EN AZ ÜÇ ÇOCUK, ÜÇ ÖĞRENCİ, BİR ASGARİ ÜCRETLİ!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Eylül ayı kimileri için hüznün, sararan yaprakların ve romantik şiirlerin mevsimidir. Fakat bu ülkenin milyonlarca asgari ücretlisi için eylül; romantizmden arınmış, tamamen soğuk ve acımasız bir matematik tablosudur. Okul zili çaldığında, sınıflardan yükselen çocuk sesleri neşeyi değil, cüzdanları delip geçen harcama kalemlerini müjdeler.
Bugün net 28.075 TL ile geçinmeye, evini döndürmeye, kirasını ödemeye çalışan bir asgari ücretlinin önüne konan eylül faturası, öyle süslü ekonomi teorileriyle açıklanabilecek cinsten değil.
Gelin, siyasetin koridorlarında sıkça duyduğumuz, Cumhurbaşkanımızın o meşhur “en az üç çocuk” tavsiyesini sokağın gerçeğiyle bir teraziye koyalım.
Sahnede Tavsiye, Sahada Matematik
Bugün Ankara’da, İstanbul’da ya da Anadolu’nun herhangi bir kasabasında bir çocuğun okula başlamasının en mütevazı faturası 10 bin liradan aşağı kesilmiyor. Forması, ayakkabısı, çantası ve ucu ucuna doldurulmuş kırtasiye listesi… Şayet Cumhurbaşkanının vizyonuna sadık kalıp üç çocuklu bir aile olduysanız, sadece okul kapısından içeri adım atmanın peşin bedeli en az 30 bin lira demek.
Şimdi elinize kalemi alın ve asgari ücretlinin cüzdanıyla bu hesabı çözmeye çalışın: Bir tarafta bir aylık emeğin karşılığı olan 28 bin 75 lira, diğer tarafta ise daha okulun ilk günü masaya bırakılması gereken 30 bin liralık zorunlu harcama.
Matematik yalan söylemez. Üç çocuklu bir asgari ücretli, eylül ayında daha tek bir lokma ekmek yemeden, ev sahibinin kapısını çalmadan, elektrik ve doğal gaz düğmesine basmadan kırmızı bakiye veriyor. Borçla, kredi kartının asgarisiyle ya da eşten dosttan alınan parayla çevrilen bu çark, daha ilk aydan aileyi bir borç sarmalına mahkûm ediyor.
Hani hep söylenir ya, “Eğitim parasızdır ve her çocuğun en temel hakkıdır.” diye… Kâğıt üzerinde parıldayan o cümleler, kırtasiye raflarındaki fiyat etiketlerine çarptığı anda parça parça dökülüyor. Devlet okullarında dahi eğitimin gizli faturası velinin sırtına öyle bir yükleniyor ki asgari ücretli bir anne babanın evladına karşı boynu bükülüyor.
Bitmeyen Maraton: Bir Öğretim Yılının Görünmeyen Faturası
Mesele sadece okul kapısından içeri adım atmakla, yani eylül ayındaki o ilk darbeyle bitse yine iyi. Asıl büyük enkaz, ders zili çaldıktan sonra başlayan ve tam dokuz ay süren o uzun maratonda saklı.
Eğitim sendikalarının ve saha araştırmalarının güncel raporları, bir öğrencinin sadece tost, ayran ve su gibi en temel kantin harcamasının aylık 3 bin liraya ulaştığını gösteriyor. Buna bir de okulun mesafesine göre değişen, asgari ücretin sınırlarını zorlayan servis ücretleri eklendiğinde, tek bir çocuğun aylık rutin eğitim gideri ucu ucuna 9-10 bin lira sınırına dayanıyor.
Şimdi bu hesabı yine o “üç çocuk” ideali üzerinden genişletelim. Eylül ayındaki 30 bin liralık peşin harcamanın ardından, dokuz aylık eğitim dönemi boyunca her ay mutfağa ve kiraya ortak olan en az 25-30 bin liralık sürekli bir gider kalemi daha ekleniyor.
Yıl sonuna gelindiğinde üç çocuk okutmanın toplam maliyeti, asgari ücretlinin bir yıllık toplam kazancının iki katını fersah fersah aşıyor. Yani asgari ücretli bir baba, yemeden, içmeden, barınmadan sadece çocuklarının okuması için çalışsa bile eğitim yılının bilançosunu kapatamıyor.
Bir ülkenin geleceği, çocuklarının gördüğü eğitimin kalitesiyle ölçülür. Ancak o eğitimi alabilmenin bedeli bir babanın uykularını kaçırıyor, bir annenin mutfak masrafından kısmasına sebep oluyorsa burada durup düşünmemiz gerekir.
Nüfusu artırmak, üç çocuk sahibi olmak elbette bir devlet vizyonu olabilir. Ancak bu vizyonun altını ekonomik olarak doldurmadığınızda, meydanlarda yapılan o çağrılar sokağın gerçeğinde sert bir duvara toslar.
Çocuklarımızın sırtındaki çantalar sadece defter ve kitap taşımıyor; artık o çantalarda anne babaların geçim derdi, ödeyemedikleri faturalar ve eylül ayının o ağır, ezici yükü var.