TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DEN GÜÇLÜ TÜRKİYE’YE: YENİ BİR DÖNEMİN EŞİĞİNDE
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Uzun zamandır köşe yazısı yazmıyordum.
Fakat son yirmi günün gelişmelerine baktığımda, artık susmanın değil, gördüğümüz büyük resmi ortaya koymanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
Çünkü Türkiye sadece günlük siyasi tartışmaların içerisinde değil; devletimizin geleceğini, milletimizin güvenliğini, bölgemizin kaderini ve Türkiye’nin uluslararası sistemdeki yerini doğrudan ilgilendiren tarihi bir eşikten geçiyor.
Bugün karşımızda sıradan bir gündem yok.
Bir tarafta kırk yılı aşkın süredir Türkiye’nin enerjisini, kaynaklarını ve evlatlarını tüketen terör meselesinin kalıcı olarak sona erdirilmesine yönelik tarihi bir irade var.
Diğer tarafta Suriye üzerinden bölgede yeni hesaplar yapanlar, Türkiye’nin yükselen bölgesel ağırlığından rahatsız olanlar ve Türkiye’ye had bildirmeye çalışan çevreler var.
Ve bütün bu gelişmelerin tam ortasında, ne istediğini bilen, istikametini belirlemiş ve attığı adımları giderek daha güçlü bir devlet iradesiyle sürdüren bir Türkiye bulunuyor.
TARİHİ BİR EŞİK: TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Son yirmi günün belki de en önemli gelişmesi, “Terörsüz Türkiye” hedefinin artık yalnızca siyasi bir söylem olmaktan çıkarak hukuki bir zemine taşınmasıdır.
5 Ağustos’ta TBMM’ye sunulan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, 10 Ağustos’ta 467 kabul oyuyla Meclis’ten geçti ve 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Bu tablo bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor:
Türkiye artık terör meselesini sadece güvenlik operasyonlarıyla değil, devlet aklı, hukuk, siyaset ve toplumsal bütünleşme ekseninde de yönetmektedir.
Burada Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu siyasi iradeyi görmezden gelmek mümkün değildir.
Sayın Bahçeli’nin başlattığı siyasi sürecin, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve devlet kurumlarının kararlı çalışmasıyla bugün geldiği nokta, Türk siyasi tarihinde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir aşamadır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, hedef açıktır:
Türkiye’yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmak, milli birlik ve beraberliği güçlendirmek ve ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini kalıcı hale getirmek.
Burada bir parantez açmak gerekiyor.
Terörsüz Türkiye demek taviz Türkiye’si demek değildir.
Tam tersine…
Terörsüz Türkiye, devletin kendi vatandaşının can güvenliğini ve ülkenin geleceğini daha güçlü şekilde koruyabildiği Türkiye’dir.
Terörsüz Türkiye, kaynaklarını terörle mücadeleye değil üretime, yatırıma, istihdama ve refaha daha fazla yönlendirebilen Türkiye’dir.
Terörsüz Türkiye, çocukların artık terör haberleriyle değil gelecek hayalleriyle büyüdüğü Türkiye’dir.
Ve belki de en önemlisi;
Terörsüz Türkiye, içeride birlik ve beraberliğini güçlendirerek dışarıya karşı daha güçlü duran Türkiye’dir.
CUMHUR İTTİFAKI’NIN GÜCÜ
Bugün gelinen noktayı değerlendirirken Cumhur İttifakı’nın siyasi iradesini de doğru okumak gerekir.
AK Parti ile Milliyetçi Hareket Partisi arasındaki bu birliktelik, yalnızca seçim dönemlerinde kurulmuş bir siyasi ortaklık değildir.
Türkiye’nin bekası, devletin güçlü olması, terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ve ülkenin geleceğine ilişkin kritik meselelerde ortak bir irade ortaya koyabilme kapasitesidir.
Meclis’te 467 milletvekilinin desteğiyle kabul edilen düzenleme, bu açıdan önemli bir siyasi tablo ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan da kanunun yürürlüğe girmesinin ardından Sayın Devlet Bahçeli’ye, MHP Grubu’na, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a ve katkı sunan siyasi parti grupları ile milletvekillerine teşekkür etmiştir.
Bu, Türkiye adına küçümsenecek bir tablo değildir.
