Bir Ülkenin En Büyük Kaybı, Gençlerini Umutsuzluğa Mahkûm Etmesidir
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir toplumun çöküşü fabrikaların kapanmasıyla ya da para biriminin değer yitirmesiyle başlamaz; asıl kırılma, gençlerin o ülkeye dair hayal kurmayı bıraktığı gün gerçekleşir. Bugün sokakta, amfilerde ya da ekran başında karşılaştığımız gençlerin gözlerindeki en belirgin duygu öfke bile değil; ağır, sisli bir belirsizlik ve tükenmişlik hissi.
Yıllarca gençlere ezberletilmiş bir tekerleme vardır: "Sizler geleceğimizin teminatısınız." Bu cümle ilk bakışta bir övgü gibi dursa da, aslında muazzam bir sorumluluk savuşturma kurnazlığı taşır. Gençleri sürekli "geleceğe" ertelemek, onların bugünkü varlığını, aklını, taleplerini ve itirazlarını görmezden gelmenin en kibar yoludur. Oysa gençler sadece yarının emanetçileri değil; tam şu anın, bugünün asli özneleridir. Kararların alındığı masalarda yer bulamayan, politikaların sadece edilgen bir hedef kitlesi olarak görülen bir kuşağın umutsuzluğa sürüklenmesi tesadüf değildir.
Bugün bir gencin ülkesinden beklediği şey lüks veya imtiyaz değil; son derece insani, asgari bir zemin: Adil bir yarış ve öngörülebilir bir hayat.
Yıllarını eğitime adayan, gecesini gündüzüne katarak sınavlara hazırlanan milyonlarca genç, mezuniyet gününün ertesinde liyakatin yerini alan görünmez duvarlara çarpıyor. Ne kadar bildiğinizin, ne kadar emek verdiğinizin değil; kime yakın olduğunuzun belirleyici olduğu bir düzende diplomanın ağırlığı bir kâğıt parçasına dönüşüyor. Genç işsizliği yalnızca istatistiki bir veri ya da ekonomik bir gösterge değildir; bir insanın kendi hayatını inşa etme hakkının elinden alınmasıdır. Fırsat eşitliğinin olmadığı yerde yarış adil olmaktan çıkar; adil olmayan bir yarışta ise kaybeden baştan bellidir.
Bu adaletsizlik, beraberinde derin bir güven krizini getiriyor. Klasik siyasetin kısır çekişmeleri, gerçek sorunlardan kopuk hamasi nutukları ve gençleri yalnızca birer "seçmen oy deposu" olarak gören paternalist dili, yeni neslin siyaset kurumuna tamamen yabancılaşmasına yol açtı. Gençler artık kendilerine akıl veren, ne giyeceklerine, nasıl eğleneceklerine veya nasıl düşüneceklerine müdahale eden bir siyaset istemiyor. Kendi hayatlarını etkileyen kararlarda doğrudan söz sahibi olmak, dinlenilmek ve ciddiye alınmak istiyorlar.
Bir ülkenin en kıymetli sermayesi madenleri, fabrikaları ya da finansal rezervleri değil; yetişmiş, düşünen ve üreten zihinleridir. O zihinler bavullarını toplayıp gitmenin yollarını arıyorsa veya daha da kötüsü, burada kalıp içine kapanmışsa, o ülke kendi geleceğini bugünden tüketiyor demektir.
Gençlerin umutsuzluğunu yenmenin yolu vaat sıralamaktan değil, adaleti ve liyakati tartışmasız bir kural haline getirmekten geçiyor. Onları bekleyen değil, yöneten; dinlenen değil, yön veren kılmadıkça hiçbir kriz kalıcı olarak çözülemez. Çünkü bugününde gençlerin söz hakkı olmayan bir ülkenin, zaten yürüyebileceği bir yarını da kalmayacaktır.