THE TROLL: KAOSTAN BESLENENLER !

THE TROLL:  KAOSTAN BESLENENLER !

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 14, 2026 - 20:11

Dijital dünyanın karanlık koridorlarında görünmeyen bir canlı dolaşır. Onu bazen sahte bir isimle, bazen isimsiz bir hesapla, bazen de gerçek kimliğinin arkasına saklanarak görürüz. Çoğu zaman amacı konuşmak değildir; karşısındakini konuşturmaktır. Gerçeği aramak değildir; gerçeğin etrafında şüphe üretmektir. İnsanları birbirine yaklaştırmak değildir; aralarındaki mesafeyi büyütmektir. O, tartışmayı bir fikir alışverişi olarak değil, bir saldırı alanı olarak görür. İşte bu davranış biçiminin dijital dünyadaki adı trolldür.

Trollün dünyasında ilke, tutarlılık ve sorumluluk çoğu zaman ikinci plandadır. Dün savunduğunu bugün inkâr edebilir; dün hakaret ettiği kişiyi bugün çıkarı için destekleyebilir; doğru olduğunu bildiği bir bilgiyi sırf karşı tarafı öfkelendirmek için çarpıtabilir. Çünkü onun için hakikat, korunması gereken bir değer değil, kullanılabilecek bir araçtır. Söylediği sözün toplumsal sonuçlarıyla ilgilenmez. Bir ailenin huzurunun bozulması, insanların birbirine düşmesi, bir kişinin itibarsızlaştırılması, toplumun belirli kesimlerinin birbirine karşı bilenmesi onun açısından çoğu zaman yalnızca “etkileşim” rakamlarından ibarettir. Ekranın arkasında insan vardır; fakat troll, karşısındaki insanı çoğu zaman yalnızca bir kullanıcı adı, bir hedef veya bir rakip olarak görür.

Asıl tehlike de burada başlar. Çünkü troll yalnızca kaba konuşan, hakaret eden veya insanları kızdıran bir internet kullanıcısı değildir. Sistematik hale geldiğinde troll davranışı, toplumun ortak zemininin aşınmasına katkıda bulunabilir. İnsanların birbirlerine duyduğu güveni zayıflatır, farklı düşüncelere tahammülü azaltır, en küçük anlaşmazlığı bile kimlik kavgasına dönüştürür. Bir toplumu oluşturan insanlar artık aynı mesele hakkında farklı düşünen yurttaşlar olarak değil, birbirini düşman olarak gören kamplar halinde konuşmaya başladığında ortaya yalnızca bir sosyal medya problemi çıkmaz; ortak hayatın kendisi zarar görür.

Milli ve manevi değerler de bu gürültünün hedefi haline gelebilir. Bir toplumun tarihine, kültürüne, ailesine, dayanışma anlayışına, şehitlik ve fedakârlık hafızasına, yaşlısına, çocuğuna, hayvanına, komşusuna ve ihtiyaç sahibine yönelik merhamet duygusunu aşındıran her dil, uzun vadede toplumsal dokuyu zayıflatır. Troll ise çoğu zaman tam tersine, insanların en hassas değerlerini tartışmanın malzemesine dönüştürür. Kutsal kabul edilen bir değeri bilinçli biçimde aşağılayabilir, toplumsal bir acıyı alaya alabilir, insanların hassasiyetlerini kışkırtabilir. Buradaki amaç çoğu zaman fikir üretmek değil, tepki üretmektir. Çünkü öfke yükseldikçe görünürlük artar; görünürlük arttıkça hesap büyür; hesap büyüdükçe bazıları için ekonomik kazanç, şöhret veya kişisel tatmin ortaya çıkar.

İşte dijital çağın en rahatsız edici gerçeklerinden biri budur: Bazı insanlar başkalarının öfkesinden para kazanabilir. Bir tartışmanın büyümesi, bir videonun milyonlarca kez izlenmesi, bir paylaşımın binlerce kez yeniden dolaşıma sokulması veya bir kişinin hedef gösterilmesi, bazı dijital aktörler açısından yalnızca toplumsal bir olay değil, ekonomik bir fırsata dönüşebilir. Öfke etkileşim getirir. Etkileşim görünürlük getirir. Görünürlük ise reklam, takipçi, bağış, abonelik, satış veya başka ekonomik modeller üzerinden kazanca dönüşebilir. Böylece toplumun huzursuzluğu bir başkasının gelir modelinin parçası haline gelebilir.

