Suçta Caydırıcılık: Sadece Ceza Değil, Güçlü ve İşleyen Bir Adalet Sistemi Şart
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Suç ve cezaların caydırıcılığı yalnızca verilen cezanın ağırlığıyla ölçülemez. İnfaz sisteminin etkinliği, adaletin hızı, suçlunun yakalanma ihtimali ve güvenlik güçlerinin olaylara kararlı müdahalesi de caydırıcılığın temel unsurlarıdır.
Toplumda son yıllarda giderek güçlenen bir görüş var:
“Suç işleyen yeterince ceza almıyor.”
Bu algının oluşmasında yalnızca mahkemelerin verdiği kararlar değil; infaz rejimi, denetimli serbestlik, koşullu salıverilme, adli kontrol uygulamaları ve bazı hükümlülerin cezalarının tamamını cezaevinde geçirmeden yeniden toplum içine dönmesi de etkili oluyor.
Vatandaş açısından bakıldığında mesele oldukça açık:
Bir suç işleniyor, sanık yakalanıyor, mahkemece ceza veriliyor; ancak kısa süre sonra yeniden toplum içinde görülüyorsa, verilen cezanın caydırıcılığı nasıl sağlanacak?
Elbette infaz sisteminin amacı yalnızca cezalandırmak değildir. Hükümlünün topluma yeniden kazandırılması da hukuk devletinin önemli amaçlarından biridir. Ancak bu sistem uygulanırken mağdurun hakkı, toplumun güvenliği ve suçun tekrar işlenme riski de göz önünde bulundurulmalıdır.
Güvenlik güçlerinin müdahalesi kararlı olmalı
Caydırıcılığın bir diğer önemli ayağı ise güvenlik güçlerinin sahadaki etkinliğidir.
Burada “sertlik” kavramını hukuk dışı güç kullanımı olarak değil; suç karşısında kararlı, hızlı, profesyonel ve etkili müdahale olarak değerlendirmek gerekir.
Özellikle çete ve organize suç örgütlerine yönelik operasyonlarda, suç örgütü mensuplarının güvenlik güçlerine direnmesi veya kamuoyu önünde meydan okuyan görüntüler vermesi, yalnızca o an yaşanan bir güvenlik problemi değildir.
Bu görüntülerin özellikle 10–16 yaş grubundaki çocuk ve gençler üzerinde oluşturabileceği özenti de dikkate alınmalıdır.
Bugünün çocukları sosyal medyada suç dünyasının bazı aktörlerini; pahalı otomobiller, para, silah, güç gösterisi ve güvenlik güçlerine meydan okuma görüntüleriyle görebiliyor.
Bu durum tehlikeli bir algı yaratabilir:
“Suç işleyen güçlüdür, korkulması gereken kişi suçludur.”
İşte asıl mücadele edilmesi gereken algı budur.
Devletin gücü; suç örgütlerinin gösterişinde değil, hukukun üstünlüğü içinde kararlı biçimde uygulanan kamu otoritesinde görülmelidir.
Çetelerin propagandasına karşı da mücadele edilmeli
Organize suç örgütleri yalnızca sokakta faaliyet göstermiyor. Sosyal medya üzerinden oluşturulan imajlar da özellikle gençler açısından ciddi bir etki oluşturabiliyor.
Bu nedenle suçla mücadele sadece operasyon yapmakla sınırlı kalmamalıdır.
Çocuklara ve gençlere;
suç örgütlerinin gerçek yüzü,
suçun mağdurları üzerindeki etkileri,
suç nedeniyle kaybedilen özgürlük,
adli sicil ve eğitim hayatındaki sonuçlar,
aileler üzerindeki yıkıcı etkiler
de anlatılmalıdır.
Çünkü suç örgütlerinin özendirici imajını kırmadan, gençleri bu yapılardan uzak tutmak kolay değildir.
İnfaz rejimi konusunda toplumun güveni sağlanmalı
Verilen hapis cezalarının çeşitli infaz düzenlemeleri nedeniyle önemli ölçüde kısalması, toplumda zaman zaman “cezasızlık” algısına neden oluyor.
