Yıkılmayan Kale: Türkiye’nin Finansal Suikastlara Karşı İstiklal Mücadelesi

Yıkılmayan Kale: Türkiye’nin Finansal Suikastlara Karşı İstiklal Mücadelesi

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 23, 2026 - 22:23

Ekonomik Prangaları Kıran Bağımsızlık Kalkanı

Tarih, sadece cephelerde kazanılan zaferleri yazmaz; bir ülkenin en ağır saldırılar, ekonomik suikastlar ve gizli ambargolar karşısında nasıl kendi küllerinden doğduğunu da kaydeder. Türkiye’nin yakın geçmişine baktığımızda, sıradan bir devletin çoktan havlu atacağı, kaosa teslim olacağı küresel ve yerel operasyonların hedefi olduğunu görürüz. Fakat bu topraklar, asırlık bir çınar gibi köklerini o kadar derine salmış ki, ne dışarıdan esen emperyalist rüzgarlar ne de içerideki hain eller bu ağacı devirmeye yetmedi.

Üstelik bu yapıların saldırıları sadece canımıza ve birliğimize kastetmedi; en büyük hedeflerinden biri Türkiye’yi ekonomik olarak çökertmek, büyümesini engellemek ve savunma alanında küresel güçlere tamamen muhtaç, bağımlı bir ülke haline getirmekti.

15 Temmuz askeri darbe girişimi, bu zincirin en kanlı ve ekonomik açıdan en yıkıcı halkasıydı. Hain FETÖ yapılanması, o gece bu ülkenin yönetimini emperyalist odaklara peşkeş çekmek için her şeyi göze aldı. Sokakları tanklarla kuşatan, Meclis’i bombalayan akıl, sadece sivil iradeyi değil, Türkiye ekonomisini de uçuruma sürüklemek istedi. Ancak milletin basiretiyle bu oyun bozuldu. Bu büyük ihanete giden yolda taşlar, 17-25 Aralık yargı darbe teşebbüsüyle döşenmişti. Devletin kılcal damarlarına sızmış yapıların hukuku bir silah olarak kullanarak Türkiye’nin devasa yatırımlarını yürüten iş insanlarını, milli projelerini ve özellikle ilk yerli savunma sanayi hamlelerini durdurmaya çalıştığını hep birlikte gördük.

Daha geriye gittiğimizde, 28 Şubat post-modern darbesinin bu ülkeye faturası sadece toplumsal barışın bozulması olmadı; içi boşaltılan bankalar ve yaratılan yapay krizlerle Türk ekonomisi on yıllarca geriye götürüldü. Amaç, Türkiye'nin kendi ayakları üzerinde durmasını engellemekti.

Sahada ise Türkiye, sadece silahlı değil, aynı zamanda ülkenin kaynaklarını sömüren bir terör ekonomisiyle mücadele etti. Kırk yıldır bu ülkenin enerjisine göz diken bölücü terör örgütü PKK, bölge halkının kalkınmasını engellemek için yolları, fabrikaları ve barajları hedef aldı. PKK ve ideolojik körlükle devleti felç etmeye çalışan DHKP-C gibi illegal yapılar, Türkiye’nin küresel ligde devler arasına girmesini engellemek için adeta birer ekonomik pranga olarak kullanıldı.

Tehdit sadece silahlı terörle de sınırlı kalmadı. İnanç ve manevi duyguları istismar ederek kayıt dışı devasa ekonomik güçler oluşturan, toplumun helal rızkını şantaj ve tehditle gasp eden Alişan Kuriş ve Alpaslan Kuytul gibi suç örgütü niteliğindeki yapılar da bu ülkenin huzuruna kastetti. Devlete vergi vermeyen, finansal sistemi sabote eden bu yapılar, aslında emperyalizmin içerideki kullanışlı aparatlarından başka bir şey değildi. Toplanan illegal gelirler bu ülkenin kalkınmasına değil, ülkeyi parçalamak isteyen odakların lojistik ağlarına aktı. Türkiye’nin terörle mücadeleye ve bu illegal yapılarla savaşa harcamak zorunda kaldığı yüz milyarlarca dolar, eğer bu ihanetler olmasaydı bugün çok daha farklı kalkınma hamlelerine dönüştürülecekti.

İşte tam bu noktada Türkiye, maruz kaldığı tüm bu kirli ittifaklara ve doğrudan/dolaylı ambargolara en asil ve en sert cevabı savunma sanayisinde verdi. Bir zamanlar piyadedeki tüfeğinin mermisini, sınır kapısındaki karakolun kamerasını, terörle mücadeledeki İHA'sını dışarıdan almak zorunda bırakılan, parasını verdiği halde parça tedariki engellenen o Türkiye, bugün kendi göbeğini kendi kesiyor.

İçerideki hainlerin temizlenmesiyle önü açılan milli dehalarımız; İHA ve SİHA'larımızla, milli muharip uçağımız KAAN’la, denizlerdeki gücümüz TCG Anadolu’yla ve yerli füze sistemlerimizle gökyüzünde ve sahada yeni bir çağ başlattı. Savunma sanayiinde yerlilik oranını %20’lerden %80’lerin üzerine çıkaran bu irade, sadece askeri bir başarı değildir; emperyalizme ve onun maşası olan tüm terör/suç örgütlerine indirilmiş en büyük ekonomik ve teknolojik tokattır. Türkiye artık parmak sallanan değil, oyun kuran ve ürettiği yüksek teknolojiyle dünyaya yön veren bir güçtür.

Bugün geldiğimiz noktada net bir gerçek var: Türkiye tüm bu suikastlara, ambargolara, içeriden ve dışarıdan yapılan finansal manipülasyonlara rağmen dimdik ayaktadır. Küresel senaristlerin hesapları, bu ülkenin üretim gücüne, savunma kalkanına, kadim devlet aklına ve milletin basiretine çarparak paramparça olmuştur. Bu ülkenin gücü, en ağır ablukada bile üretebilen, kenetlenebilen ve bağımsızlığından asla ödün vermeyen toplumsal hafızasından geliyor. Bu yüzden dün başaramadılar, bugün de başaramıyorlar. Bu topraklar üzerinde plan yapanlar bilmelidir ki; bu kale yıkılmadı ve asla yıkılmayacak..