Fakat mesele yalnızca para değildir. Bazıları için bu davranış biçimi bir çeşit psikolojik tatmin alanına dönüşebilir. Başkasını öfkelendirmekten, bir insanı çaresiz bırakmaktan, bir topluluğu birbirine düşürmekten veya binlerce kişinin kendi yazdığı provokatif cümleye tepki verdiğini görmekten haz duyan kişiler bulunabilir. Bu nedenle troll davranışını yalnızca “şaka yapan internet kullanıcısı” şeklinde küçümsemek de doğru değildir. Bazen karşımızda dikkat bağımlılığı, saldırgan iletişim, sorumluluktan kaçış ve başkalarının duygularını araçsallaştırma üzerine kurulu ağır biçimde yozlaşmış bir davranış modeli bulunur. Burada mesele psikiyatrik bir teşhis koymak değil; vicdan, ölçü, sorumluluk ve insan onuru bakımından ortaya çıkan çöküşü görmek gerekir.

Trollün en tehlikeli silahlarından biri dezenformasyondur. Gerçek bir olayın bağlamını koparır, yarım bir bilgiyi bütün gerçekmiş gibi sunar, eski bir görüntüyü yeniymiş gibi dolaşıma sokar, bir kişinin sözünü başka bir anlam taşıyacak şekilde keser veya hiç yaşanmamış bir olayı yaşanmış gibi gösterebilir. Bazen bunu bilgisizlikten yapar; bazen dikkatsizlikten; bazen de ne yaptığını bilerek. Ancak sonuç aynıdır: İnsanların gerçeklikle kurduğu bağ zayıflar. Bir süre sonra toplumda “Artık hiçbir şeye inanılmıyor” duygusu oluşur. İşte dezenformasyonun en ağır sonucu yalnızca yanlış bilginin yayılması değildir; doğru bilgiye duyulan güvenin de aşındırılmasıdır.

Bu noktada troll, yalnızca yalan söyleyen biri olmaktan çıkar; bilgi ortamını kirleten bir aktöre dönüşür. İnsanlar hangi görüntünün gerçek, hangi haberin manipülasyon, hangi hesabın samimi, hangi iddianın organize bir provokasyon olduğunu ayırt etmekte zorlandığında toplumsal güvenlik açısından da yeni bir sorun ortaya çıkar. Çünkü güvenin olmadığı yerde söylenti güçlenir. Söylentinin güçlendiği yerde korku büyür. Korkunun büyüdüğü yerde insanlar birbirinden şüphe etmeye başlar. Bir toplumun ortak aklı böyle bir ortamda kolaylıkla parçalanabilir.

Trollün hedef aldığı şey bazen tek bir kişi değildir. Aile olabilir. Bir meslek grubu olabilir. Bir şehir olabilir. Bir siyasi görüş olabilir. Bir toplumsal kesim olabilir. İnançlar olabilir. Kültürel değerler olabilir. Hatta doğrudan toplumun ortak hafızası olabilir. Çünkü kutuplaştırma mekanizması, insanları “biz” ve “onlar” şeklinde ayırdığı anda çalışmaya başlar. Sonra her söz diğer tarafın saldırısı gibi okunur. Her haber şüpheyle karşılanır. Her eleştiri düşmanlık kabul edilir. Her farklı düşünce ihanetle ilişkilendirilmeye başlanır. Böylece insanlar artık meseleleri çözmek için değil, karşı tarafı yenmek için konuşur.

Trollün istediği tam olarak budur: Sükûnetin yerini öfke, muhakemenin yerini refleks, merhametin yerini küçümseme ve hakikatin yerini gürültü alsın.

