ERDOĞAN'I ANLAMAK

ERDOĞAN'I ANLAMAK

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 14, 2026 - 07:40

Bir insanı anlamaya çalışmak, ona katılmak demek değildir.

Bir siyasetçiyi anlamaya çalışmak da onu koşulsuz onaylamak anlamına gelmez.

Ne yazık ki bugün siyaset, anlamaya çalışmaktan çok taraf seçme yarışına dönüştü. Oysa bir ülkenin geleceği, birbirini dinleyebilen insanların omuzlarında yükselir; birbirini susturmaya çalışanların değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yirmi yılı aşkın süredir Türkiye'nin yönetiminde bulunan bir lider. Bu süre boyunca aldığı kararlar kimi zaman büyük destek gördü, kimi zaman ise olumsuz şekilde eleştirildi. Bu da demokrasinin doğal sonucudur. Çünkü demokratik toplumlarda yöneticilerin icraatları hem takdir edilebilir hem de olumsuz eleştirilebilir.

Kendimi sosyalist mantalitede bir insan olarak görüyorum. Belki de bu nedenle yazacaklarım çoğunluğu şaşırtacaktır. Çünkü siyasi görüşlerimiz farklı olsa da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a sevgi ve saygı duyduğumu açıkça ifade etmek isterim. Bu sevgi, her kararını onayladığım anlamına gelmez. Bu saygı da olumsuz eleştiri hakkımdan vazgeçtiğim anlamını taşımaz. Benim için asıl önemli olan, farklı düşündüğümüz insanlara da emekleri ve taşıdıkları sorumluluk ölçüsünde hakkaniyetle yaklaşabilmektir.

Ancak burada durup şu soruyu sormak gerekir:

Bir ülkeyi yönetmenin ne kadar zor olduğunu gerçekten düşünüyor muyuz?

Seksen beş milyondan fazla insanın yaşadığı bir ülkede tek bir karar bile milyonlarca kişiyi farklı şekillerde etkileyebilir. Bir ekonomik karar piyasaları hareketlendirirken sosyal hayatı da etkileyebilir. Dış politikada atılan bir adım güvenliği ilgilendirirken ekonomiye de yansıyabilir. Terörle mücadelede alınan bir karar insan hakları tartışmalarını beraberinde getirebilir. Doğal afetler, küresel krizler, savaşlar, göç hareketleri, uluslararası baskılar... Devlet yönetimi, birbirine bağlı onlarca denklemi aynı anda çözmeye çalışmaktır.

İşte bu nedenle devlet yönetimi, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir.

Bugün hepimiz sosyal medya üzerinden birkaç cümleyle tespitlerde bulunuyor ya da hakaretler ediyoruz. Her konuda fikrimiz var. Bazen birkaç dakikalık bir haber izleyerek yıllarca üzerinde çalışılmış devlet politikalarını değerlendirebiliyoruz. Elbette vatandaş olarak bunu yapma hakkımız var. Ancak haklı olmak için önce anlamaya çalışmak da gerekir.

Olumsuz eleştiri, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Fakat peşin hüküm, demokrasinin düşmanıdır.

Bir yöneticiyi yalnızca başarılı olduğu günlerde alkışlamak ya da yalnızca hata yaptığını düşündüğümüz anlarda mahkûm etmek kolaydır. Zor olan ise bütün tabloyu görmeye çalışmaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aldığı her kararın doğru olduğunu söylemek ne kadar gerçekçi değilse, aldığı her kararın yanlış olduğunu iddia etmek de aynı ölçüde gerçekçi değildir. Devlet yönetimi, siyah ile beyaz arasında değil; çoğu zaman gri alanlarda karar vermeyi gerektirir.

Liderlik bazen alkışlanmayı değil, olumsuz eleştirilmeyi göze almaktır. Bazen doğru olduğuna inandığınız bir kararı, ağır siyasi bedeller ödeyeceğinizi bilerek almak zorunda kalabilirsiniz. Bunun doğru ya da yanlış olduğuna tarih karar verir; günlük tartışmalar değil.

Bugün Erdoğan'ı destekleyenler de, olumsuz eleştirenler de olabilir. Olumsuz eleştiri başka hakaret başkadır. Olumsuz eleştiri çözüme, hakaretse yıkıma odaklıdır. Bu aradaki farkı bilerek hareket etmek sağlıklı olandır. Destek de olacaktır olumsuz eleştiri de ve işte bu farklılık toplumun zenginliğidir. Ancak keşke birbirimizi "hain", "cahil", "körü körüne taraftar" ya da "düşman" ilan etmek yerine, neden farklı düşündüğümüzü anlamaya çalışsak.

Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Demokrasi, farklı fikirlerin bir arada yaşayabilme kültürüdür.

Belki de bugün en büyük ihtiyacımız, daha sert konuşmak değil; daha fazla anlamaya çalışmaktır. Birbirimizi dinleyebildiğimiz ölçüde ortak bir gelecek kurabiliriz.

Bu yazının amacı bir siyasi tercih dayatmak değildir. Amacı, hepimize şu soruyu hatırlatmaktır:

Bir ülkeyi yönetmenin ağırlığını gerçekten hissedebiliyor muyuz?

Belki bu sorunun cevabını hiçbirimiz tam olarak bilemeyeceğiz.

Ama bildiğimiz bir gerçek var.

Olumsuz eleştirmek kolaydır.

Sorumluluk almak ise çok zordur.