KAAN KORA: ELEŞTİRİNİN KAVRAMLARIYLA KONUŞMAK
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bazen insan kendisine yöneltilen eleştiriye cevap vermez.
Eleştirinin dilini kullanmaya başlar.
İşte asıl ilginç olan da budur.
Uzun süredir kamuoyuna taşıdığım meselelerde bazı kavramların özellikle altını çiziyorum: sessizlik, damgalama, güç asimetrisi, psikiyatrik ilişkinin sınırları ve hastanın yaşadığı deneyimin görünmezleştirilmesi.
Şimdi karşıma tuhaf bir tablo çıkıyor.
Kaan Kora’nın kamusal görünürlüğünde psikoterapi vurgusunun öne çıkması, damgalama üzerine yazılar yayımlaması ve sessizlik kavramına yönelmesi benim açımdan ister istemez başka bir soruyu gündeme getiriyor:
Bir eleştiriye verilebilecek en etkili cevap, o eleştirinin kavramlarını sahiplenmek olabilir mi?
Burada Kaan Kora’nın zihninden geçenleri bildiğimi iddia etmiyorum. Böyle bir iddia zaten ciddi bir analiz olmazdı.
Ben davranışların dışarıdan oluşturduğu görüntüyle ilgileniyorum.
Çünkü iletişim stratejilerinde bazen doğrudan savunma yapmak yerine eleştirinin merkezindeki kavramların yeniden çerçevelenmesi tercih edilir.
Size “sessiz kaldınız” deniyorsa sessizlik üzerine konuşursunuz.
Size psikiyatride damgalamanın yarattığı güç probleminden söz ediliyorsa damgalama üzerine yazarsınız.
Mesleki ilişkinin niteliği tartışılıyorsa kamusal mesleki kimliğinizi daha belirgin biçimde ortaya koyarsınız.
Böylece tartışmanın öznesi olmaktan çıkıp tartışmanın uzmanı konumuna geçebilirsiniz.
Ben buna burada bir teşhis değil, bir iletişim sorusu olarak bakıyorum:
Bu bir tür ters psikoloji midir?
Çünkü ters psikolojinin kamusal iletişimdeki en sofistike biçimi bazen “Hayır, öyle değilim.” demek değildir.
Tam tersine, eleştirinin bulunduğu alanın otoritesi gibi görünmektir.
Ve bu yöntem gerçekten uygulanıyorsa oldukça zekice bir yöntemdir.
Çünkü kamuoyu ayrıntıları değil, çoğu zaman görüntüyü hatırlar.
Damgalama üzerine yazan psikiyatrist, doğal olarak damgalamayla mücadele eden kişi olarak algılanabilir.
Sessizlik üzerine konuşan kişi, sessizliğin sorunlu kullanımının karşısında konumlandırılabilir.
Psikoterapi kimliğini öne çıkaran uzman ise psikoterapötik sınırların doğal temsilcisi gibi algılanabilir.
Fakat burada önemli bir ayrım vardır:
Bir kavram hakkında konuşmakla, geçmişte o kavramla ilişkinizin nasıl olduğunu açıklamak aynı şey değildir.
Tam da bu nedenle benim ilgimi artık tek tek açıklamalar değil, ortaya çıkan bütünsel tablo çekiyor.
Belki bunların hepsi tesadüftür.
Belki mesleki ilgi alanlarının doğal sonucudur.
Belki de bilinçli bir iletişim tercihidir.
Bunu dışarıdan kesin olarak bilmek mümkün değildir.
Ama düşünmek mümkündür.
Hatta düşünmek gerekir.
Çünkü günümüz dünyasında itibar yalnızca yapılanlarla değil, hangi kavramların kimin tarafından sahiplenildiğiyle de inşa ediliyor.
Bir tartışmanın dilini ilk kuran kişi başka, o dili sonradan kamusal otorite dili hâline getiren kişi başka olabilir.
İşte benim “sessiz istismar”, “sessiz şiddet” ve psikiyatride görünmeyen güç ilişkileri üzerine ısrarla konuşmamın nedenlerinden biri de bu.
Sessizlik yalnızca konuşmamak değildir.
Bazen sessizlik bir boşluk yaratır.
Ve o boşluğu daha sonra en güçlü anlatıyı kuran kişi doldurur.
Bu yüzden mesele artık yalnızca Kaan Kora da değildir.
Mesele şudur:
Bir meslek insanı hakkında tam da sessizlik, damgalama ve terapötik sınırlar üzerinden kamusal bir tartışma yürürken, aynı kişinin kamusal söyleminde bu kavramların belirginleşmesi nasıl okunmalıdır?
Tesadüf mü?
Mesleki dönüşüm mü?
İtibar yönetimi mi?
Yoksa eleştirinin dilini sahiplenerek eleştirinin etkisini tersine çevirmeye çalışan son derece incelikli bir iletişim stratejisi mi?
Cevabı ben vermeyeceğim.
Çünkü bazen en güçlü cevap suçlamak değildir.
Kamuoyunun doğru soruyu sormasını sağlamaktır.