Tel Aviv ! SAÇMALAMA !
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İsrail iç siyasetinde giderek daralan hareket alanı, güvenlik krizlerinin kişisel siyasi hesaplarla iç içe geçmesi ve Benjamin Netanyahu yönetiminin koltuğunu koruma hırsı, bölgeyi telafisi imkânsız tehlikeli bir belirsizliğe sürüklemektedir. Suriye sahasındaki askeri hareketlilik ve sınır hatlarına yakın noktalara düzenlenen hava saldırıları da bu pervasızlığın açık bir göstergesidir. Buradaki temel hedef, Gazze’de yürütülen soykırımın ve insani felaketin üzerini örtmek, Suriye sahasını bölgesel bir çatışma alanına çevirerek Türkiye’yi doğrudan bu gerilimin içine çekmektir. Ancak bir devletin güvenlik gerekçesini kalkan yaparak işlediği suçlar ve attığı hamleler, onu asla meşru kılmaz. İsrail yönetiminin başka devletlerin güvenlik alanlarına ve kırmızı çizgilerine tecavüz eden bu adımları, artık yalnızca bölgenin değil, tüm İsrail toplumunun varlıksal bir meselesi hâline gelmiştir.
Netanyahu yönetiminin önündeki en büyük körlük, Türkiye’yi karşısına alarak gireceği bir gerilimin sonuçlarını kontrol edebileceğini sanmasıdır. Türkiye, Tel Aviv’deki siyasilerin iç politika malzemesi yapabileceği sıradan bir aktör değildir. Türkiye’nin Suriye sahasındaki güvenlik hassasiyetleri, askeri gücü, terörle mücadele tecrübesi, diplomatik ağı ve bölgesel kapasitesi hesaba katılmadan atılacak her hamle, Tel Aviv için hesap edemeyeceği ağır felaketler doğurma potansiyeli taşımaktadır. İç kamuoyuna yapay bir güvenlik tehdidi sunarak iktidarda kalma gayreti, bölgesel gerçekliğin sert duvarına çarptığı an bütün bu siyasi kurgu çökmeye mahkûmdur.
Siyasi İkbal Uğruna Geleceği İpotek Altına Almak
İsrail’deki siyasi tartışmanın özü artık doğrudan Netanyahu’nun kendi geleceğini kurtarma hevesine dayanmaktadır. Bir liderin siyasi bekasını devletin stratejik çıkarlarının önüne koyması, tüm ülkeyi bu hırsın rehinesi hâline getirmektedir. Gazze’de dünyanın gözü önünde işlenen soykırım ve katliamlar, yalnızca bölgesel değil küresel çapta devasa bir nefret ve öfke dalgası yaratmıştır. Bu öfkenin boyutlarını görmezden gelmek, bölgede ve dünyada yaşayan toplumları doğrudan hedefe koyan en büyük sorumsuzluktur.
“Netanyahu iktidarda kalmak uğruna her türlü insani felakete razı bir tablo çizmektedir. Ancak Gazze soykırımı sonrası tırmanan toplumsal öfke ve nefret, bu hırslı politikaların bedelini en ağır şekilde ödetecek noktaya ulaşmıştır.”
Dünya çapında tırmanan bu büyük tepki karşısında İsrail halkının ve Yahudi toplumlarının derin bir yüzleşme yaşaması kaçınılmazdır. Netanyahu yönetiminin attığı pervasız adımlar, işlediği savaş suçları ve bölge ülkelerini kışkırtan tutumu, kendi toplumunun geleceğini ve güvenliğini açıkça ateşe atmaktadır. Soykırımcı bir yönetimin arkasında durmak ya da sessiz kalmak, tırmanan bu kitlesel öfkenin muhatabı olma riskini büyütmektedir. Kendi siyasi koltuğundan başka hiçbir şeyi önemsemeyen bir iktidarın peşinden gitmek, felakete sürüklenecek bir geleceğe ortak olmak demektir.
Devlet Aklı, Tırmanan Öfke ve Stratejik Zamanlama
Türkiye açısından durum gayet nettir: Suriye, sınırımızın hemen ötesinde yer alan ve ulusal güvenliğimiz açısından doğrudan hayati önem taşıyan bir sahadır. Bu bölgede Türkiye’ye rağmen adımlar atmaya çalışmak, Türk devletinin sabrını zorlamaktır. Türkiye’nin bu kışkırtmalar karşısındaki sessizliği veya diplomatik tutumu kesinlikle bir kararsızlık ya da kapasite eksikliği değildir. Türk devleti; kendi tarihi birikimi, askeri gücü, istihbarat aklı ve stratejik disiplini doğrultusunda hareket eder.
Ancak şu gerçek göz ardı edilmemelidir: Gazze’de yaşanan soykırım sonrası Türk milletinde ve bölge halklarında biriken öfke son derece yüksektir. Türk devleti bu hadsizliklere elbette duygusal reflekslerle değil, kendi belirlediği stratejik akılla, istediği an, zemin ve usulle cevap verecektir. Fakat kışkırtmaların devam etmesi halinde, bu ağır basan toplumsal öfkenin ve tepkinin kontrol edilebilir sınırları aşması Tel Aviv açısından çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Devlet aklı, adımlarını zamanlayıp planlarken; milletin biriken bu devasa öfkesinin de bir sınırı olduğu unutulmamalıdır.
Tel Aviv Yönetimine ve İsrail Halkına Sert Uyarı !
Tel Aviv yönetimi ayağını denk almak zorundadır. Suriye sahasında yürütülen provokatif operasyonlar ve Türkiye’nin güvenlik alanına yönelik hamleler, cezasız kalacak adımlar değildir. Türkiye’nin ne zaman, nasıl ve hangi sertlikle karşılık vereceğini tahmin etmeye çalışmak büyük bir stratejik yanılgıdır. Türk devletinin cevabı, karşı tarafın beklemediği bir anda ve en etkili şekilde tecelli edecektir.
İsrail halkına da açık çağrımızdır: İktidarda kalabilmek için Gazze’yi kana bulayan, bölgeyi ateşe veren ve kendi halkının güvenliğini dahi hiçe sayan bu soykırımcı zihniyetten bir an önce kurtulun. Türk milletinin ve bölge halklarının sabrını taşıracak, öfkesini provoke edecek adımların sonuçları son derece ağır olacaktır. Kendi siyasi geleceğinden başka hiçbir şeyi umursamayan bir liderin ihtiraslarına ortak olmaya devam etmek, geriye telafisi imkânsız bir yıkım bırakacaktır.
Son söz olarak; Türkiye birilerinin seçim senaryolarında kullanabileceği bir figüran değildir. Türk milleti de bu kışkırtmaları karşılıksız bırakacak bir iradesizliğe sahip değildir. Türkiye kendi zamanını, kendi yöntemini ve hak ettiği sertlikteki cevabı kendisi belirleyecektir.