AKDENİZ’DE “AŞİL KALKANI” OYUNU VE ANKARA’NIN GERÇEK REÇETESİ

AKDENİZ’DE “AŞİL KALKANI” OYUNU VE ANKARA’NIN GERÇEK REÇETESİ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 14, 2026 - 11:58

Doğu Akdeniz, tarihi boyunca sularının ısınmasına alışkındır. Ancak son dönemde İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında örülen askerî ve jeopolitik ağ, sıradan bir bölgesel iş birliğinin çok ötesine geçti. Atina’nın Atina-Girit-Larnaka-Hayfa hattına yaydığı ve İsrail teknolojisiyle donattığı “Aşil Kalkanı” hava savunma hamlesi, açıkça Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını daraltmayı hedefleyen bir çevreleme stratejisidir.

Peki, Tel Aviv’in lojistik ve teknolojik aklıyla yürütülen, Atina ve Lefkoşa’nın ise adeta birer memur hevesiyle dâhil olduğu bu üçlü şer ittifakına karşı biz ne diyoruz? Ankara’nın bu tehlikeli oyuna karşı duruşu, stratejik sakinlik ile sahada mutlak caydırıcılığın bir bileşimidir.

Kâğıt Üstünde İttifak, Sahada Coğrafya Gerçeği

Ankara’nın bu ittifaka verdiği ilk ve en net yanıt şudur: Coğrafyayı ve demografiyi yok sayan hiçbir senaryo Akdeniz’de kalıcı olamaz. Yunan basınının ve İsrail güvenlik çevrelerinin köpürttüğü “Türkiye tehdidi” algısı, aslında kendi çaresizliklerinin bir yansımasıdır. Kıbrıs Rum basınında bile dürüst kalemlerin (örneğin Politis gazetesi) itiraf ettiği gibi; Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin milyarlarca dolarlık füze ve fırkateyn yatırımları, Türkiye’nin nüfus, coğrafi derinlik, donanma gücü ve yerli savunma sanayisi karşısında stratejik dengeyi değiştirmeye yetmemektedir.

Türkiye, Mavi Vatan doktrini ve KKTC’deki askerî varlığı ile Doğu Akdeniz’in anahtar aktörüdür. İsrail’in Suriye sahasındaki harekât alanını kısıtlayan Türk radarları ve hava savunma sistemleri, Tel Aviv’e zaten Akdeniz’de de adım atarken Türkiye gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

İsrail’in Çift Taraflı Tuzağı

Bizim Ankara’dan gördüğümüz ve uyardığımız bir diğer gerçek ise Atina’nın düştüğü tarihî hatadır. Yunanistan, Türkiye korkusuyla milyarlarca avroluk Avrupa Birliği fonlarını ve kendi sanayisini geliştirebilecek fırsatları elinin tersiyle itip güvenliğini tamamen İsrail’e ihale etmiştir. İsrail ise Türk-Yunan anlaşmazlığını istismar ederek Doğu Akdeniz’de kendisine yeni bir cephe ve kalkan oluşturma derdindedir. Olası bir bölgesel çatışmada faturayı Atina ve Lefkoşa’nın ödeyeceği bu bencil denklem, barışa değil ancak istikrarsızlığa hizmet eder.

Ankara’nın Sert Sınırı ve Barış Reçetesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk diplomasisinin pozisyonu son derece nettir: Türkiye iyi komşuluk ilişkilerinden yanadır ancak egemenlik haklarının, Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarının ve deniz yetki alanlarının ihlal edilmesine yönelik her türlü fiilî girişime karşı verilecek yanıt “çok net ve çok sert” olacaktır. Deniz altından kablolarla ya da boru hatlarıyla Türkiye’nin izni olmadan geçirilmeye çalışılan projelere Ankara zaten geçit vermeyeceğini defalarca göstermiştir.

Ancak Türkiye yalnızca “rest” çekmiyor, aynı zamanda rasyonel bir reçete sunuyor. Sürdürülebilir bir gelecek, suni silahlanma yarışlarıyla ya da üçüncü ülkelere sırtını dayayarak kurulamaz. Gerçek çözüm; ticaret, enerji, ulaştırma ve turizm gibi ortak çıkarların masaya yatırıldığı, Türkiye’nin dışlanmadığı kapsayıcı bir Doğu Akdeniz denkleminden geçmektedir.

Netice itibarıyla; Akdeniz’de Türkiye’yi çevreleme hesapları yapanlar, haritaya bir kez daha bakmalıdır. Ankara, Suriye’den Ege’ye uzanan bu geniş coğrafyada hiçbir oldubittiye izin vermeyecek kadar uyanık, bu şer ittifaklarının nefesini tüketecek kadar da güçlüdür.

“Aşil Kalkanı” projesine bel bağlayanlar unutmamalıdır ki tarihteki Aşil’in de en büyük zayıflığı topuğuydu; bu ittifakın topuğu ise coğrafyanın ta kendisidir.