CAMI GÖRMEK
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bundan tam 55 yıl önce...
Kuleli Askeri Lisesi birinci sınıftayız.
Edebiyat hocamız Binbaşı Haluk PEKER.
İlk dersinde pencereye doğru işaret ederek oturduğumuz yerden dışarı doğru bakmamızı istedi.
Ve neler gördüğümüzü sordu sırayla bize.
Kimimiz ağaç dedi, kimimiz barfiks direklerini...
Kimimiz taş duvarı, kimimiz kuşları, kimimiz de bulutları...
Ve bize dönüp dedi ki:
"Hiçbiriniz pencerenin camını görmediniz. Ben size bu dersimizde camı görmenizi öğreteceğim."
Ve öğretti de.
Haklıydı da.
Biz dışarı doğru bakmış ama görmemiştik.
Bakmakla görmek arasındaki ince ayrıntıdan habersizdik belki de.
Pirincin içindeki siyah taşları görmek, seçmek ve ayıklamak kolaydı.
Beyaz taşları ayıklamak esas olan.
Ama beyaz taşları görmek, fark etmek gerekir.
Bu da camı görmek gibidir.
Hayatta hepimiz öyle değil miyiz?
Asıl görmemiz gerekenleri değil de, görmememiz gerekenleri görmüyor muyuz?
Çünkü acele davranıyoruz.
Esası kaçırmamalıyız.
Thinking Fast and Slow
Nobel Ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın yazdığı Hızlı ve Yavaş Düşünme (Thinking, Fast and Slow), insan zihninin yargılarımızı ve seçimlerimizi nasıl şekillendirdiğini iki farklı düşünce sistemi üzerinden inceleyen çığır açıcı bir eserdir.
Kitap, zihnimizin işleyişini iki ana karaktere bölerek açıklar:
Birinci sistem (Hızlı Düşünme): Otomatik, duygusal, çaba gerektirmeyen ve anlık çalışan sistemdir. Tehlikeleri anında fark etme gibi evrimsel avantajlar sağlarken, karmaşık konularda bilişsel önyargılara ve mantık hatalarına yol açabilir.
İkinci sistem (Yavaş Düşünme): Mantıklı, bilinçli, odaklanmış ve çaba gerektiren sistemdir. Zor kararlar alırken devreye girer; ancak "tembel" çalışır ve genellikle birinci sistemin ürettiği ilk izlenimleri kabul etme eğilimindedir.
Aslında edebiyat hocamızın sorusuna biz hızlı düşünmeyle cevap vermiştik.
Yavaş düşünmeyle vermemiz gerekirdi camı görebilmek için.
Bizim cam olayı 1971'de yaşandı.
Kitap ise 2011'de yayımlandı, yani tam 40 yıl sonra.
Biz camı görmeyi kırk yıl önce öğrenmiştik.
Bütün mesele de bu işte...
Sadece bakmak değil, görmek de lazımdı.
Camı görmek hem de...