HAFIZAMI KAYBETSEM, BENİ BANA KİM ANLATIR?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir sabah uyandığınızı düşünün… Adınızı biliyorsunuz belki ama hayatınızı bilmiyorsunuz. Aynaya bakıyorsunuz; yüz tanıdık geliyor ama hikâyesi yabancı.
Çocukluğunuz yok hafızanızda. İlk sevinciniz yok. İlk aşkınız, ilk kırgınlığınız, ilk kaybınız yok. Kimlerin elinden tuttuğunuzu, kimlerin elini bıraktığınızı hatırlamıyorsunuz. Ve o korkunç soru geliyor aklınıza:
“Ben kimim?”
İşte insanın en büyük sınavı belki de tam burada başlıyor. Çünkü insan kendisini unuttuğunda, geriye başkalarının hafızası kalıyor. Sizi size onlar anlatıyor. Biri çıkıp: “İyi bir insandı.” diyor. Bir başkası: “Zor günümde yanımdaydı.” Bir diğeri susuyor… Çünkü sizin ona yaşattığınız bir kırgınlığı hâlâ taşıyor. Ve belki hiç beklemediğiniz biri şöyle diyor: “Beni en çok o yaraladı.” İşte o zaman anlıyorsunuz.
İnsan, kendisi hakkında ne düşündüğünden ibaret değilmiş. İnsan biraz da başkalarının hayatında bıraktığı izmiş.
Bugün makamımız olabilir. Paramız olabilir. Çevremiz kalabalık olabilir. İnsanlar yanımızda saygıyla durabilir. Telefonumuz hiç susmayabilir. Ama bütün bunların hiçbirinin bir anlamı kalmaz, eğer yarın hafızamızı kaybettiğimizde bizi anlatacak insanların dilinde güzel bir hikâyemiz yoksa.
Çünkü hayatın en acı tarafı şudur:
Bazı insanlar bizi kaybettikten sonra anlatmaya başlar. Kimimiz için “Ne iyi insandı.” derler. Kimimiz için “Keşke biraz daha merhametli olsaydı.” Kimimiz için “Çok şey yaptı ama kimsenin kalbine dokunamadı.”
Kimimiz içinse sadece:
“Vardı… ama iyi ki vardı.”
İşte asıl servet budur.
Geride bıraktığımız insan sayısı değil, geride bıraktığımız güzel hatıra sayısıdır. Bugün birbirimizi çok kolay siliyoruz. Bir mesajı cevapsız bırakıyoruz. Bir dostluğu tek cümlede bitiriyoruz. Bir insanın yıllarca verdiği emeği, bir yanlışına kurban ediyoruz. Özür dilemek gururumuza dokunuyor. “Ben de hata yaptım.” demek ağır geliyor. Çünkü çağımızda herkes haklı. Herkes mağdur. Herkes kendisini anlatıyor. Ama çok az insan dönüp kendisine şu soruyu soruyor:
“Ben kimin hayatında ne bıraktım?”
Oysa bir gün hafızamızı kaybetsek… Bizi anlatacak olan kendi sesimiz olmayacak. Bizi, hayatına dokunduğumuz insanlar anlatacak. Ve belki o gün makamımızı, paramızı, unvanımızı, alkışlarımızı kimse hatırlamayacak. Ama bir çocuğun başını okşadığımızı, Bir dostumuzun zor gününde yanında olduğumuzu, Bir insanın düşerken elinden tuttuğumuzu, Bir kalbi kırdığımızda dönüp özür dilediğimizi hatırlayacaklar.
Ya da tam tersini…
Görmezden geldiklerimizi. Yaralayıp sustuklarımızı. Hakkını yiyip unuttuklarımızı. Kendimizi büyütürken küçülttüklerimizi… Belki de insanın dünyadaki gerçek karnesi budur. Bizi kimlerin alkışladığı değil, kimlerin bizi iyi hatırladığıdır.
Şimdi bir an durup düşünelim.
Yarın bütün hafızanızı kaybetseniz ve karşınıza hayatınızdan insanlar tek tek çıkarılsa…
Sizi anlatmalarını istediğiniz ilk kişi kim olurdu?
Anneniz mi? Babanız mı? Çocuğunuz mu? Dostunuz mu? Sevdiğiniz mi?
Peki ya o kişi konuşmaya başladığında…
Sizin hakkınızda ne söylemesini isterdiniz? Belki hayatın en önemli sorusu budur. Çünkü insan bir gün kendisini unutabilir. Ama başkalarının hafızasında bıraktığı insanı kolay kolay değiştiremez.
Öyleyse bugün yaşayalım ki, yarın bizi hatırlayanların dilinde güzel bir hikâyemiz olsun.
Çünkü hafıza silinebilir… Fotoğraflar sararabilir… İsimler unutulabilir…
Ama bir insanın başka bir insanın kalbinde bıraktığı iz, bazen ömürden daha uzun yaşar. Ve günün sonunda hepimizin hikâyesi tek bir cümleye sığabilir:
“Beni bana anlatacak olsan, hakkımda ne söylerdin?”