 sandalyeyi tamamlayacak bir çoğunluğa ulaşamazlarsa (geçmişte örnekleri olduğu gibi) erken seçime gidilebilir. Seçim sonuçlarına itiraz vs. Şimdilik 4 Kasım 2026 tarihi beklemek gerekiyor. Seçim sonuçları netleşince gözler İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’ta olacak!
İsrail’de iktidara hangi siyasi parti gelirse gelsin kurulacak olan yeni hükümetin Ortadoğu politikası asla değişmeyecek. Aynı şekilde iç ve dış politika, ABD ilişkileri de eskiden nasılsa aynı şekilde devam edecek. Daha doğrusu İsrail, ABD’nin gözünde kaybetmiş olduğu kariyeri ve prestiji tekrar kazanmak için yeni politikalar üretecek. Netanyahu (Likud Partisi) bloku da yeni Gad Eisenkot Yashar Partisi bloku da Siyonist düşünce doğrultusunda iç ve dış politikalarını kaldıkları yerden devam ettirecekler. Bu da demek oluyor ki İsrail’in Filistin politikasında hiçbir değişiklik yaşanmayacak. Filistin halkına zulüm, vahşet ve işkence devam edecek. İsrail’de siyasi radikal/köklü bir değişim asla beklenmemeli. Fakat İsrail seçimlerinden ilk defa sürpriz bir çoğunlukla çıkan Filistin temsilcisi Arap Partileri (Demokratlar Partisi lideri Yair Golan’un da ifade ettiği gibi) bir koalisyon girişimi ile kurulacak olan bir hükümet belki bazı şeyleri değiştirebilir! Yani, Filistin halkının bazı haklarını (çok zor ama) geri almasını sağlayabilir demek istiyorum.
İsrail’de liderler ve aktörler değişebilir ama iç ve dış politikada herhangi bir siyasi bir değişim asla ve asla sözkonusu olamaz. Kurulacak yeni hükümetle Filistin konusunda köklü/radikal bir değişim beklenmemeli. Çünkü, İsrail’de gerek iktidar gerekse muhalefet, iki devletli bir çözüm yoluna yıllardır karış çıkmaktadırlar. Şimdi de karşı çıkacaklar ve karşı çıkmaya devam edecekler… Hükümet değişse bile Batı Şeria ve Gazze’de herhangi bir değişiklik olmayacak. Netanyahu ne düşünüyorsa ortakları (Ben-Gvir ve Smotrich) aynı şeyi düşünüyor! Yani, yegane amaçları, Batı Şeria’yı tamamen işgal edilmesi ve Gazze halkının sürgün edilmesi… Filistin temsilcisi Arap siyasi partilerin destek vereceği hükümet iktidara gelirse belki demokratik ve diplomatik yollardan Filistin’in gasp edilen hakları gündeme getirilebilir ve (hakların geri alınabilmesi için) kısmi de olsa yasal bazı adımlar atılabilir…
İsrail’de yeni kurulacak olan hükümetin dış politikasında herhangi bir değişiklik olabilir mi sorusu üzerinde durmaya bile gerek yok. Çünkü yeni kurulacak hükümet sonrası da İsrail’den radikal, köklü ve uluslararası yapıcı adımlar bekleyemeyiz! İsrail, ancak ABD ilişkilerinde bazı değişikliklere gidebilir. İsrail, yeni kurulacak hükümetle ABD’de hem demokratların hem de cumhuriyetçilerin desteğini almak için yeni manevralar yapabilir. İsrail’in İran politikasında herhangi bir değişiklik beklenemez. Çünkü bu konu ABD endeksli devam ediyor. İsrail, üzerlerindeki uluslararası psikolojik, siyasi, ekonomik ve yaptırım baskılarını azaltmak için yeni taktik ve stratejiler geliştirebilirler. Belki de Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek için yeni alternatif yollara gidebilir diyeceğiz ama bu konuda Türkiye’den hiçbir taviz kopartamayacağını da hatırlatmak isteriz. O sebeple İsrail-Türkiye ilişkileri uzun bir süre düzelmeyecek. İsrail ne zaman Filistin topraklarında iki devletli bir çözüm yoluna gider, Batı Şeria ve Gazze konusunda Filistinlileri rahatlatacak adımlar atar ancak o zaman Türkiye-İsrail ilişkileri düzelebilir. İsrail, Türkiye konusunda ‘deve kuşu’ misali başına kuma sokmuş politikalar izliyor! Hatta Türkiye’yi sanki ikinci bir İran gibi görüyor! O yüzden ABD’yi sürekli kışkırtmaya çalışıyor. Fakat Türkiye’den ne kadar korktuğunu da itiraf etmekten çekinmiyor. Ortadoğu’da İsrail’in tek korktuğu ülke Türkiye’dir! Türkiye, İsrail’in korkulu rüyasıdır!..
İsrail seçimlerinde Filistin temsilcisi Arap partileri büyük bir sürpriz yaptı ve 10 sandalye kazanarak yeni kurulacak hükümetin kurulmasında adeta anahtar görevini üstlendi! Arap partilerinin hükümet ortağı olması çok zor ama dışardan verecekleri destekle İsrail meclisine yön verebilirler! Yani, Arap partilerinin desteğini kim arkasına alırsa rüzgar ondan yana esecek! Gerek Netanyahu (Likud) bloğu ve gerekse Gadi Eisenkot liderliğinde sağcı blok Arap partilerinin desteği olmadan asla 61 sandalyeye ulaşamaz. Arap partileri (geçmişteki Arap liderlere alınan tavırlardan dolayı) Netanyohu (Likud) Blok’undan çok diğer muhalif bloklarla hareket edeceğini tahmin etmekteyiz. Çünkü gerek Netanyahu ve gerekse Eisenkot geçmişte Arap partilerini, liderlerini, vekillerini ‘utanç verici’ ve ‘güvenlik tehdidi’ unsuru olarak görmüşlerdi!