Çünkü devlet meseleleri günübirlik hesaplarla değil, uzun vadeli stratejik akılla yürütülür.
Sayın Erdoğan’ın liderliği ile Sayın Bahçeli’nin siyasi iradesinin aynı hedefte buluşması, Türkiye’nin önündeki kritik meselelerde karar alma kapasitesini güçlendiren bir faktördür.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan da tam olarak budur:
Güçlü devlet, güçlü liderlik, güçlü siyasi irade ve güçlü millet iradesi.
DIŞARIDA DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE
İçeride terör meselesini çözmeye çalışan Türkiye’nin dışarıda da daha etkin bir ülke haline gelmesi elbette bazı çevreleri rahatsız edecektir.
Son günlerde İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları ve ardından Türkiye’yi hedef alan açıklamaları bunun en açık örneklerinden biridir.
18 Ağustos’ta İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne düzenlediği saldırının ardından Türkiye, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün yanında olduğunu açık şekilde ortaya koydu.
19 Ağustos’ta ise Ankara, İsrail tarafından Türkiye’ye yöneltilen iddiaların Suriye’ye yönelik saldırıları meşrulaştırma girişimi olduğunu belirterek çok net bir mesaj verdi.
Şimdi soralım:
Türkiye neden hedef gösteriliyor?
Çünkü Türkiye artık bölgesindeki gelişmeleri seyreden bir ülke değildir.
Türkiye, Suriye’nin geleceği konusunda söz sahibidir.
Türkiye, Irak’ın güvenliği konusunda söz sahibidir.
Türkiye, Gazze konusunda diplomasi yürüten ülkelerden biridir.
Türkiye, savunma sanayisinde kendi teknolojisini üreten bir ülkedir.
Türkiye, bölgesel güvenlik mimarisinin dışında tutulabilecek bir ülke değildir.
Ve Türkiye’nin yükselen etkisi, bölgede kendi hesaplarını yapmak isteyen bazı aktörleri doğal olarak rahatsız etmektedir.
İSRAİL’E DE BİR ÇİFT SÖZÜMÜZ OLSUN
Buradan İsrail yönetimine açıkça söylemek gerekir:
Türkiye’ye parmak sallayarak Türkiye’yi yönlendiremezsiniz.
Türkiye’yi tehdit ederek Türkiye’ye geri adım attıramazsınız.
Türkiye’nin Suriye’nin egemenliğini savunmasını, bölgesel barış istemesini ve kendi güvenliğini korumasını “tehdit” olarak göstermek, gerçekleri değiştirmez.
Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar işgal amacı taşımıyor.
Türkiye’nin istediği şey açıktır:
Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, terörden arındırılması, istikrara kavuşması ve bölge halklarının kendi geleceklerini belirleyebilmesi.
Türkiye savaş istemiyor.
Türkiye bölgede yeni bir çatışma istemiyor.
Ama Türkiye, bölgesinde yaşanan gelişmeler karşısında sessiz kalacak bir ülke de değildir.
Türkiye barıştan yanadır; fakat barış isteyen bir ülke olmak, gerektiğinde kendi haklarını ve çıkarlarını kararlılıkla savunamayacağı anlamına gelmez.
İsrail yönetiminin bunu anlamasının zamanı gelmiştir.
TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİL
Bence son yirmi günün bize gösterdiği en önemli gerçek budur.
Türkiye artık kendi içine kapanan, bölgesindeki gelişmeleri uzaktan izleyen ve başkalarının kendisi adına karar vermesini bekleyen bir ülke değildir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, askeri caydırıcılığını, diplomatik kapasitesini, stratejik ortaklıklarını ve savunma sanayisini aynı anda güçlendiren bir çizgide ilerlemektedir.
Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız 13 Ağustos’taki konuşmasında Türkiye’nin uluslararası sistemin sarsıntılar yaşadığı bir dönemde güç tazelediğini, askeri caydırıcılığını diplomatik hamlelerle ve stratejik ortaklıklarla güçlendirdiğini açıkça ifade etti.
İşte Türkiye’nin bugün geldiği nokta tam da budur.
Artık yalnızca “bize ne olacak?” diye soran bir Türkiye yok.
“Bölgemizde ne olacak ve Türkiye’nin bu denklemdeki yeri ne olacak?” diye soran bir Türkiye var.