Burada yapılması gereken, her suç için mutlaka daha uzun hapis cezası vermek değildir.
Asıl mesele, suçun niteliğine göre adil, öngörülebilir ve toplum tarafından anlaşılabilir bir infaz sistemi oluşturmaktır.
Özellikle şiddet, organize suç, kamu güvenliğini ciddi biçimde tehdit eden eylemler ve tekrar suç işleyen kişiler bakımından infaz uygulamalarının daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiği yönündeki toplumsal beklenti göz ardı edilmemelidir.
Gençlerin suça sürüklenmesi ayrı değerlendirilmeli
Çocukların ve gençlerin başkaları tarafından kandırılarak, para verilerek, tehdit edilerek veya farklı yöntemlerle suça sürüklenmesi ise ayrıca ele alınmalıdır.
Burada sadece suça sürüklenen genci cezalandırmak, sorunun kaynağını ortadan kaldırmaz.
Asıl soru şudur:
Bu genci kim kullandı? Kim yönlendirdi? Kim organize etti? Kim bundan para kazandı?
Adli kontrol uygulamaları da bu açıdan yeniden değerlendirilmeli; gençlerin suç örgütleri tarafından kullanılmasını önleyecek sosyal, hukuki ve güvenlik tedbirleri birlikte uygulanmalıdır.
Hızlı adalet, güçlü caydırıcılık
Caydırıcılık açısından en önemli unsurlardan biri de adaletin gecikmemesidir.
Suç ile yaptırım arasındaki süre uzadıkça, toplumun adalet sistemine olan güveni zayıflayabilir.
Bu nedenle soruşturmanın etkin yürütülmesi, delillerin hızlı toplanması, davaların makul sürede sonuçlandırılması ve verilen kararların öngörülebilir biçimde uygulanması gerekir.
Cezanın kesinliği ve adaletin etkinliği, yalnızca cezanın kâğıt üzerindeki ağırlığından daha önemli olabilir.
Sadece cezaları artırmak çözüm değil
Elbette bazı suçlarda cezaların yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.
Ancak yalnızca ceza üst sınırlarını yükseltmekle suçun ortadan kalkacağını düşünmek doğru değildir.
Suçla mücadelede aynı anda birkaç alanda güçlü politika gerekir:
Etkin polis ve jandarma çalışması, hızlı soruşturma, makul sürede yargılama, etkili infaz, suç örgütlerinin finans kaynaklarının kurutulması, gençlerin korunması ve suçun sosyal nedenleriyle mücadele.
Eğitim, ekonomik istikrar, aile yapısının desteklenmesi, bağımlılıkla mücadele ve gençlerin sosyal hayata kazandırılması da bu mücadelenin önemli parçalarıdır.
Sonuç: Devletin gücü, hukukun etkinliğinde görülmeli
Toplumun beklentisi aslında yalnızca “daha ağır ceza” değildir.
Vatandaş; suçlunun yakalanmasını, adaletin hızlı işlemesini, verilen cezanın uygulanmasını ve suç örgütlerinin devlet otoritesi karşısında güçsüz kaldığını görmek istiyor.
Özellikle çocukların ve gençlerin suç dünyasının gösterişli yüzüne kapılmasını önlemek için de devletin caydırıcı gücü açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Ancak bu güç, hukuk sınırları içinde kullanılmalıdır.
Çünkü gerçek caydırıcılık;
ne sadece daha ağır cezalarda, ne sadece daha uzun hapis sürelerinde, ne de yalnızca daha sert güvenlik tedbirlerinde yatıyor.
Gerçek caydırıcılık; suçlunun yakalanacağını bilmesinde, adaletin gecikmeyeceğini görmesinde ve verilen cezanın gerçekten uygulanacağına inanmasında başlıyor.
Devletin gücü de tam burada ortaya çıkıyor:
Suç örgütleri ne kadar gösterişli görünürse görünsün, hukukun ve kamu otoritesinin karşısında hiçbir suç örgütünün gücünün olmadığını topluma gösterebilmek.