DİPLOMATİK TESADÜF
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
CIA ile Vatikan’ın geçmişteki icraatları, farklı araçlarla yürüttükleri diplomasinin kriz anlarında nasıl etkili olabildiğini gösteriyor. CIA Direktörü William Burns, Kasım 2021’de Moskova’ya giderek Washington’ın Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme hazırlıklarından haberdar olduğu mesajını iletmişti; bu temas işgali önleyemedi. Vatikan ise özellikle 2014’te ABD ile Küba arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına uzanan süreçte perde arkasındaki temaslara katkı sundu. Ukrayna savaşında da esirler ve çocuklar gibi insani meselelerde diyalog kanallarını açık tutmaya çalıştı. Biri istihbaratın kapalı kapılarını, diğeri dinî ve insani diplomasinin güven ağlarını kullanıyor; yöntemleri farklı, temas ettikleri krizler zaman zaman aynı.
25 Ağustos’ta CIA Direktörü John Ratcliffe’in Moskova’ya yaptığı açıklanmamış ziyaret ile Vatikan’ın dış ilişkiler sorumlusu Başpiskopos Paul Gallagher’ın aynı dönemde Rusya’da bulunması, doğal olarak soru işaretleri doğurdu. Gallagher, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la görüştü; savaşın sona erdirilmesi ve insani iş birliği çağrısı yaptı. Ratcliffe ise Rus istihbarat yetkilileriyle temas kurdu. Kremlin, Putin’in CIA Direktörü ile görüşmediğini ve temasların istihbarat kanallarından yürütüldüğünü açıkladı. İki ziyaretin aynı diplomatik takvimde kesiştiği açık; ancak ortak bir planın parçası olduklarına dair kamuya açıklanmış kanıt yok.
Yine de bu tesadüf, Ukrayna savaşının askerî cephe kadar arka kanal diplomasisi üzerinden yürütülen kapalı temaslarda da ele alındığını düşündürüyor. Axios’un isimsiz kaynaklara dayandırdığı habere göre Ratcliffe, Donald Trump, Vladimir Putin ve Volodimir Zelenskiy arasında üçlü zirve fikrini gündeme getirdi. Bu, doğrulanmış bir anlaşma değil; fakat Washington’ın Moskova’yı yeniden müzakere masasına çekme arayışına işaret ediyor. CIA’nın böyle bir temasta bulunması, yalnızca bilgi toplama değil, liderlerin niyetlerini sınama ve yanlış hesaplamaları önleme çabası olarak da okunabilir.
Masadaki en ağır başlık topraklar. Kiev, egemenliğinden vazgeçmeden çatışmaları durdurmak isteyebilir; Moskova ise sahadaki kontrolünü siyasi kazanıma çevirmeye çalışabilir. Olası bir uzlaşma, cephe hattında ateşkes ilan edip nihai hukuki statüyü sonraya bırakabilir. Ancak geçici çizgilerin kalıcı sınırlara dönüşmesi riski, Ukrayna açısından temel kaygı olarak kalır. Böyle bir senaryoda tarafların kabul edeceği müzakere parametreleri, anlaşmanın sınırlarını belirleyecektir.
İkinci düğüm NATO’dur. Rusya, Ukrayna’nın ittifaka katılmasını veya Batı askerî varlığının genişlemesini sınırlamak isteyebilir. Kiev ise NATO üyeliği ertelenecekse bile yerine uygulanabilir güvenlik garantileri talep edecektir. “Destek veririz” türü genel vaatler, yeni bir saldırı hâlinde kimin ne yapacağını açıklayan bağlayıcı mekanizmaların yerini tutmaz. Ateşkesin güvenilirliği, ihlallerin nasıl izleneceğine ve hangi sonuçları doğuracağına bağlıdır. Bu nedenle güven artırıcı önlemler ile bağımsız bir doğrulama mekanizması, olası bir anlaşmanın temel unsurları olabilir.
Yaptırımlar da olası pazarlığın ekonomik ayağı olabilir. Rusya, kısıtlamaların hafifletilmesini isteyebilir; Batı ise bunu ateşkese uyum ve doğrulanabilir adımlara bağlamaya çalışabilir. Ancak ABD’nin atacağı adımlar Avrupa Birliği’nin yaptırım kararlarını otomatik olarak değiştirmez. Enerji alanında da altyapıya saldırmama, transit güvenliği ve Ukrayna’nın elektrik sisteminin yeniden inşası gibi sınırlı düzenlemeler gündeme gelebilir. Moskova ziyaretlerinde bu başlıklarda anlaşmaya varıldığına dair kanıt bulunmuyor.
Vatikan’ın rolü ise teknik sınır çizmekten çok diyalog zemini açmak, insani dosyaları ilerletmek ve tarafları müzakereye çağırmak. Gallagher, Vatikan’ın teknik çözüm dayatmadığını, sorumluluğun savaşan taraflarda olduğunu açıkça belirtti. Bu yaklaşım, bir iyi niyet misyonu çerçevesinde insani meselelerde ilerleme sağlayabilir. CIA’nın kapalı güvenlik temaslarıyla aynı hedefe hizmet etmesi mümkün; fakat iki kanalın koordine edildiğini kanıtlamaz.
Avrupa’nın konumu da bu denklemde belirleyici olacaktır. Washington ile Moskova arasında kurulacak bir çerçeve, Kiev’in ve Avrupalı müttefiklerin güvenlik kaygılarını karşılamazsa kalıcı düzen üretemez. Yaptırımların bir bölümü Avrupa hukukuna dayanırken, güvenlik garantilerinin uygulanması da siyasi irade ve kaynak gerektirir. Türkiye gibi Karadeniz’de doğrudan çıkarları bulunan ülkeler açısından ise deniz güvenliği, tahıl ve enerji akışları ile bölgesel istikrar önemini korur. Ancak Ankara’nın bu görüşmelerde belirli bir rol üstlendiğini gösteren bir veri yok. Bu nedenle olası anlaşmanın kapsamı kadar, kimlerin masada olduğu ve taahhütlerin nasıl denetleneceği de önemlidir.
Dolayısıyla “diplomatik tesadüf”, gizli bir anlaşmanın şifresi olarak değil, farklı aktörlerin aynı kriz karşısında farklı araçlarla devreye girmesi olarak okunmalı. Gerçek işaret, ziyaretlerin eşzamanlılığı değil, sonrasında ortaya çıkacak somut adımlardır: ateşkes şartları, güvenlik garantileri, yaptırımların koşulları ve toprak meselesinin nasıl ele alınacağı. Bunlar açıklığa kavuşmadan Moskova’da büyük bir uzlaşma sağlandığını söylemek erken olur. Barış ihtimali, sembollerden çok doğrulanabilir yükümlülüklerle ölçülmelidir.