Aşure Kazanı Doluyor Ama Dayanışma Gerçekten Artıyor Mu?

Aşure Kazanı Doluyor Ama Dayanışma Gerçekten Artıyor Mu?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 28, 2026 - 16:15

Muharrem ayı ile birlikte kent meydanlarında yeniden aynı görüntülere şahit oluyoruz: Kazanlar kaynıyor, kepçeler dağıtım için hazır, protokol sıraları yerini alıyor. Benim için aşure, bu toprakların en güçlü sembollerinden biridir; paylaşmanın, bir arada olmanın ve dayanışmanın kültürel hafızasını taşır. Ancak son yıllarda bu güçlü geleneğin etrafında şekillenen görüntülere baktığımda, artık yalnızca bir “ikram”ı değil, ne yazık ki bir “temsiliyet alanını” ve şovu görüyorum.

Benim inandığım ve savunduğum dayanışma, tanımı gereği sessizdir. Gösterişe ihtiyaç duymaz, bir fotoğraf karesine sığdırılmak için beklemez. Oysa bugün birçok kent etkinliğinde dayanışmanın, çoğu zaman sahnenin önüne kurulan bir düzenle, kameraların açısıyla ölçülür hale geldiğini üzülerek izliyorum. Kazanların büyüklüğü, dağıtılan porsiyon sayısı, katılımın yoğunluğu… Bunların her biri birer başarı verisi gibi önümüze sunulsa da, ben asıl soruyu sormaktan geri duramıyorum: Bu paylaşım gerçekten toplumsal bağlarımızı güçlendiriyor mu, yoksa yalnızca bir “etkinlik takvimi” maddesini geçiştirmekten mi ibaret?

Siyasetin yerel düzleminde bu tür organizasyonların bir anlam yükü taşıdığının farkındayım. Belediyeler için aşure dağıtımı, yalnızca dini veya kültürel bir ritüel değil, aynı zamanda “vatandaşla temas” alanıdır. Ancak ben bu temasın niceliğine değil, niteliğine bakıyorum. Çünkü biliyorum ki vatandaş artık yalnızca “ne yapıldığını” değil, arkasındaki niyeti, yani “neden yapıldığını” da çok iyi sorguluyor. Gösterişçi siyasetin miadı dolmuştur.

Bugün geldiğimiz noktada mesele aşurenin kendisi değil; onun etrafında kurulan o yapay dil ve semboller dünyasıdır. Eğer dayanışmayı, yalnızca belirli günlerde hatırlanan, yılda bir kez vitrine çıkarılan bir kavrama dönüştürüyorsak, burada yapısal bir samimiyet eksikliği var demektir. Benim siyaset anlayışıma göre gerçek dayanışma; kriz anlarında, ekonomik zorluklarda, gündelik yaşamın o görünmeyen, kimsenin uğramadığı gri alanlarında kendini gösterir. Bir gün kameralar önünde değil, her gün sessizce var olabilen bir ilişki biçimidir.

Bu nedenle ben, aşure kazanlarının etrafında oluşan kalabalığa bakarken yalnızca dağıtılan ikramı değil, o ikramın insanların gönlüne dokunup dokunmadığını dert ediyorum. Çünkü bir siyasetçi olarak benim asıl meselem, görünür olanı çoğaltıp reklamını yapmak değil; görünmeyeni, yani halkın içindeki o sessiz kırılganlığı güçlendirmektir.

Evet, aşure kazanı doluyor. Ancak milletimin huzurunda sormak istediğim asıl soru şudur:

Bizim dayanışmamızın kazanı da aynı ölçüde doluyor mu, yoksa sadece altı boş bir kaynamadan mı ibaret?