Kötülüğün Hâkim Olmaması İçin Tek Şart: İyilerin Gayret Göstermesidir

Kötülüğün Hâkim Olmaması İçin Tek Şart: İyilerin Gayret Göstermesidir

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 21, 2026 - 20:19

"Kötülüğün hâkim olmaması için tek şart, iyilerin gayret göstermesidir." Bu söz, yalnızca toplumsal bir tespit değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluğun ifadesidir. Tarih boyunca hiçbir kötülük tek başına büyümemiştir. Onu besleyen, çoğu zaman iyilerin suskunluğu, kayıtsızlığı ve sorumluluktan kaçınması olmuştur. Buna karşılık, adaletin, merhametin ve hakkın hâkim olduğu dönemler ise iyilerin cesaretle harekete geçtiği zamanlar olmuştur.

İslam da mümini yalnızca kendi ibadetiyle ilgilenen bir insan olarak değil, yaşadığı toplumun sorumluluğunu taşıyan bir birey olarak tanımlar. Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurur:

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân, 3/110)

Bu ayet, Müslüman olmanın yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret olmadığını; iyiliği yayma ve kötülüğe engel olma görevinin de imanın bir gereği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yine Rabbimiz başka bir ayette şöyle buyurur:

"İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın." (Mâide, 5/2)

Bu ilahi emir, toplumun huzurunun ancak iyilik etrafında kenetlenmekle mümkün olacağını göstermektedir. Kötülüğe karşı mücadele yalnızca devletlerin veya kurumların değil, her bireyin ortak sorumluluğudur.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu sorumluluğu çok net ifadelerle dile getirmiştir:

"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman, 78)

Bu hadis, kötülük karşısında kayıtsız kalmanın mümine yakışmadığını öğretmektedir. Herkesin imkânı ve sorumluluğu farklı olabilir; ancak hiçbir mümin, kötülüğü normalleştirme veya görmezden gelme hakkına sahip değildir.

Kur'an-ı Kerim'de bir başka uyarı da şöyledir:

"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Âl-i İmrân, 3/104)

Bu ayet, toplumların ayakta kalmasının ancak iyiliği temsil eden insanların varlığıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur, merhametin olmadığı yerde güven, iyiliğin olmadığı yerde ise gerçek anlamda bir gelecek kurulamaz.

Ne yazık ki günümüzde birçok insan haksızlıkları gördüğü hâlde "Beni ilgilendirmez." diyerek sessiz kalmayı tercih edebiliyor. Oysa sessizlik bazen tarafsızlık değil, kötülüğün güç kazanmasına istemeden de olsa katkı sağlamaktır. Bir çocuğun uğradığı zorbalığa göz yummak, kul hakkının çiğnenmesine sessiz kalmak, yalanın ve iftiranın yayılmasına engel olmamak, toplumsal vicdanı zedeleyen davranışlardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

"Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir beden gibidir. Bedenin bir organı rahatsız olursa diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur." (Buhârî, Edeb; Müslim, Birr)

 

Bu benzetme, toplumun hiçbir ferdinin diğerinden bağımsız olmadığını anlatır. Bir yerde haksızlık varsa, bunun etkisi er ya da geç bütün topluma yansır. Bu nedenle iyilik bireysel bir tercih olmanın ötesinde toplumsal bir görevdir.

Kur'an'ın en temel emirlerinden biri de adalettir. Rabbimiz şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun..." (Mâide, 5/8)

Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranacak bir değer değildir. Ailede, okulda, iş yerinde, ticarette ve sosyal hayatta adil davranmak; güçlüden değil haklıdan yana tavır almak, mümin olmanın önemli göstergelerindendir.

Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı daha fazla teknoloji değil, daha fazla vicdandır. Bilginin ahlakla, gücün adaletle ve imanın salih amelle birleşmediği toplumlarda huzurun kalıcı olması mümkün değildir. Bunun için her bireyin kendi çevresinde iyiliğin temsilcisi olması gerekir. Bazen bir yetimin başını okşamak, bazen mazlumun yanında durmak, bazen de yanlış bir sözü cesaretle düzeltmek; Allah katında büyük değer taşıyan ameller olabilir.

Sonuç olarak kötülüğün hâkim olmaması, yalnızca kötülere karşı mücadele etmekle değil; iyilerin sorumluluk almasıyla mümkündür. Kur'an'ın emri, Peygamber Efendimizin sünneti ve İslam'ın ahlak anlayışı bizlere bunu öğretmektedir. Sessizlik yerine hakkı söyleyen, kayıtsızlık yerine sorumluluk üstlenen, korku yerine adaleti tercih eden insanlar çoğaldıkça kötülüğün alanı daralacak, iyiliğin nuru daha geniş ufukları aydınlatacaktır.

Unutmayalım ki Allah Teâlâ, iyilik için çalışanların emeklerini boşa çıkarmaz. Önemli olan, hakkın yanında durabilmek, iyiliği yaymak ve kötülüğün sıradanlaşmasına izin vermemektir. Çünkü daha güzel bir dünyanın yolu, iyi insanların gayretinden ve samimiyetinden geçmektedir.