Toprağın Hafızası Unutmaz

Toprağın Hafızası Unutmaz

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 21, 2026 - 20:09

Bazı insanlar yaşlandıkça hatıralarını unutur derler. Ben buna hiç inanmadım. Çünkü insan unutsa bile toprak unutmaz. Ayağını bastığın her tarla, her harman yeri, her çeşme başı sana bir gün mutlaka geçmişten seslenir.

Geçenlerde köye gittiğimde yine öyle oldu.

Bir zamanlar yaz mevsimi, takvim yapraklarında üç ay değildi; alın terinin mevsimiydi. Ekinler tırpanla biçilir, demetler yığın olur, günlerce patozun sesi ovadan eksik olmazdı. Bir traktör sabah gün doğmadan çalışmaya başlar, akşam güneş batana kadar ancak üç yığın yetiştirirdi. Harman biterdi ama iş bitmezdi. Bu defa samanı samanlığa taşımak başlardı. Yorulurdu insanlar ama kimse "yoruldum" demezdi. Çünkü herkes bilirdi ki bereket, emek isteyen bir misafirdi.

Bugün aynı tarlalara baktığımda sessizlik dikkatimi çekiyor. Ekinlerin yerini boşluk almış. Biçerdöver geliyor, birkaç saat içinde iş bitiyor. Eskiden aylar süren yaz telaşı, şimdi birkaç güne sığıyor.

Beni en çok şaşırtan ise başka bir şey oldu.

Tarlada balya hâline getirilmiş sapları görünce, "Hayvanlar bunu yiyor mu?" diye sordum.

"Yiyor." dediler.

Çocukluğumdaki hayvanlar saman olmadıkça kuru sapın yüzüne bile bakmazdı. Bir an düşündüm; galiba sadece insanlar değil, zamanın içinde hayvanların alışkanlıkları bile değişmişti.

Ama değişmeyen bir şey vardı...

Dayanışma...

Bizim köyde harmanını erken bitiren, traktörünü alır komşusunun harmanına giderdi. "Benim işim bitti." diyen olmazdı. Çünkü komşunun işi bitmeden kimse kendini rahat saymazdı.

Samanımız bol olduğunda onu satmayı değil, paylaşmayı düşünürdük. Amasya'nın Kayabaşı Köyü'ndeki dostlarımıza traktörle saman götürürdük. Yol uzun sürerdi ama hiç sıkılmazdık. Yol kenarındaki meyvelerden yer, elmalar toplar, çocuk aklıyla yolculuğun hiç bitmesini istemezdik.

Dönüşte alınan üç kilo üzüm ile sıcak somun ekmek ise adeta yolun ödülüydü. Bir çeşmenin başında oturur, o ekmeği bölüşürdük. Bugün en pahalı sofralarda bile o tadı bulamıyorum. Çünkü lezzeti veren sadece ekmek değildi; paylaşmaktı, yorgunluktu, dostluktu.

Çorum'a ekin pazarına gittiğimiz günler de gözümün önünden hiç gitmez. Bugünkü AHL AVM'nin bulunduğu yer o zamanlar ekin pazarıydı. Köyden birkaç traktör birlikte yola çıkardık. Abdullah Eroca, namıdiğer Dimbil ve oğlu Kazım, Mahmut abim, babam ve ben...

Ekin satılır, dönüşte sıcak somunlar, üzümler ve karpuzlar alınırdı. Eski Ekin Köyü yakınındaki çeşmenin başında oturur, beş kişi neredeyse aldığımız her şeyi bitirirdik. O sofranın zenginliği cebimizde değil, gönlümüzdeydi.

Bir başka gün ise köyümüzden Arif Yılmaz, namıdiğer Mammık'ın Arif, evi için tuğla ve kiremit almaya Çorum'a gidiyorduk. Yasin abim de yanımızdaydı. Traktör yüklüydü, hava sıcaktı.

Eski yolda sivil bir araç önümüzü kesti. Polis olduklarını sonradan anladık. Arif amcanın ağzında sakız vardı, üzerinde de apoletsiz bir polis gömleği bulunuyordu. Bir anda sert bir sorgulama başladı. Bana, "Sen traktörden inme." dediler. Arif amca ile Yasin abime birkaç tokat attılar. Sonra gömleğin nereden geldiğini sordular.

"Dayım İstanbul'da başkomiser, o verdi." cevabını duyunca tavırları değişti. Daha büyük bir sıkıntı yaşanmadan ayrıldık. Ama Arif amcanın ağzındaki sakızın bir tokatla yere fırlayışı hâlâ gözümün önündedir.

Dönüş yolunda bana sıkı sıkı tembih ettiler:

"Kimseye söyleme."

Söylemedim...

Yıllarca söylemedim.

Ama o gün anladım ki insanı inciten şey bazen yediği tokat değil, haksızlıktır.

Eskiden hiçbir şey israf edilmezdi. Tırpanın ardından tırmık çekilir, yere düşen başaklar tek tek toplanırdı. Patozun altı bile temizlenmeden kimse harmandan ayrılmazdı. Çünkü her başakta alın teri vardı.

Bugün ise en çok içimi acıtan şey, ekmeğin bile çöpe atılmasıdır.

Oysa biz ekmeği yere bırakmaya bile kıyamazdık. Yerde görünce öper, yüksek bir yere koyardık. Çünkü büyüklerimiz bize ekmeğin sadece yiyecek olmadığını öğretmişti. O, emeğin, nimetin ve bereketin adıdır.

Belki teknoloji gelişti.

Belki işler kolaylaştı.

Ama keşke kolaylaşırken hatıralarımızı, paylaşmayı ve nimete duyduğumuz saygıyı kaybetmeseydik.

Çünkü bir milleti ayakta tutan sadece ürettiği ürün değildir.

O ürüne gösterdiği hürmettir.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, milletin, vicdanın ve vefanın tarafıdır.