Plaket Yerine Bu Kitabı Hediye Edelim
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Sağında veya solunda, ekonomik ve ahlaki bir yozlaşmanın içinden geçiyoruz. Siyasetçisinden sanatçısına, bürokratından iş insanına kadar toplumsal güven aşınıyor.
Ne var ki sonuçları konuşmayı seviyor, bu sonuçları doğuran sebepleri sorgulamakta aynı gayreti göstermiyoruz. Hele gündem magazinleşmeye görsün; sabah akşam konuşacak malzeme bulunuyor.
Elbette sonuçları doğuran sebepleri tartışmakta gösterdiğimiz bu kifayetsizliğin altında, felsefi ve fikrî anlamdaki yetersizlikler de yatıyor.
Olayları anlatan çok ama yorumlama kabiliyeti ve olayların arasındaki bağları kurma yeteneği olanların sayısı hayli az.
Misal, birbirinden bağımsızmış gibi görünen yolsuzluk vakalarının aynı toplumsal iklimde filizlendiği, benzer alışkanlıklarla beslendiği ve aynı değer aşınmasının farklı yüzleri olabileceği gözden kaçırılıyor.
Ziya Gökalp, 1918 yılında bu çözülmeyi şöyle anlatır:
“Çöküş devrelerinde toplumsallaşma azalır, tersine karışımlar (ihtilat) çoğalır. Sistemli fikirler yerine kararsız ve renksiz düşünceler, kategorik bir ahlak yerine sözleşmelere bağlı bir ahlak gelip yerleşir. Kişilik bitmeye yüz tutarken bireycilik güçlenmeye başlar. Yani, toplum çözülerek kendi başına bireylerden oluşan bir sürü haline gelir. Bu devirde insanlar adeta cüceleşir; ümitsiz, coşkusuz, maneviyatsız bireyler haline dönüşür.”
Gökalp’in üzerinde durduğu mesele, bir arada yaşayan insanları toplum hâline getiren şeyin ne olduğuydu. Aynı sokakta oturmak, aynı meydanda toplanmak, aynı bayrağın altında yaşamak, insanları kendiliğinden bir toplum yapmıyor.
Bunun için müşterek değerler, ortak idealler ve birlikte yaşama iradesi gerekiyor ve Gökalp’in dediği şey, insanları şahsi hesaplarının ötesinde buluşturan fikrî ve ahlaki bağlar.
Bu anlamıyla şu soruların etrafında durmayı önemli buluyorum: Kötülüğe duyduğumuz öfkeyi hangi ilkeye bağlayacağız? Birkaç kişinin cezalandırılmasıyla yetinip aynı yanlışları üreten ilişkilerin sürmesine razı mı olacağız, yoksa adaletin gündelik hayatın ve devlet yönetiminin temel ölçüsü olmasını mı isteyeceğiz?
Bu soruların cevabını ararken asırlar öncesinden bugüne seslenen Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’ine dönmek istiyorum.
Eser, adının da işaret ettiği üzere kutlu bilgiye, insanı ve toplumu saadete ulaştıracak bilgiye yönelir ve saadeti kişisel huzura indirgemez; iyi insan, adil yönetim ve huzurlu toplum arasında güçlü bir bağ kurar.
Devletin kudretini de yalnızca hükümdarın gücüyle değil, halkın refahı ve doğru kanunlarla birlikte düşünür. Eserde bu ilişki şöyle dile getirilir:
“Bu ili [devlet örgütünü] yönetmeye çok er at ordu gerek;
Er at beslemeye çok mal servet gerek.
Bu malı almaya bir gerek zengin bodun;
Bodunu zengin kılmaya kurum ve yasa kodun.”
Yusuf Has Hâcib, bu düşünceyi ilerleyen beyitlerde daha açık biçimde ortaya koyar:
“Memleket tutmak için çok asker ve ordu gerekir;
Askeri beslemek için de çok mal ve servet gerekir.
Bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerekir,
Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır.
Bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır;
Dördü birden ihmal edilirse beylik çözülmeye yüz tutar.”
Bu sıralama, bugün de geçerliliğini koruyan temel bir yönetim ilkesine işaret etmez mi? Halkın refahını gözetmeyen, emeği korumayan ve adil kanunlarla yönetilmeyen bir düzen, zamanla kendi dayanaklarını da aşındırır. Zira devletin kudreti, halkın yoksullaşması pahasına tesis edilebilecek bir güç değildir; üretimin, kamu kaynaklarının ve ekonomik imkânların hangi esaslar doğrultusunda değerlendirildiği, iktisadi olduğu kadar ahlaki ve hukuki bir meseledir.
Kutadgu Bilig, yöneticinin şahsi ihtiraslarını devletin bekasının önüne koymasına da karşı çıkar. Gösterişe ve geçici zenginliğe kapılmamak, zulmetmemek, kan dökmemek ve insanlara kin beslememek gerektiğini hatırlatır. Eserde yöneticilere şu öğüt verilir:
“Eğer devamlı ve ebedî beylik istiyorsan, adaletten ayrılma...”
Yusuf Has Hâcib, bir başka beyitte de beyliğin temelini doğrulukta bulur:
“Beyler doğru olursa dünya huzura kavuşur.”
Yine bir başka beyitte yöneticinin sorumluluğu şöyle ifade edilir:
“Bey halka karşı iyi ve âdil olursa;
Onun faydası bütün halka dokunur ve halk saadete kavuşur.”
Adalet, böylece kişisel bir erdem olmaktan çıkar; kurumların işleyişini, toplumsal güveni ve insanların huzurunu belirleyen bir yönetim ilkesine dönüşür.
Kutadgu Bilig, yönetimde doğruluğu esas alan bir idare anlayışını da öne çıkarır:
“Halk için beyin çok seçkin olması gerekir;
Özünün sözünün doğru ve doğasının seçkin olması gerekir.”
Bu anlayış, kamu kurumlarının (belediyeler de kamudur) liyakatle yönetilmesini öğütler. Yargıdan belediyelere, devlet yönetiminden diğer kamu kurumlarına kadar ehliyetsiz kişilerin önemli görevlere getirilmesi, adaleti ve kurumsal güveni zedeleyen bir sorundur.
Kutadgu Bilig’in hazine görevlisine ilişkin öğütleri de aynı anlayışın parçasıdır. Hazinenin başındaki kişinin dürüst, güvenilir ve kanaatkâr olması; israfı önlemesi, helal ile haramı ayırt etmesi beklenir. Çünkü kamu malını korumak, hesap tutmanın ötesinde, halkın emanetine sahip çıkmaktır.
Bu mesele şu beyitte çarpıcı biçimde anlatılır:
“Kanun su gibidir, zulüm ateş gibidir;
Su ateşi söndürür.”
Ne kadar güçlü bir ifade değil mi?
Bu hususta, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin şu değerlendirmesi de kayda değerdir:
“Cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adaletle terbiyesi ise devlet ahlakındadır.”
Kutadgu Bilig’in hazineyi koruma öğüdüyle Sayın Bahçeli’nin ifadelerinin buluştuğu yer açıktır: Devlet mülkü, halkın emeğinin emanetidir.
Kutadgu Bilig’i döne dolaşa okumak, üzerinde düşünmek ve bugünün yöneticileriyle yeniden buluşturmak lazım.
Keşke hayırlı olsun ziyaretlerinden günlük kurum ziyaretlerine kadar alışılmış plaket hediyeleri yerine bu kitabı hediye etsek. Bürokratlardan sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerine, belediye başkanlarından milletvekillerine kadar makam ve unvan gözetmeksizin…
Kitabın arasına da şu notu bıraksak: “Makam geçicidir; geride bırakacağımız hüküm, emanete nasıl sahip çıktığımızdır.”