BEŞ İ FORMÜLÜ: BİR MİLLETİ ÖNCE KANDIRIR, SONRA KUŞATIRLAR

BEŞ İ FORMÜLÜ: BİR MİLLETİ ÖNCE KANDIRIR, SONRA KUŞATIRLAR

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 23, 2026 - 22:21

Bazen bir dosttan gelen birkaç satır, insanın zihninde uzun uzun dolaşır.

Halil Kaşaltı abimin gönderdiği “Beş İ Formülü” de bugün beni uzun uzun düşündürdü.

İlgi gösterirler…

İkna ederler…

İşgal ederler…

İtibarsızlaştırırlar…

Ve sonunda imha ederler…

İlk bakışta ağır bir ifade gibi gelebilir. Fakat tarihe baktığımızda, milletlerin yalnızca silahla değil; algıyla, ekonomik baskıyla, siyasi yönlendirmeyle, kültürel kuşatmayla ve içeriden zayıflatılarak da mücadele dışı bırakıldığını görürüz.

Asıl mesele de burada başlıyor.

Çünkü bir ülkeyi ele geçirmek için her zaman tank göndermek gerekmez.

Bazen bir ülkenin kararlarını başkasının düşüncesine göre vermesi yeterlidir.

Bazen kendi değerlerinden utanır hâle gelmesi…

Bazen kendi insanına güvenmemesi…

Bazen de kendisine gösterilen yapay ilgiyi, gerçek dostluk zannetmesi…

İLGİ GÖSTERİRLER…

Önce yakınlaşırlar.

Övgüler söyler, kapılar açar, kırmızı halılar serer, “stratejik ortaklık” derler.

İnsan da doğal olarak kendisine değer verildiğini düşünür.

Oysa devletler arasında dostluk elbette mümkündür; fakat devletlerin dünyasında duygudan önce menfaat, güzel sözden önce hesap vardır.

Bu nedenle bir millet, kendisine gösterilen ilgiyi alkışlamadan önce şunu sormalıdır:

“Bu ilginin arkasında ne var?”

Çünkü akıl, yalnızca söyleneni duymak değil; söylenmeyeni de anlayabilmektir.

İKNA EDERLER…

Sonra sıra iknaya gelir.

Önünüze öyle teklifler koyarlar ki, ilk bakışta hepsi makul görünür.

“Bunun size faydası var.”

“Böyle yaparsanız daha güçlü olursunuz.”

“Biz sizin yanınızdayız.”

Derken bir bakarsınız, kendi kararınızı verdiğinizi zannederken başkasının kurduğu cümlenin içinde yürüyorsunuz.

İşte burada devlet aklı devreye girmelidir.

Bir devletin yöneticisi, dışarıdan gelen her sözü düşmanlıkla karşılamamalı; fakat her söze de sorgusuz sualsiz inanmamalıdır.

Akılcı devlet politikası budur.

Ne herkesi düşman görmek…

Ne de herkesi dost sanmak.

İŞGAL SADECE TOPRAKLA OLMAZ

İşgal denince aklımıza hemen asker, tank ve silah gelir.

Oysa tarihin bize öğrettiği başka bir gerçek daha vardır:

Bir milletin toprağına girmeden de zihnine girilebilir.

Ekonomisine bağımlı hâle getirilebilir.

Kültürü küçümsenebilir.

Tarihi unutturulabilir.

Gençlerinin geleceğe olan inancı zayıflatılabilir.

Kendi değerleriyle kavga eder hâle getirilebilir.

İşte asıl tehlike budur.

Çünkü toprağı işgal edilen millet, düşmanı görebilir.

Ama zihni işgal edilen millet, düşmanını dost zannedebilir.

İTİBARSIZLAŞTIRMAK

Bir ülkenin kurumlarına, yöneticilerine, tarihine, ordusuna, değerlerine ve milletine olan güven sarsılırsa, o ülkenin direnci de zayıflar.

İnsan kendi evine güvenmezse, başkasının kapısına sığınır.

Millet kendi gücüne inanmazsa, başkasının gücünü kurtuluş zanneder.

İşte bu yüzden itibar, devletlerin en büyük hazinelerinden biridir.

Milletimizin birbirine güvenmesini, kurumlarına sahip çıkmasını, devletine ve bayrağına bağlılığını zayıflatacak her türlü ayrıştırıcı dile karşı dikkatli olmak zorundayız.

VE SONUÇ: İMHA

Tarih, bazı ülkelerin nasıl büyük acılar yaşadığını bize defalarca gösterdi.

Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi dönemlerinin ardından Irak ve Libya'da yaşananlar, bir devlet düzeninin ne kadar kısa sürede ağır bir yıkımla karşılaşabileceğini gösteren yakın tarih örneklerindendir.

Buradan çıkaracağımız ders, “Herkes bize düşman” demek değildir.

Tam tersine…

Devlet aklı; dostunu düşman, düşmanını dost ilan etmek değil; kimseye kendisini kullandırmayacak kadar güçlü ve basiretli olmaktır.

Bizim coğrafyamız kolay bir coğrafya değildir.

Anadolu, tarih boyunca nice hesapların kesiştiği bir yerdir.

Bu yüzden bizim birbirimize düşmeye değil, birbirimize sahip çıkmaya ihtiyacımız var.

Birbirimizi kırmadan…

Dökmeden…

İncitmeden…

Farklı düşünsek bile birbirimizin vatan sevgisini sorgulamadan…

Çünkü hepimizin ortak bir çatısı var:

Vatan.

Hepimizin ortak bir emaneti var:

Bayrak.

Hepimizin göğe yükselen ortak bir sesi var:

Ezan.

Ve hepimizin üzerinde taşıdığı büyük bir sorumluluk var:

Millet.

Bugün bize düşen; birbirimizi ötekileştirmek değil, birbirimizin eksikliğini tamamlamaktır.

Devletimizi güçlü kılmak…

Bayrağımızı başımızın üzerinde tutmak…

Milletimizin birlik ve beraberliğini korumak…

Çocuklarımıza korkuyla değil, umutla bir gelecek bırakmak…

Ve en önemlisi, kimsenin hesabında kullanılmayacak kadar akıllı, kendi kararını verecek kadar güçlü, kendi değerlerine sahip çıkacak kadar şuurlu olmak.

Çünkü bir milletin en büyük savunması yalnızca silahı değildir.

Aklıdır.

Birliğidir.

İmanıdır.

Vatan sevgisidir.

Ve gerektiğinde aynı bayrağın altında tek yürek olabilmesidir.

Halil Kaşaltı abimin gönderdiği o “Beş İ Formülü” bize belki de şu soruyu sordurmalı:

Bize gösterilen ilginin arkasını okuyabiliyor muyuz?

Eğer okuyabiliyorsak kandırılmayız.

Kandırılmıyorsak kullanılmayız.

Kullanılmıyorsak bölünmeyiz.

Bölünmüyorsak, bu vatanın üzerinde kimsenin hesabı tutmaz.

Çünkü bu topraklarda devlet aklıyla millet iradesi birleştiğinde, hiçbir hesap kolay kolay bozulmaz.

Bizim meselemiz birbirimizle kavga etmek değil; aynı vatanın evlatları olarak birbirimizin elinden tutmaktır.

Vefa…

Vicdan…

Vatan…

Bunları kaybetmediğimiz sürece, hangi “formül” karşımıza çıkarsa çıksın, bizim cevabımız bellidir:

Akıl, birlik ve millet.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.