Diplomaside korku muhbir gibidir; ücretsiz istihbarat üretir.

Diplomaside korku muhbir gibidir; ücretsiz istihbarat üretir.

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 8, 2026 - 09:43

Ortadoğu'da diplomasi yalnızca büyükelçilik binalarında, resmi kabullerde ve kapalı kapılar ardındaki toplantılarda yapılmaz. Hatta çoğu zaman asıl diplomasi, o kapıların dışında başlar.

Bir Türk diplomatının veya teknokratının bölgede gerçekten etkili olabilmesi için önce bölgenin doğal hayatına karışması gerekir. Şehrin futbol takımını, limanın ticaretini, sınırın gündelik telaşını, kahvenin hangi saatte dolduğunu, hangi ailenin hangi mahallede sözü geçtiğini bilmeyen bir diplomasi, haritayı bilir ama coğrafyayı bilmez.

Bu nedenle Türkiye'nin bölgedeki diplomatik varlığının yalnızca siyasi temsil mantığıyla değil, toplumsal temas mantığıyla da yeniden düşünülmesi gerekiyor.

Mesela bölgedeki şehirlerin futbol takımları... Tribünler, Ortadoğu'da yalnızca futbol konuşulan yerler değildir. Şehrin sosyal damarlarından biridir. Yerel kültürü tanıyan, toplumun farklı kesimleriyle temas kurabilen ve sportif diplomasiyi bilen yapılar üzerinden Türkiye'nin kültürel görünürlüğü artırılabilir.

Liman şehirlerinde ise daha ucuz, daha organize ve kurumsal hizmet veren ticaret müşavirlikleri kurulabilir. Türkiye'yle ticaret yapmak isteyen küçük ve orta ölçekli işletmelerin ulaşabileceği, bürokrasiyle tüccar arasında köprü kurabilecek yapılar, uzun vadede resmi diplomatik temaslardan çok daha kalıcı ilişkiler üretebilir.

Sınır şehirlerinde ise durum daha hassastır.

Sınırın hemen iki tarafında yaşayan insanların günlük hayatında "karıncacılık" dediğimiz küçük ölçekli sınır ticareti önemli bir ekonomik gerçekliktir. Bunu yalnızca güvenlik problemi olarak görmek yerine, hukuki ve ekonomik zemine oturtacak orta ölçekli kooperatifler kurulabilir. Böylece hem kayıt dışılık azaltılır hem de sınır insanının Türkiye ile kurduğu ekonomik bağ güçlenir.

Çünkü devletler bazen büyük projelerle değil, küçük ve sürekli temaslarla kök salar.

Tam burada diaspora meselesi devreye giriyor.

Türk diasporasının bulunduğu ülkelerdeki faaliyetleri yalnızca milli günlerde yapılan törenlere, bayraklara ve sosyal medya kampanyalarına sıkıştırılmamalıdır. Diasporanın elindeki kültürel, ekonomik ve sosyal materyal doğru yerde ve doğru dozda kullanılmalıdır. Her meseleye yüksek sesle müdahil olmak güç göstergesi değildir.Zira asalet mecbur kılar; yani sahip olduğun imkânı kullanırken ölçülü olmak, temsil ettiğin ülkenin itibarını kişisel gösterişin önüne koymak zorundasındır.

Ortadoğu'da demografi de artık yalnızca savaşlarla değişmiyor. Ticaret, sermaye, göç, limanlar, yeni zenginlik sınıfları ve şehirleşme toplumların dokusunu yeniden kuruyor. Para, torpil, gösteriş, makam, kibir... Ortadoğu'da putların artık tahtadan yapılmadığının iyice ayyuka çıktığının göstergesi.

Türkiye'nin bu yeni toplumsal yapıyı okuyabilmesi için diplomasiye yalnızca siyasetçilerin değil, teknokratların, akademisyenlerin, tüccarların, sanatçıların ve diasporanın da dahil olduğu daha geniş bir akıl gerekiyor.

Çünkü bölgede korku da bilgi üretir.

Bir şehirde insanlar bir örgütün, bir devletin veya bir aktörün gücünden korkuyorsa, o korku insanların davranışlarını değiştirir. Kim kiminle konuşuyor? Kim hangi dükkâna gidiyor? Hangi kapı gece açık kalıyor? Hangi isim duyulduğunda sesler kısılıyor?

Diplomasi bunları okuyabilirse, istihbaratın önemli bir bölümünü sahadan kendiliğinden toplar.

Diplomasi de korku muhbir gibidir; ücretsiz istihbarat üretir.

Fakat korkunun ürettiği bilgiyi kullanmak ile korku üretmek arasında büyük bir fark vardır. Türkiye'nin ihtiyacı bölgede barut öksüren adamların arasına bir yenisini eklemek değil; insanların güven duyduğu, ticaret yaptığı, futbol konuştuğu, eğitim gördüğü ve geleceğini planladığı bir ülke imajı inşa etmektir.

Sınırları kanla çizilmiş bir masada herkes sandalyesini korumaya çalışıyor. Türkiye'nin avantajı ise masaya yalnızca silahla değil, ticaretle, kültürle, insanla ve akılla oturabilmesidir. Buna insan olmak denir.

Ama birey olmanın bedeli yalnızlık, bunu biliyoruz.

Peki sürüye dahil olmanın bedeli nedir ?

Bunu biliyor muyuz ?