Bir Sözün Bıraktığı İz

Bir Sözün Bıraktığı İz

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 12, 2026 - 12:16

"Bazı hatıralar unutulmaz; çünkü hafızada değil, gönülde yer eder."

Allah, bu millete Asrın Felaketi'ni bir daha yaşatmasın...

Aradan birkaç yıl geçmiş olsa da o büyük acının izleri hâlâ yüreğimizde. O günlerde sadece binalar yıkılmadı; umutlar yıkıldı, ocaklar söndü, binlerce canımızı toprağa verdik. Ama bütün bu acının içinde, bu aziz milletin gösterdiği dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlık da hafızalara kazındı.

Yanlışıyla doğrusuyla herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Kimi enkaz başında bir cana umut oldu, kimi yardım kolileri hazırladı, kimi sıcak bir çorbayla gönülleri ısıttı, kimi de sessizce elinden ne geliyorsa onu yaptı. Rabbim, o günlerde samimiyetle emek veren, gecesini gündüzüne katan herkesten razı olsun.

Çorum'dan Afşin'e gidecek yardım ekibinde çok sevdiğim iki dostumun, Adem Yücel ile Ramazan Fındıklı'nın da yer aldığını öğrenince hem gururlandım hem de içim biraz olsun rahatladı. Günlerce orada büyük bir özveriyle çalıştılar; ihtiyaç sahiplerine ulaşabilmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiler.

Bizler de boş durmuyorduk. Hem Çorum'da hem de Ankara'da yardım hazırlıkları aralıksız devam ediyordu. Recaii Karabıyık, Serhat Koç ve gönüllü arkadaşlarımızla birlikte gönderilecek yardım malzemelerini tek tek kontrol ediyor, "Acaba başka ne eksik olabilir?" diye düşünüyor, hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamaya çalışıyorduk.

Tam hazırlıklar tamamlandı derken aklıma bir ayrıntı geldi.

"Adem ile Ramazan sigara kullanıyor. Günlerdir oradalar. Belki buna da ihtiyaçları vardır."

Belki küçük gibi görünen bir ayrıntıydı ama böylesine zor günlerde insanların en sıradan ihtiyaçları bile önemliydi. Bu düşünceyle yardım malzemelerinin arasına sigaraları da ekledik.

Serhat Koç da yardımların dağıtımına destek olmak amacıyla ekibe katıldı. Yola çıkmadan önce kendisine, "Orada bizim Adem ile Ramazan da var. Karşılaşırsanız birlikte hareket edersiniz." demiştim.

Sonradan öğrendiğimize göre bunu söylemek kolaymış, gerçekleştirmek ise hiç de öyle değilmiş. Şebeke sorunu nedeniyle insanlar birbirlerine ulaşamıyor, herkes farklı bölgelerde görev yaptığı için aynı ilçede bulunanlar bile günlerce karşılaşamıyormuş. Serhat da günler boyunca arkadaşlara ulaşamamış.

Daha sonra Serhat'ın bana anlattığına göre, bir akşam görev yaptığı bölgeden başka bir noktaya giderken uzakta yakılmış bir ateş dikkatini çekmiş. Yardım görevlileri ateşin etrafında toplanmış; hem biraz ısınmaya hem de bir bardak çay eşliğinde günün yorgunluğunu atmaya çalışıyormuş.

O sırada aracındaki sigaralar aklına gelmiş.

"Buradaki arkadaşlara da ikram edeyim." diye düşünmüş.

Aracından aldığı sigaraları oradakilere tek tek uzatmaya başlamış.

İkram ettiği kişilerden biri, "Ben kullanmıyorum." deyince, benim yıllardır dost meclislerinde tebessümle söylediğim o cümleyi kurmuş:

"Hayırdır, bir derdin mi var? Bir sorunun mu var? Neden içmiyorsun?"

İşin en güzel tarafını ise daha sonra Adem Yücel ile Ramazan Fındıklı anlattılar.

Meğer onlar da ateşin biraz ilerisinde dinleniyorlarmış. Bu cümleyi duyar duymaz birbirlerine bakmışlar. Çünkü bu sözü benden defalarca işitmişlerdi.

Hiç vakit kaybetmeden Serhat'ın yanına gitmişler.

"Senin adın Serhat mı?" diye sormuşlar.

Serhat'ın anlattığına göre, daha kendisini tanıtmaya fırsat bulamadan bu soruyla karşılaşınca şaşırmış. Ardından gelen, "Çorumlu musun?" sorusu ise şaşkınlığını daha da artırmış.

Kendisini nereden tanıdıklarını düşünürken Ramazan gülümseyerek,

"Sen Hidayet Başkan'ın arkadaşısın deseler yine şaşırmazdık." demiş.

Serhat da o anda karşısındaki kişilerin günlerdir ulaşmaya çalıştığı Adem ile Ramazan olduğunu anlamış.

Merakla,

"Peki beni nasıl tanıdınız?" diye sormuş.

Verdikleri cevap, belki de bu yaşanmışlığın en anlamlı cümlesiydi:

"Sen Hidayet Başkan'ın sözünü kullandın ya... Seni o söz tanıttı."

O an bir kez daha şunu düşündüm:

İnsan bazen adını söylemeden de tanınabiliyor.

Bazen bir söz...

Bazen bir davranış...

Bazen bir tebessüm...

Bazen de yıllarca dilinizden düşürmediğiniz bir cümle, hiç ummadığınız bir yerde sizin kim olduğunuzu anlatabiliyor.

Demek ki insan, geride sadece yaptığı işleri bırakmıyor; karakterini, duruşunu ve gönüllerde bıraktığı izi de bırakıyor.

Dileğim odur ki; Rabbim bu aziz millete bir daha böyle acılar yaşatmasın.

Asrın Felaketi bize yalnızca acıyı değil, birlik olmanın, omuz omuza vermenin ve birbirimize sahip çıkmanın ne kadar büyük bir değer olduğunu da yeniden hatırlattı. O günlerde hepimiz aynı duaya "Âmin" dedik, aynı gözyaşını paylaştık, aynı umutla bir cana daha ulaşabilmek için mücadele ettik.

Hangi şartta olursak olalım; birbirimize sahip çıkmayı, omuz omuza yürümeyi, vefayı, vicdanı, yardımlaşmayı, vatan sevgisini, bayrak aşkını ve devletimize olan bağlılığımızı hiçbir zaman kaybetmeyelim. Çünkü bizi millet yapan; sadece aynı topraklarda yaşamak değil, aynı bayrağın gölgesinde aynı acıyı paylaşabilmek, aynı umutla yeniden ayağa kalkabilmektir.

İnsan bazen adıyla değil, sözüyle tanınır; milletler ise birlikleriyle ayakta kalır.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.