Çünkü öfkeli insan daha kolay yönlendirilir. Sürekli saldırı altında olduğunu düşünen insan daha kolay kutuplaşır. Kendisinden farklı olan herkesi tehdit olarak gören insan ise daha kolay manipüle edilir. Bu nedenle dijital dünyada bilişsel dayanıklılık, yalnızca teknoloji kullanma becerisi değildir. Aynı zamanda insanın kendi öfkesini yönetebilmesi, gördüğü her bilgiye inanmaması, provokasyonu fark edebilmesi, kaynağı sorgulaması ve karşısındaki insanın da bir hayatı olduğunu unutmamasıdır.

Trollün en büyük başarısı, kendisi gibi davranmayan insanları kendisine benzettiği andır. Sakin bir insanı öfkelendirir. Ölçülü bir insanı hakaret etmeye sürükler. Merhametli bir insanı acımasızlaştırır. Sonra ortaya çıkan çatışmayı göstererek “Bakın, herkes böyle” der. Oysa herkes böyle değildir. İnsanların önemli bir bölümü hâlâ birbirini dinlemeyi, farklı düşünmeyi, gerektiğinde susmayı ve başkasının acısına saygı göstermeyi bilir. Dijital dünyanın gürültüsü, toplumun tamamının karakteri değildir. Bazen yalnızca en yüksek ses çıkaranların görüntüsüdür.

Bu yüzden trollün karşısında verilecek mücadele yalnızca teknik bir mücadele değildir. Hesapları engellemek, yanlış bilgileri düzeltmek veya hukuka aykırı içerikleri bildirmek önemlidir; fakat asıl savunma kültürel ve ahlakidir. İnsanların birbirine karşı merhametini kaybetmemesi, öfkeyi bir kimlik haline getirmemesi, her provokasyona cevap vermemesi ve dijital ortamda da gerçek hayattaki sorumluluk duygusunu koruması gerekir. Çünkü klavyenin arkasına saklanmak, insanın yaptıklarının sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

Ve belki de trollün anlaması gereken en temel gerçek şudur: Bir insanı küçük düşürmek seni büyütmez. Bir toplumu birbirine düşürmek seni güçlü yapmaz. Bir yalanı bin kez tekrarlamak onu hakikate dönüştürmez. İnsanların milli ve manevi değerleriyle alay etmek seni özgürleştirmez. Başkasının acısından eğlence çıkarmak seni üstün kılmaz. Başkasının öfkesinden para kazanmak ise yaptığın şeyi ahlaken meşru hale getirmez. Çünkü insanın değeri, kaç kişiyi kızdırdığıyla, kaç kişiyi birbirine düşürdüğüyle veya kaç milyon görüntülenme aldığıyla ölçülmez.

Trollün gerçek trajedisi de burada ortaya çıkar: Kendisine bir hayat kurmak yerine başkalarının hayatlarını bozarak görünür olmaya çalışan, kendi değerini başkalarının öfkesinden devşiren bir dijital varlığa dönüşür. Para kazanıyorsa, kazancı davranışının doğruluğunun kanıtı değildir; milyonlarca kişiye ulaşıyorsa, ulaştığı kitle haklı olduğunun göstergesi değildir; binlerce kişi ona cevap veriyorsa, bu onun düşünce ürettiği anlamına gelmez. Bazen yalnızca gürültü üretmiştir. Ve gürültünün büyüklüğü, hakikatin ağırlığını değiştirmez.

Sonunda ekran kararır. Bildirim sesleri kesilir. Paylaşımlar aşağı doğru kaybolur. Bir başka gündem gelir ve dünün kavgası unutulur. Fakat geride görünmeyen bir tortu kalır: birbirine biraz daha az güvenen insanlar, biraz daha sertleşmiş cümleler, biraz daha kolay incinen kalpler ve biraz daha fazla şüphe. Troll belki başka bir hesaba geçer, başka bir hedef seçer, yeni bir provokasyon üretir. Fakat toplumun buna vereceği cevap kendi elindedir. Çünkü dijital çağda herkesin bir klavyesi olabilir; fakat herkesin vicdanını, merhametini ve muhakemesini kaybetmesi gerekmez. Trollün beslendiği yer toplumun öfkesi ise, onu yaşatmayacak en güçlü şey de toplumun aklı, ölçüsü, hakikat duygusu ve birbirine karşı koruduğu insanlık olacaktır.