Emeklilikten de Emekli Olmadan…

Emeklilikten de Emekli Olmadan…

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 1, 2026 - 00:27

30 Haziran, Dünya Emekliler Günü olarak kutlanıyor.

Eskiden "tekaüt" denirdi, bugün ise "emekli" diyoruz.

Hayatta kaçınılmaz iki gerçek vardır; ölüm ve emeklilik. Bunların önüne geçmek mümkün değildir.

Ülkemizde emeklilik yaşı, çoğu zaman insanın hem en tecrübeli hem de en verimli olduğu döneme denk geliyor. Kanunların öngördüğü süreyi tamamlayanlar ya hak ettikleri ilk fırsatta ya da görevlerinin sonuna kadar çalışarak emekli oluyorlar. Erken emekli olanların önemli bir kısmı ise ikinci bir iş hayatına başlıyor.

Türkiye'de birçok ülkede rastlanmayan önemli bir sosyal güvence de bulunuyor. Emekli kişinin vefatından sonra belirli şartlar çerçevesinde eşine ve çocuklarına maaş bağlanması, geride kalanların ekonomik açıdan tamamen yalnız bırakılmamasını sağlıyor.

Hiç şüphesiz, bugünün ekonomik şartlarında emekli maaşlarının yetersiz olduğu yönünde geniş bir kanaat bulunuyor. Emeklilerin hayatlarının bu dönemini daha huzurlu, daha güvenli ve daha rahat geçirmesi gerekir.

İşin maddi tarafı büyük ölçüde devletlerin ve hükümetlerin sorumluluğundadır.

Ancak işin manevi tarafı emeklinin kendi elindedir.

Emekli olan kişi, hayatın dışına çekilmemeli; mutlaka kendisini meşgul edecek bir uğraş edinmelidir. Aksi hâlde zamanın büyük bölümünü hastane koridorlarında geçirmek kaçınılmaz olabilir.

Her insanın mutlaka ilgi duyduğu bir alan, geliştirebileceği bir yeteneği vardır. Üstelik emeklilik, yılların birikiminin ve tecrübesinin en yüksek seviyeye ulaştığı dönemdir. Bu birikimin değerlendirilmesi gerekir.

Gençlikte günler kısa, yıllar uzun gelir. İnsan hiç emekli olmayacakmış gibi düşünür.

Oysa yaş ilerledikçe bunun tam tersi yaşanır.

Yaşlılıkta günler uzun, yıllar ise çok kısa geçer.

Bunu insan en iyi emekli olduktan sonra fark ediyor.

Kitap okumak, yazı yazmak, resim yapmak, vakıf ve dernek çalışmalarına katılmak, yeni dostluklar kurmak, eski arkadaşlarla irtibatı koparmamak ve zaman zaman bir araya gelmek insanı hem zihnen hem de ruhen canlı tutuyor.

Ben bunu bizzat yaşıyor ve faydasını görüyorum.

Çiziyorum…

Sadece ülkemizden değil, dünyanın farklı ülkelerinden dostlar edindim.

Mahalle ve okul arkadaşlarımla bağımı hiç koparmadım. Fırsat buldukça bir araya geliyoruz.

Son dönemde yazmaya da başladım.

Öğrendim ki günde sadece on dakika yazı yazmak bile insanın zihnine büyük katkı sağlıyor.

Elbette okumayı da ihmal etmiyorum.

İnanın, vakit nasıl geçiyor farkına bile varmıyorum.

Ben de bir emekli olarak herkese şu tavsiyede bulunmak isterim:

Boş durmayın ama boşa da çalışmayın.

Kulağımıza okunan ezan ile arkamızdan okunacak sela arasındaki son zaman dilimi, belki de emeklilik yıllarıdır.

Bu dönemi sadece ev ile cami arasında geçirerek değerlendirmek yeterli değildir.

İnsan hem üretmeli hem öğrenmeli hem de topluma katkı sunmaya devam etmelidir.

Hem dünyalık hem ahiretlik hazırlık birlikte yürütülmelidir.

Hiçbirini ihmal etmeden...

Çünkü er ya da geç emeklilik de bitecek.

Emeklilikten sonraki hayata da hazırlıklı olmak gerekir.

Hayatta dengeyi koruyabilmek, hem bu dünya hem de ebedi hayat için en doğru yoldur.

Aslında emeklilik, doğru değerlendirildiğinde insanın kendini yeniden keşfedebileceği en güzel fırsatlardan biridir.

Yeter ki emeklilikten de emekli olmayalım.