Dört Maç, Sıfır Puan, Bir Sürü Suçlu
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Konu: A Milli Takım, Uluslar Ligi (2–5 Ekim)
Bologna'da son düdük çaldığında tablo netleşmişti: Dört maç, dört yenilgi, sıfır puan.
Önce evimizde Fransa'ya 1-0 kaybettik. Ardından Bursa'da İtalya'ya 4-1 yenildik. 2 Ekim'de Belçika deplasmanından 3-0'la döndük. 5 Ekim'de ise Bologna'da İtalya'ya bir kez daha 3-1 boyun eğdik.
Ertesi sabah ne konuştuk? Tahmin etmesi zor değil. Oyunu, kadroyu, eksikleri değil; tek bir ismi. Montella gitmeli mi, kalmalı mı?
Açık konuşayım: Bu sonuçlar kabul edilebilir değil. Belçika'da yediğimiz goller, İtalya maçında cezalı Arda ve Barış Alper'in yokluğunda dağılan plan sorgulanmalı. Ama sorgulamakla bir kişiyi meydanda linç etmek arasında büyük fark var.
Unutmayalım: Bu, Türkiye'nin Uluslar Ligi'nde A Ligi'ndeki ilk sınavı. Karşımızda Fransa, İtalya ve Belçika vardı. İlk sezonda bu gruptan puan çıkarmak elbette hedefti. Ama hiç puan alamamak tek bir adamın değil, bir sistemin aynasıdır.
Pazarlama dünyasında sık gördüğümüz bir hata var. Satışlar düşen marka, her kötü çeyrekte ajansını değiştirir. Sonunda elinde ne tutarlı bir kimlik kalır ne de bir strateji. Futbolda da durum farklı değil. Her yenilgide hoca değiştiren bir yapı, hiçbir zaman bir oyun kimliği oluşturamaz.
"Ama oyun da kötüydü" diyenler olacak. Haklılar. O zaman soruyu doğru soralım: Oyunun kötü olmasının sebebi gerçekten sadece kulübede oturan kişi mi? Yoksa genç oyuncunun forma bulamadığı lig yapısı, altyapıya yapılmayan yatırım ve her şeyi bir yaz transferiyle çözme alışkanlığı mı?
Bunu yazarken aklıma çocukluğum geliyor. Eskiden futbolun coşkusunu sokaklarda hissederdik. Mahallede beni "Arda Turan" diye bilirlerdi; topu ayağımdan düşürmez, her hareketinde onu taklit ederdim. Çünkü ilham aldığımız isimler bizden biriydi, aynı sokaklardan çıkmış Türk futbolcularıydı.
Bugün mahalledeki çocuklara kimi örnek aldıklarını sorsanız, kaç Türk futbolcunun adını sayarlar, emin değilim. Belki de milli takımın asıl sorunu burada başlıyor: Kendi yıldızlarını yetiştirmeyen bir futbol, milli formayı dolduracak oyuncuyu da bulamaz.
12 Kasım'da Belçika'yı evimizde ağırlayacağız. O maçtan önce kendimize sormamız gereken soru "Kimi gönderelim?" değil, "Neyi değiştirelim?" olmalı.
Suçlu bulmak bir gece sürer; takım kurmak ise yıllar.