Ankara'da NATO'yu İzlerken
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Uluslararası zirveler çoğu zaman birkaç kare fotoğraf, liderlerin kısa açıklamaları ve sonunda yayımlanan ortak bildiriler üzerinden değerlendirilir. Oysa bu organizasyonların asıl hikâyesi çoğu zaman kameraların görmediği yerde yaşanır. Bir yanda devlet ve hükümet başkanlarının kritik kararları şekillenirken, diğer yanda binlerce görevli, güvenlik personeli ve basın mensubu kusursuz işleyen bir organizasyonun parçası olur. Ankara'nın ev sahipliği yaptığı 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi de tam olarak böyleydi.
İki gün boyunca zirveyi sahada takip ederken yalnızca liderlerin verdiği mesajları değil, organizasyonun nasıl yönetildiğini, basın merkezlerinin işleyişini, güvenlik hazırlıklarını ve dünyanın dört bir yanından gelen gazetecilerin aynı çatı altında nasıl çalıştığını da gözlemleme fırsatı buldum. Elbette zirvenin ana gündemi savunma politikaları, Ukrayna savaşı, yeni güvenlik tehditleri ve NATO'nun geleceğiydi.
Ankara, iki gün boyunca sadece Türkiye'nin başkenti değil, aynı zamanda küresel güvenlik gündeminin merkeziydi. Koridorlarda yapılan kısa görüşmelerden basın toplantılarına, güvenlik önlemlerinden teknik hazırlıklara kadar her ayrıntı, NATO'nun bugün geldiği noktayı anlamak açısından en az yayımlanan ortak bildiri kadar önemliydi.
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara, NATO'nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Zirve boyunca konuşulan başlıklar aslında son yıllarda ittifakın önceliklerinin nasıl değiştiğini de net biçimde gösteriyordu. Artık NATO'nun gündemi yalnızca tanklar, savaş uçakları ya da asker sayısından ibaret değil. Yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve insansız sistemler, ittifakın geleceğini belirleyecek yeni güvenlik alanları olarak masadaydı.
İlk günün ağırlığını ise savunma sanayii oluşturdu. 36. NATO Savunma Sanayii Forumu'nda üretim kapasitesinin artırılmasından ortak tedarik mekanizmalarına, mühimmat stoklarından kritik teknolojilere kadar oldukça geniş bir başlık yelpazesi ele alındı. Aslında verilen ortak mesaj çok açıktı: NATO artık yalnızca güvenliği konuşan bir yapı olmak istemiyor; güvenliği üretebilen bir yapıya dönüşmeye çalışıyor. Bunun yolu da savunma sanayiinde daha fazla üretim, daha fazla ortaklık ve daha güçlü tedarik zincirlerinden geçiyor.
Savunma harcamalarının artırılması da zirvenin en belirgin başlıklarından biriydi. Müttefik ülkeler, mevcut güvenlik ortamının eski bütçelerle yönetilemeyeceği konusunda büyük ölçüde aynı noktada buluştu. Bu nedenle yeni yatırım hedefleri yalnızca ekonomik bir karar değil, doğrudan güvenlik politikalarının parçası olarak ele alındı.
İkinci gün ise teknik tartışmalardan çok siyasi mesajların öne çıktığı bir atmosfer hakimdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde liderlerin bir araya gelmesiyle başlayan programın sonunda yayımlanan Ankara Bildirgesi, NATO'nun önümüzdeki dönemde izleyeceği genel çerçeveyi ortaya koydu. Bildirgede Washington Antlaşması'nın 5. maddesine bağlılık yeniden vurgulanırken, Rusya uzun vadeli tehdit olarak tanımlandı, terörizm ise ittifakın temel güvenlik risklerinden biri olarak yer aldı. Ukrayna'ya yönelik desteğin süreceği açıklanırken, savunma sanayii iş birliklerinin artırılması ve ortak üretim kapasitesinin geliştirilmesi de bildirgenin önemli başlıkları arasında yer aldı.
Basın toplantıları ise çoğu zaman bildirgenin satır aralarında kalan mesajları tamamladı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin konuşmasında en dikkat çekici nokta, artık karar alma döneminin geride kaldığını ve uygulama sürecine geçildiğini özellikle vurgulamasıydı. Savunma harcamalarının artırılması, 50 milyar avroyu aşan yeni savunma sanayii anlaşmaları, Drone Edge girişimi kapsamında planlanan 40 milyar dolarlık insansız sistem yatırımı ve yakıt altyapısına yönelik 27 milyar avroluk yeni program, NATO'nun yalnızca gelecek planlarından değil, somut uygulamalarından söz ettiğini gösteriyordu.
Donald Trump'ın açıklamalarında ise iki konu öne çıktı. İlki Avrupa'nın güvenlik yükünü daha fazla üstlenmesi gerektiği yönündeki klasik yaklaşımını sürdürmesiydi. İkincisi ise Türkiye açısından dikkatle takip edilen F-35 programıydı. Trump, geçmiş yaptırımların yeniden değerlendirilebileceğini ve Türkiye'nin programa dönüş ihtimalinin masada olduğunu söyleyerek önemli bir mesaj verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise konuşmasında Türkiye'nin NATO içindeki rolünü savunma sanayii üzerinden tanımlamayı tercih etti. Terörle mücadelenin ittifakın ortak güvenlik anlayışının ayrılmaz parçası olduğunu vurgularken, savunma sanayiinde siyasi engeller yerine teknoloji paylaşımı ve ortak üretimin öne çıkması gerektiğinin altını çizdi. Gazze ve Rusya-Ukrayna savaşı konusunda ise diplomasi vurgusunu sürdürdü.
Zirveyi iki gün boyunca yerinde takip ederken bende oluşan izlenim şu oldu: NATO artık yalnızca askeri bir ittifak olmanın ötesinde, teknolojiyi, üretim kapasitesini ve ekonomik dayanıklılığı da güvenlik kavramının içine yerleştiriyor. Ankara'da konuşulan başlıkların büyük kısmı da aslında geleceğin savaşlarından çok, geleceğin hazırlıkları üzerineydi.