GEÇMİŞTEN DERS ALIP, İLERİYE DÖNÜK PROJEKSİYON TUTAMIYORUZ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Neredeyse her 10-15 yılda bir darbe veya darbe teşebbüsü yaşadığımız ülkemizde, neden geçmişi okuyarak ileriye dönük projeksiyon tutulmaz, neden devlet hafızası diri tutulmaz ki? Tüm büyük ve köklü olaylarda durum aynı. Hemen tüm coğrafyamız deprem kuşağında olmasına ve yıkıcı onlarca deprem yaşamamıza rağmen binlerce insanımızın ölmesi de projeksiyon eksikliğinin bir sonucudur. Komik olmanın ötesinde ibretlik olması yönünden şu Temel fıkrası bize çok şeyi anlatmıyor mu acaba?
Temel arkadaşı Dursun ile yolda yürürken, üç-beş metre ileride bir muz kabuğu görür ve durur. Dursun sorar: "Hayırdır Temel uşağum, neden durduk?"
Temel derin bir ah çekerek: "Sorma uşağum, şu muzu görmüyor musun, birazdan yine muz kabuğuna basıp da düşeceğuk ve yine kafamizu kıracağuk anasini satayum!" der...?
Malesef millet olarak bir çoğumuz, yöneticilerimiz, bilhassa siyasetçilerimiz bir şeyle mücadele ederken; ya hayat hakkı tanımadan vurup öldürüyoruz ya da bizim Temel fıkrasındaki gibi "ŞARTLANMA" psikolojisiyle hareket ediyoruz. Yani muz kabuğuna dikkat edip basmadan dikkatlice yürümek yerine; illâ o muza basacağız ve düşeceğiz diye kabulleniyoruz. Daha da acısı, göz göre göre düştüğümüz bu durum sonrası “Ben biliyordum böyle olacağını” demeyi bir marifet sayıyoruz.
Bugün yaşananlara bakıyoruz, geçmişte FETÖ ile mücadele sürecinde hiç ders alınmamış gibi, herkeste moda olmuş bir düşünce, bir savunma mekânizması almış başını gidiyor; "SANKİ BU CEMAATE GİRMEYEN Mİ VAR, BULAŞMAYAN MI VAR?” DESTEK OLMAYAN MI VAR?" diye bir “ÇARESİZLİK” tezi ürettik.
Eskilerin bir darb-ı mesel sözü vardır; “Devlet malından para çalan kimse başkasının da çalmasını ister ki, ‘bakın o da çalıyor ben yalnız değilim’ diyebilsin.” Böylece kendisine güya masum ve çaresiz bir alan oluşturur.
Oysa 15 TEMMUZ’a bir projeksiyon tuttuğumuzda açıkça görülecektir ki, bu bela ve musibet daha gelmeden önce onlarca emare vardı, ve onlarca sinyalle haber veriyordu.
Bugün “Süleymancılar” ya da “Süleymanlılar” diye tabir edilen cemaat yapılanması ki ben temelde Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin ve müntesiplerinin faydalı Kuran hizmetinde bulunduklarını düşünüyorum. Ne var ki, bu yoldan çıkmış ve aklını, beynini ve imkanlarını dış mihrakların, yabancı istihbarat örgütlerinin emrine vermiş kesimin her hal ve hareketi “Geliyorum” diye bas bas bağırıyordu. İşte geçmişte bir turnusol kağıdı görevi gören ve toplum üzerinde ağır travmalar oluşturan yaşanmışlıklar, nedense bu günümüze ışık tutmamış gibi gözüküyor. Temel'in muz kabuğuna İKİNCİ KEZ basıp düşmeyi kabullenişi gibi bir SAPLANTIYA kapılmış gelmişiz.
Sonuç olarak hepimiz biliyoruz ki Temel, koca bir yolda gördüğü o muz kabuğuna basmadan yoluna devam edebilir öyle değil mi? Üstelik daha önce de basıp düşmüş ve tecrübe edinmiş. Tıpkı bu milletin, bu devletin tecrübe ettiği gibi…
Gelelim MÜCADELE kısmına...
Şimdi ben diyorum ki SİYASİLERİMİZ, BÜROKRATLARIMIZ, hatta VATANDAŞLARIMIZ DA bu tür oluşumlara karşı reflex geliştirmeli ve bu tür mücadelede en az bizim Temel kadar FERASET, BASİRET ve ÖNGÖRÜYE sahip olmalıdırlar...
Daha önce basıp düştüğün gibi, muz kabuğuna basarsan düşersin vesselam.