Evinize Kim Misafir Oluyor?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Kültürel iktidar ya da kültürel hegemonya, insanların dünyaya hangi gözle baktığını belirleyebilme gücüdür. Kimi araçlarla düşünme biçimlerini, algıları ve değer yargılarını şekillendirebilenler, zamanla toplumun kültürel istikametini de belirler. Bu nedenle kültürel mücadele gündelik hayatın neredeyse bütün mecralarında verilmektedir.
Nitekim gazeteler, televizyonlar, sinema filmleri, dijital platformlar, sosyal medya, sanat ve eğitim kurumları bu mücadelenin en önemli sahalarıdır. Aile ve eğitim kurumları kadar izlenen diziler, hayran olunan karakterler ve her gün tekrar tekrar maruz kalınan hikâyeler de insanın dünyayı algılama biçimini etkiler. Nasıl konuşacağımızı, nasıl giyineceğimizi, aileye nasıl bakacağımızı; hatta neyle utanıp neyle gurur duyacağımızı bile içinde yaşadığımız kültürel iklim belirlemeye başlar.
Bir süredir aile kurumunun bugünkü durumunu ve geleceğini tartışıyoruz. Bu çok kıymetli. Peki, her gün milyonlarca eve giren ekranlarla aile kurumu arasında hiçbir ilişki yok mu?
Türkiye'de dizi ve filmlerin toplumsal etkisini uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. İnsanlar izledikleri karakterler gibi konuşuyor, onların yürüyüşlerini taklit ediyor, kıyafetlerini örnek alıyor. Yeni doğan çocuklara verilen isimlerde bile dizilerin izini görmek mümkün.
Hal böyle olunca ekrana yansıyan hikâyelerin niteliği de önem kazanmaktadır. Bu akşam herhangi bir televizyon kanalını açın ya da dijital platformlarda en çok izlenen yapımlardan birkaçını izleyin. Karşınıza çıkan manzara size ne anlatıyor?
Bir yapımda düğün günü aldatılan bir eş, diğerinde ailesini dağıtan yasak ilişkiler, bir başkasında ise mafya, şiddet ve intikam anlatıları...
Yengesine sarkan mı arıyorsunuz? Baldızına göz diken mi? Kardeşini miras için mahkemelik eden mi? Eşini aldatan mı? Çocuğunu ihmal eden mi? Mafya özentisi karakterler mi? Silahı erkeklik göstergesi gibi kullananlar mı? Şiddeti güç, ihaneti cesaret, küstahlığı özgüven diye pazarlayanlar mı?
Adeta pazar yeri...
Gel vatandaş gel! Seç beğen al! Yasak ilişki var! İhanet var! Şiddet var! Mafya var! Ne ararsan var!
Abarttığımı düşünmeyin. Birçok yapımın ortak dili ne yazık ki bu şekilde…
Daha da önemlisi, dikkat ediniz; bütün bunlar hayatın olağan akışıymış gibi sunuluyor. Esas tehlike de bu. Çünkü güven duygusunun sistematik biçimde aşınmasına yol açıyorlar.
Her gün ihanet, aldatma, dolandırıcılık ve aile içi çatışmalarla beslenen bir kültürel atmosfer içinde yaşayan insanlar, zamanla herkesten şüphe etmeye başlar. Eşinden, komşusundan, akrabasından, arkadaşından...
Üstelik eksik olmasın, bir de gündüz kuşakları var. İnsanların en mahrem meseleleri, aile içi çatışmaları ve özel hayatları saatlerce milyonların önünde teşhir ediliyor.
Şimdi hemen itiraz etmeyin. "Ee, bunlar gerçek olaylar." diyebilirsiniz.
Evet, olabilir. Mesele bu değil.
İstisna olması gereken hikâyeler, sürekli tekrarlandıkça sanki toplumun tamamını temsil ediyormuş gibi sunuluyor. Mesele bu!
Nitekim tekrar edilen her anlatı zamanla normalleşir. İhanet sıradanlaşır, aile içi çatışmalar olağanlaşır, şiddet kanıksanır, mahremiyet ise reyting uğruna tüketilen bir metaya dönüşür. Ardından insanlar da yedikleri yemekten özel hayatlarının en mahrem anlarına kadar her şeyi sosyal medyada paylaşmayı doğal karşılamaya başlar.
Şu an da böyle değil mi?
İşte bunun sonuçlarını yaşıyoruz. İnsanlar ilişkileri, aileyi, kadınlığı, erkekliği, sadakati ve güveni kendi hayatlarından çok, ekranlarda ve dijital platformlarda tekrar tekrar önlerine konulan kurgular üzerinden anlamlandırıyor.
Aile kurumunu bu kültürel iklim içinde nasıl koruyacağız? Aileyi gerçekten korumak istiyorsak, onu zayıflatan yayın anlayışıyla mücadele etmeye hazır mıyız?
Haklarını teslim etmek gerekir; son yıllarda kamu kurumları bu konuda çeşitli adımlar attı. Ancak bunların henüz yeterli olduğunu söylemek güç. Nitekim akşamları yine Recep İvedik filmlerini, gündüzleri ise Aşk-ı Memnu tekrarlarını izlemeye devam ediyoruz.