SELAMÜNALEYKÜM DEDİ...

SELAMÜNALEYKÜM DEDİ...

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 14, 2026 - 18:27

Cinnah Caddesi’ndeyim.

Kuğulupark’tan Atakule’ye doğru giden caddede yani…

Ağır ağır çıkıyorum, malum yokuşu.

“Selamünaleyküm.” dedi karşıdan gelen, Anadolu’nun saf ve temiz; fakir ama gönlü zengin insanı.

O kadar gelen geçen oldu, herkes kendi burnunun doğrultusunda giderken bu selamla adeta silkelendim, kendime geldim.

Gururlandım da…

Ama utandım ve üzüldüm de.

Hani emekli olduk ya; yıllar sonra biri size “Emret komutanım!” dese nasıl irkilirsek aynen öyle…

Bir an düşündüm.

Eskiden insanlar birbirine selam verirdi. En azından tebessüm ederdi. Tanımak şart değildi.

Bana selam veren de önünde el arabasıyla eskiler toplayan bir hurdacıydı.

Ama insandı.

Adam gibi adamdı anlayacağınız.

Bize selamı sabahı hatırlattı, alnından öpülesi bu güzel insan.

Demek ki daha insanlığımızı tam olarak kaybetmemişiz…

İnanın, kimseye selam veremiyorsunuz; kimse de selam vermiyor.

Selam verseniz belki adam, “Sen beni nereden tanıyorsun da selam veriyorsun?” dese ne yapacaksınız?

Durum o hâlde yani.

Selam deyince bir fıkra geldi aklıma.

Dönem Mussolini dönemi. Olay, İtalya’da bir belediye otobüsünde geçer.

Otobüs çok kalabalıktır ve arkadaki adam, öndekinin ayağına basmaktadır. Canı yanan adam arkasına dönüp kibarca sorar:

“Bağışlayın efendim, subay mısınız?”

“Hayır.”

“Peki, Mussolini’nin partisine üye misiniz?”

“Hayır, değilim.”

“Peki, yüksek mevkide bürokrat bir akrabanız var mı?”

“Hayır, yok.”

“Ulan, o zaman çeksene ayağını ayı! Canımı çıkardın!”

Teşbihte hata olmaz.

Bilmediğiniz kimseye selam vermeye korksak da selamı vermeliyiz de almalıyız da.

Aslında selam, güven demektir.

“Benden sana zarar gelmez.” demektir.

Üstelik vermek sünnet, almak farz değil mi?

Gerçi hangi farzı tam yerine getiriyoruz da sünneti yapalım…

Camilere bakın; bayram namazında cemaat sokaklara taşar.

Vakit namazında ise ya bir saf ya iki…

Hâlbuki bayram namazı farz değil, vacip.

Vakit namazı ise farz.

Ama uygulamaya gelince tam tersi oluyor.

Selam da öyle zaten.

Veren, daha doğrusu vermeyen, sünneti terk etti.

Alan, yani hâliyle almayan da farzı…

Yine de selamı vermek ve verileni de almak gerek.

Cümleten selamünaleyküm o zaman…

Hadi bakalım, sünnet bizden.

Farz da sizden olsun.