Bu çok büyük bir değişimdir.
EKONOMİK GÜÇ DE BU TABLONUN PARÇASIDIR
Elbette bütün bunları konuşurken vatandaşın sofrasını, geçimini, enflasyonu, istihdamı ve ekonomik refahı unutamayız.
Çünkü güçlü Türkiye yalnızca güçlü savunma sanayisi veya güçlü diplomasi demek değildir.
Güçlü Türkiye;
Üreten Türkiye’dir.
İstihdam yaratan Türkiye’dir.
Gençlerine gelecek umudu veren Türkiye’dir.
Esnafının, çiftçisinin, emeklisinin ve çalışanının kendisini güvende hissettiği Türkiye’dir.
Bu nedenle terörsüz Türkiye hedefinin ekonomik boyutunu da görmek zorundayız.
Terörün oluşturduğu güvenlik maliyetlerinin azalması, yatırım ortamının güçlenmesi, bölgesel istikrarın artması ve Türkiye’nin enerjisini kalkınmaya daha fazla yönlendirmesi, önümüzdeki dönemin en önemli fırsatlarından biri olabilir.
ŞİMDİ ÖNÜMÜZDE YENİ BİR SAYFA VAR
Türkiye çok zor dönemlerden geçti.
Terörle mücadelede binlerce evladımızı şehit verdik.
Ekonomik krizler yaşadık.
Darbe girişimleri gördük.
Bölgesel savaşların etkisini hissettik.
Depremlerle sarsıldık.
Ama her defasında yeniden ayağa kalktık.
Bugün geldiğimiz noktada artık geçmişin sorunlarını geleceğin kaderi olarak görmek zorunda değiliz.
Terörsüz Türkiye hedefi bunun için önemlidir.
Güçlü ekonomi bunun için önemlidir.
Savunma sanayisindeki bağımsızlık bunun için önemlidir.
Bölgesel diplomaside güçlü olmak bunun için önemlidir.
Ve siyasi istikrar bunun için önemlidir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin emin ve güçlü adımlarla ilerlediğine inanıyorum.
Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu siyasi iradenin, Cumhur İttifakı’nın birlikteliğiyle devlet politikası haline gelmesi de bu yürüyüşün önemli unsurlarından biridir.
Bugün Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat vardır.
İçeride terörsüz, dışarıda güçlü, ekonomide üretken, diplomaside etkili ve millet olarak daha fazla kenetlenmiş bir Türkiye.
Bu hedefin adı sadece “Terörsüz Türkiye” değildir.
Bu hedefin adı;
Güçlü Türkiye’dir.
Ve güçlü Türkiye’nin yolu da milletimizin birliğinden, devletimizin kararlılığından ve Türkiye’nin kendi kaderini kendi elleriyle belirleme iradesinden geçmektedir.
Kimse Türkiye’ye bölgesinde nasıl davranması gerektiğini dikte edemez.
Kimse Türkiye’yi tehdit ederek geri adım attıramaz.
Kimse Türkiye’nin yükselen gücünü görmezden gelerek bölgesel hesap yapamaz.
Çünkü artık karşılarında eski Türkiye yok.
Kendi kararını kendi veren, kendi teknolojisini üreten, kendi güvenliğini sağlayan, kendi bölgesinde söz sahibi olan ve geleceğini kendi iradesiyle inşa eden bir Türkiye var.
Bugün bize düşen ise siyasi farklılıklarımızı bir kenara bırakmadan, milli meselelerde ortak aklı ve ortak hedefi büyütmektir.
Çünkü Türkiye’nin önünde artık yeni bir dönem vardır.
Ve bu yeni dönemin en büyük güvencesi;
Milletimizin iradesi, devletimizin kudreti ve Türkiye’nin birlik ve beraberliğidir.
Türkiye Yüzyılı’nın en önemli sınavlarından biri de budur.
Terörsüz Türkiye’den güçlü Türkiye’ye, güçlü Türkiye’den lider ülke Türkiye’ye…
Yolumuz uzun.
Ama istikametimiz bellidir.
Ve Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Cumhur İttifakı’nın ortaya koyduğu siyasi irade ve aziz milletimizin desteğiyle bu yolda emin adımlarla ilerlemektedir.