İnanç Zırhı Altında Yeni Nesil Yapılanmalar
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye, 15 Temmuz’da dinî duyguları kullanarak devleti içeriden ele geçirmeye çalışan FETÖ’nün nasıl bir tehdide dönüşebileceğini en acı biçimde tecrübe etti. O günün en önemli derslerinden biri şuydu: Maneviyat iddiasıyla ortaya çıkan yapılar şeffaf, denetlenebilir ve hukuka bağlı değilse, zamanla ciddi bir güvenlik sorununa dönüşebilir.
Bugün Alpaslan Kuytul’un çevresindeki Furkan Vakfı yapılanması ile Alihan Kuriş liderliğindeki Süleymancılar hakkında yürütülen soruşturmalar da bu açıdan dikkatle ele alınmalıdır. Elbette bir kişi veya yapının suçlu olup olmadığına nihai olarak mahkemeler karar verir. Ancak soruşturmalara yansıyan iddialar, kamuoyunun göz ardı edemeyeceği ciddi soruları gündeme getiriyor: Karşımızda yeni bir FETÖ tipi yapılanma modeli mi oluşuyor?
Soruşturma dosyalarına yansıdığı belirtilen bilgiler arasında kriptolu iletişim sistemleri, yüksek miktarda kayıt dışı para ve altın trafiği, holdingleşme iddiaları, yurt dışına uzanan finansal ilişkiler ve hiyerarşik, kapalı bir örgütlenme modeli bulunuyor. Özellikle gizli iletişim ağları iddiası, geçmişte FETÖ’nün ByLock üzerinden oluşturduğu kapalı haberleşme sistemini hatırlatıyor.
Asıl dikkat çekici nokta ise yalnızca teknolojik yöntemler değil, itaat ve biat kültürünün nasıl oluşturulduğu meselesidir. Bir yapıda lider veya yönetim sorgulanamaz hale geliyor, paranın nereye aktığı sorusu dahi "ihanet" olarak görülüyor ve eleştirenler baskı altına alınıyorsa, burada ciddi bir demokratik ve hukuki sorun var demektir.
FETÖ deneyiminin bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri de budur: Tehlike yalnızca silahlı yapılardan gelmez. Şeffaflıktan uzak, lider merkezli, ekonomik gücü kontrol eden ve kendi iç hukukunu devlet hukukunun üzerinde gören kapalı yapılanmalar da zamanla büyük tehditlere dönüşebilir.
Bu nedenle bugün yapılması gereken, herhangi bir inanç grubunu toptan suçlamak değil; kişi ve yapı ayrımı yaparak, somut deliller üzerinden hukukun gereğini yerine getirmektir. İnancını samimiyetle yaşayan milyonlarca vatandaşın manevi dünyası, hiçbir kapalı yapılanmanın eylemleri nedeniyle zan altında bırakılmamalıdır.
Devletin görevi, insanların inanç özgürlüğünü korurken bu özgürlüğün arkasına saklanarak suç işleyenlere de göz yummamaktır. Dinî kimlik, hiçbir kişiye veya kuruma hukukun üzerinde olma ayrıcalığı veremez.
Kuriş ve Kuytul hakkında yürütülen süreçler de bu çerçevede değerlendirilmelidir. İddialar doğruysa, deliller ortaya konulmalı ve hukuk işletilmelidir; doğru değilse yine hukuk aynı kararlılıkla gerçeği ortaya çıkarmalıdır.
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı yeni "kutsal alanlar" değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuk devletidir.
15 Temmuz'un bize bıraktığı ders çok açık: Hiçbir lider sorgulanamaz değildir, hiçbir yapı devletin üzerinde değildir ve hiçbir inanç hukukun dışında tutulamaz.