Komşuyu Kaybettiğimiz Gün

Komşuyu Kaybettiğimiz Gün

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 8, 2026 - 09:29

Bazen düşünüyorum…

Aynı apartmanda, aynı sitede aylarca, hatta yıllarca yaşadığımız insanlar var. Asansörde karşılaşınca öğreniyoruz isimlerini. Bazılarının yüzünü bile ilk kez o gün görüyoruz. Oysa aramızda sadece bir duvar var; ama o duvar, kilometrelerce mesafeden daha uzak olmuş.

Benim çocukluğum böyle geçmedi.

Biz köyde büyüdük. Sadece kendi köyümüzü değil, çevre köylerde yaşayan insanları da tanırdık. İlçeye indiğimizde biri, "Kimin oğlusun?" diye sorardı. Babamızın adını söylediğimiz anda yabancılık biterdi. Çünkü isimler sadece nüfus kâğıdında yazmazdı; insanların gönlünde de karşılığı vardı.

Şimdi ise aynı binada oturuyoruz ama birbirimizin derdinden habersiziz.

Eskiden komşuluk bir kapıyı çalmak kadar yakındı. Şimdi bir mesaj göndermek kadar uzak…

Telefonlar, bilgisayarlar ve televizyonlar hayatımızı kolaylaştırdı belki. Ama birbirimize ayırdığımız zamanı da sessizce elimizden aldı. En kıymetli hazinemiz olan ömrü ekranlara verdik; sohbeti, hâl hatırı ve birlikte geçirilen vakti ihmal ettik.

Oysa hayat beklemiyor.

Sağlık beklemiyor.

İnsan beklemiyor.

Bir gün dönüp baktığımızda keşke dememek için bugün birbirimize biraz daha yaklaşmamız gerekiyor.

Çocukluğumun düğünleri gözümün önünden hiç gitmez.

Düğün sahibi bir torba şeker alır, ev ev dolaşırdı. Her kapıyı çalar, şekeri bırakır ve gülümseyerek, "Perşembeyi cumaya bağlayan gece bayrak asacağız, düğünümüze bekleriz." derdi.

Sonra evin en yüksek yerine al bayrak çekilirdi.

Dışarıdan gelen misafir, bayrağı görünce düğün evini bulurdu. Bayrağı göremeyen ise davulun, zurnanın sesini takip ederdi.

O bayrak sadece düğünü göstermezdi; birlikteliği, paylaşmayı ve aynı sevince ortak olmayı da gösterirdi.

O sofralarda zengin-fakir ayrımı olmazdı.

Kim geldiyse başköşeye oturur, aynı yemeği yer, aynı duaya "Âmin." derdi.

Gösteriş değil, gönül vardı.

Kimse tabağı küçümsemezdi.

Kimse kusur aramazdı.

Çünkü insanlar ikramın büyüklüğüne değil, samimiyetine bakardı.

Bir evde yemek pişip kokusu sokağa yayıldığında komşuya mutlaka bir tabak ayrılırdı. O tabak boş dönmezdi. İçine bazen bir tatlı, bazen başka bir yemek konur, "Komşu hakkı." denilerek geri gönderilirdi.

Bugün kapılarımız daha sağlam…

Ama gönüllerimiz eskisi kadar açık mı?

Bugün binalarımız daha yüksek…

Ama birbirimize olan yakınlığımız neden bu kadar alçaldı?

Belki de kaybettiğimiz şey teknolojiye yenilmek değil…

Birbirimize ayırdığımız zamanı kaybetmekti.

Çünkü insanı yaşatan sadece nefes değildir.

İnsanı yaşatan; selamdır, komşuluktur, paylaşmaktır, vefadır.

Ve ben hâlâ inanıyorum…

Bir gün yeniden kapılar sadece rüzgâr için kapanır, insanlar birbirine gönlünü açarsa; işte o gün eski günleri anlatmayı bırakır, yeniden yaşamaya başlarız.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın, hakikatin, vatanın ve vicdanın tarafıdır.