Bayram Sofralarında Unuttuğumuz Şey: SAĞLIK

Bayram Sofralarında Unuttuğumuz Şey: SAĞLIK

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 26, 2026 - 21:17

Kurban Bayramı yaklaşırken şehirlerin ritmi değişiyor. Kasapların önü kalabalıklaşııyor, mutfaklardan kavurma kokuları yükseliyor, bayram alışverişi telaşı sokaklara yayılıyor. Hepimizin zihninde aynı fotoğraf var aslında: Kalabalık sofralar, bol ikram, uzun ziyaretler…

Ama her bayram sessiz sedasız tekrar eden başka bir tablo daha var.

Bayramın ikinci ya da üçüncü gününde başlayan mide ağrıları, hazımsızlıklar, yükselen tansiyonlar, şeker dalgalanmaları… Hatta bazen “Bir anda fenalaştı” diye duyduğumuz haberler.

Çünkü biz toplum olarak bayramı biraz da “ölçüyü kaçırma özgürlüğü” gibi yaşamayı seviyoruz.

Normalde yemediğimiz kadar et yiyor, üstüne tatlı ekliyor, ardından çay-kahve derken bedenimize birkaç günlük yoğun bir yük bindiriyoruz. Üstelik bunu çoğu zaman fark ederek değil, geleneklerin akışına kapılarak yapıyoruz. “Bir tabak daha al”, “Bayramdan bayrama yeniyor”, “Kırmayalım” cümleleriyle başlayan masum ısrarlar bazen vücudun sınırlarını zorlayabiliyor.

Oysa insan bedeni bayram bilmiyor.

Kalp aynı tempoda çalışıyor, mide aynı kapasitede sindiriyor, damarlar aynı yükü taşımaya devam ediyor. Biz sofrada neşeyle otururken, vücudumuz içeride yoğun bir mesai veriyor.

Uzmanların özellikle altını çizdiği konu şu: Yeni kesilmiş etin hemen tüketilmesi sindirim sistemini ciddi biçimde yorabiliyor. Ama mesele sadece etin tazeliği değil; miktarı da önemli. Çünkü bizim kültürümüzde et çoğu zaman “yanında bir şeylerle” değil, neredeyse tek başına ve aşırı miktarda tüketiliyor. Sebze geri planda kalıyor, su içmek unutuluyor, hareket ise neredeyse tamamen hayatımızdan çıkıyor.

Bayram sofraları bazen sevginin değil, kontrolsüzlüğün yarışına dönüşebiliyor.

En ilginç tarafı ise şu:

İnsanlar artık açlıktan değil, fazlalıktan yoruluyor.

Eskiden sağlık sorunları “yetersiz beslenme” üzerinden konuşulurdu. Şimdi ise tam tersi… Fazla tuz, fazla şeker, fazla yağ, fazla et… Yani bedenin ihtiyacından çok daha fazlasını tüketiyoruz. Bayramlar da bu taşkınlığın en görünür olduğu zamanlardan biri haline geliyor.

Üstelik mesele yalnızca fiziksel sağlık da değil.

Bayramlarda insanlar bazen dinlenmek yerine daha fazla tükeniyor. Saatler süren ziyaretler, bitmeyen hazırlıklar, kalabalıklar, trafik, ekonomik stres… Bayramın ruhunu yaşamak isterken kendimizi fark etmeden bir yorgunluğun içinde bulabiliyoruz.

Belki de bu yüzden artık bayramlarda kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Gerçekten iyi gelen şey nedir?

Üçüncü tabak kavurma mı?

Yoksa sevdiklerimizle sakin bir kahve içebilmek mi?

Bir tepsi tatlı mı?

Yoksa uzun zamandır görmediğimiz bir büyüğün elini tutmak mı?

Çünkü bayramın özü hiçbir zaman “çok tüketmek” değildi. Paylaşmaktı, yavaşlamaktı, bir arada olmaktı. Belki de sağlıklı bir bayramın ilk şartı, sofrayı küçültüp sohbeti büyütmektir.

Bu bayram biraz daha dikkatli olmakta fayda var.

Çünkü sağlık bazen bir anda kaybediliyor ama çoğu zaman küçük ihmallerle yavaş yavaş eksiliyor.

Ve insan, en çok da bayram sabahı sağlıklı uyanabildiğinde zengin hissediyor.