Asker Ocağı, Asker Sigarası ve Bir Dönemin İnsanlığı

Asker Ocağı, Asker Sigarası ve Bir Dönemin İnsanlığı

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 9, 2026 - 19:58

Çok kıymet verdiğim, kalemine ve kendisine güvendiğim değerli ağabeyim Halil Kaşaltı'nın kaleme aldığı "Yalana Ortak Olmak" başlıklı yazıyı okuyunca, çocukluğumun o unutulmaz günleri gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti.

Ben de o üzerinde "Asker sigarası satılmaz." yazan paketleri hatırlıyorum. O sigara, devletin vatani görevini yapan Mehmetçiğe verdiği bir emanetti. Askerden dönen gençler, aylarca biriktirdikleri o sigaralardan köye getirir, kendisini karşılamaya gelenlere ikram ederdi. Belki çayın, belki o sigaranın hatırı vardı ama asıl hatır, askerin hatırıydı.

"Anlat hele asker..." denildi mi sohbet başlar, kimi zaman gerçekler biraz süslenirdi. Kimi yüzbaşıya kafa tuttuğunu anlatır, kimi çavuşa ayar verdiğini söyler, kimi de albayın kızının kendisine gönül verdiğini... Dinleyenlerin çoğu bunların abartı olduğunu bilirdi ama kimsenin gönlü o gün askerin hevesini kırmaya razı olmazdı.

Halil Ağabey'in de ifade ettiği gibi bugün düşündüren asıl mesele, insanların gerçeği bildiği hâlde yalana sessiz kalmasıdır. Sessiz kalan, zamanla farkında olmadan yalanın ortağı olur. Tarih bunun acı örnekleriyle doludur.

Fakat benim hatırladığım askerlik, sadece bu hatıralardan ibaret değildi.

O yıllarda askerlik, gerçekten Peygamber Ocağı olarak görülürdü. Asker olmak bir vazifeden öte, bir şeref meselesiydi. Bugünkü gibi birkaç aylık değil; on sekiz ayın altında askerlik yapan pek az olurdu. Acemi birliği tam üç ay sürerdi. Sonrasında usta birliğine tren yolculuğu hesap edilerek "yol izni" verilirdi. Memleketine uğrayabilenler için o birkaç gün, bayramdan daha kıymetliydi.

Her askerin cebinde küçük bir cep defteri bulunurdu. Her akşam geçen günün üzeri tek tek çizilir, kalan günler sabırla sayılırdı. O defter sadece günleri değil; hasreti, özlemi, umudu ve kavuşma hayalini de taşırdı.

Asker uğurlamaları başlı başına bir bayram havasında geçerdi. Davullar çalınır, dualar edilir, gözyaşı ile gurur aynı anda yaşanırdı. Askere giden gencin cebine sadece annesi babası değil; komşusu, akrabası, köylüsü de harçlık koyardı. Çünkü askere giden yalnız bir ailenin değil, bütün mahallenin evladı sayılırdı.

Askerden dönecek olanın tezkeresine haftalar kala evlerde hazırlık başlar, herkes gün sayardı. Köyde, mahallede "Askerimiz geliyor." sevinci yaşanırdı.

O yıllarda herkesin bildiği bir söz vardı:

"Askerlik yapmayana kız verilmez."

Bu söz sadece evlilikle ilgili değildi. Askerlik; sorumluluğun, olgunluğun ve adam olmanın bir nişanesi olarak görülürdü. Kimse askerlikten kaçmayı düşünmez, herkes vatani görevini alnının akıyla tamamlamanın gururunu yaşardı.

Bir de işin tebessüm ettiren tarafı vardı. Hastalanıp hava değişimi alan bazı uyanıklar, izinleri birbirine ekler, neredeyse askerlik bitene kadar birliğe uğramazlardı. Köy kahvelerinde onların hikâyeleri de yıllarca anlatılır, herkes gülerek dinlerdi.

Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki aslında özlediğimiz sadece eski askerlik değil; o günlerin samimiyeti, dayanışması, vefası ve birbirine duyulan güvendi.

Asker ocağı sadece silah kullanmayı öğretmezdi; sabretmeyi, paylaşmayı, arkadaşlığı, vatan sevgisini ve millet olmanın ne demek olduğunu da öğretirdi.

Dileğim odur ki; geçmişin güzel hatıralarını anlatırken sadece nostalji yapmayalım. O günlerin vefasını, dürüstlüğünü ve birlik ruhunu da bugüne taşıyalım. Çünkü güçlü milletler; sadece büyük zaferleriyle değil, değerlerine sahip çıkan insanlarıyla ayakta kalırlar.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.