Bütün Ümidim Gençliktedir
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkışından altı gün sonra, 25 Mayıs 1919 Pazar günü öğleden sonra Samsun’dan Havza’ya geçerken kaleme aldığı ve sonraki yıllarda defalarca teyit ettiği o sade ama derin söz, bugün yeniden anlam kazanıyor: “ Bütün ümidim gençliktedir. ”
AK Parti’nin çeşitli dönemlerinde milletvekilleri ve yöneticileri tarafından tekrarlanan “Beğenin veya beğenmeyin, yeni bir Türkiye kuruyoruz” ifadesi ile partinin uzun yıllardır kullandığı “ Yeni Türkiye ” söylemi, günümüz siyasi gündeminde daha somut bir çerçeveye oturmuştur. Bu süreçte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan için “ örgütün kurucu önderi ” ve / veya “ kurucu önderlik ” ifadelerini kullanması dikkat çekicidir. Bahçeli’nin bu tanımlaması, yalnızca örgütün tarihsel hafızasına yönelik bir teknik tespit olarak sunulsa da, sürecin mektup ve çağrılarının Meclis’ten önce İmralı’da okunup şekillendirildiği gerçeğiyle birlikte değerlendirildiğinde, “ Yeni Türkiye ”nin kurucu unsurları arasına Öcalan’ın da dâhil edilmesi yönünde subliminal bir mesaj taşır niteliktedir.
Milletin ekonomik olarak fakru zaruret içinde olduğu gözlemlenirken, ekonominin temel ayarlarıyla bilinçli biçimde oynandığına dair kanaat güçlenmektedir. Aynı dönemde AK Parti siyasetçilerinin “ Türk, Arap ve Kürt kardeşliği ” ile Kurtuluş Savaşı dönemi kardeşliği vurgularını sıkça dile getirmesi, ülkeye bilinçli olarak yönlendirilen göç dalgalarının Türk milletinin kültürel ve demografik yapısını bozma ihtimalini akla getirmektedir.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Temmuz 2025’te Kızılcahamam’da yaptığı konuşmada “ AK Parti, MHP ve DEM Parti olarak bu yolda üçlü şekilde yürüyeceğiz ” mealindeki ifadeleri, sürecin siyasi mimarisini açıkça ortaya koymuştur. CHP önceki Genel Başkanı Özgür Özel’in CHP'si Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na katılımı ve sürecin demokratikleşme boyutuyla ilgili olumlu yaklaşımları da bu tabloyu tamamlamaktadır.
Özgür Özel'in yeni Partisi'nin yarısının da Çerçeve yasa olarak bilinen açılım sürecine "evet" dediğini de ilave edecek olursak,
Türkiye’de yapılmak istenen açıkça
özerk bölgelerin oluşturulması ve devletin resmi organlarında iki resmi dilin kabulüne yönelik provalardır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda vatandaşlık açıkça tanımlanmış ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin kanun önünde eşit olduğu hükme bağlanmıştır. Anayasa denince, sürecin son hamlelerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasası’nı değiştirmek yönünde olacağı öngörülebilir.
Türk milletinin böyle bir anayasa değişikliğine “ evet ” diyeceğini düşünmek güçtür. Ancak süreç mevcut Meclis aritmetiğinde ilerlerse, açılıma destek veren 467 milletvekiliyle karşı karşıya kalınması ihtimali, işleri zorlaştırmaktadır. Umarım ve dilerim ki böylesi köklü bir değişiklik için millete müracaat edilir; milletimizin tüm bu oyunlara “ dur ” diyeceğinden endişem yoktur.
Bu vesileyle Atatürk’ün Samsun’dan Havza’ya geçerken, işgal karanlığına ve maddi imkânsızlıklara rağmen Türk gençliğine duyduğu güveni ifade eden sözü yeniden hatırlanmalıdır: “ Bütün ümidim gençliktedir .”
Olamaz Türk’e baş, Türküm demeyen.