FETÖ DARBE TEŞEBBÜSÜ ve 15 TEMMUZ DESTANI

FETÖ DARBE TEŞEBBÜSÜ ve 15 TEMMUZ DESTANI

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 15, 2026 - 10:23
Temmuz 15, 2026 - 10:46

15 TEMMUZ’DA TARİHİ BİR DESTAN YAZDIK. 40 YILLIK FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ, MİLLETİN 22 SAATLİK ŞANLI DİRENİŞİ İLE TUZLA-BUZ OLDU!..

FETÖ’nün Cemaat adıyla tam 40 yıl boyunca sözde ‘hizmet’ adı altında yapmış oldukları faaliyetlerin yegane amacı aslında devleti ele geçirmek için olduğu 17-25 Aralık Yargı/Polis darbe teşebbüsünden anlaşılmıştı. Sözde Cemaat adıyla yola çıkan özde ise FETÖ’nün 40 yıl boyunca bu milletin en zaaf noktası olan inançları üzerinde duygu sömürüsü yaparak büyüyüp-geliştiğini, takiye ve ilm-i siyaset yoluyla da devletin içine sızarak güçlendikleri yıllar sonra ancak anlaşılabilmişti. Ne zamanki ana damarlarından birine dokunuldu işte o zaman gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştı. Ana damarlarından birisi dershanelerdi. Mevcut AK Parti iktidarının dershaneleri kapatma kararı ile birlikte gerçek yüzlerini göstermeye başladılar. 17-25 Aralık’ta da zaten tüm niyetleri, amaçları da bütün şeffaflığı ile birlikte gün yüzüne çıkmıştı. AK Parti iktidarı ve R. Tayyip Erdoğan’a olan kinlerini, nefretlerini, öfkelerini 17-25 Aralık Yargı-Polis darbe girişiminde kusmuşlardı. 17-25 Aralık Yargı-Polis darbe teşebbüsünde başarılı olamayınca bu sefer 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünde bulundular. Kısa bir özetlemeden sonra daha öneki yazılarımızdan bazı alıntılar yaparak FETÖ’nün 15 Temmuz Darbe Teşebbüsüne gelme aşamasını ve 15 Temmuz Darbesi üzerine yoğunlaşarak tarihe not düşmek istiyoruz

Teröristbaşı Fethullah Gülen 1948 yılında kurulan Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum kurucuları arasında yer almıştır. Komünizmle Mücadele Derneği, Emperyalist Küresel Kapitalist düşüncenin Merkezi olan ABD’nin Türkiye üzerindeki hakimiyetini devam ettirmek için kurmuş olduğu Kontrgerilla’nın bir uzantısıdır. İşte böylesi bir derneğin kurucuları arasında yer alan Fethullah Gülen din maskesi altında sözde komünizmle mücadele etme amacıyla ilk çekirdek kadrosunu o yıllarda oluşturmaya başlamıştır. Daha sonra da 1970’li yıllarda palazlanarak Cemaat olabilmek için adım adım büyümüştür.

Türkiye’de 1980 darbesini yapan askeri cuntanın perde arkasındaki gücün ABD olduğunun şifresi “bizim çocuklar” sözünde gizliydi! Teröristbaşı Fethullah Gülen’in 1980 darbesine neden destek verdiğini çok iyi anlaşılıyordu. Emperyalist güçlerin küresel sözcüsü ABD, Türkiye’de devlet olarak hafif bir büyüme, kıpırdanma, kendine gelme, millet olarak da yine hafif bir kaynaşma, birliktelik, bütünlük hissettiği anda hemen darbe teşebbüsünde bulunarak Türkiye’yi sürekli kontrol altında tutmaya çalışıyordu.

ABD, Türkiye’nin bağımsız, istikrarlı ve kendi ayakları üzerinde durma isteği hiçbir zaman istememiştir. O yüzden Türkiye sürekli olarak kontrol altında kalmalıydı. Bütün bunlardan Türkiye’nin tam bağımsız bir ülke olmadığını çok iyi anlıyorduk. NATO üyesi olmamız, IMF’ye olan göbek bağımız, siyasi, askeri, ekonomik, istihbarı olarak batıya entegre oluşumuz zaten her şeyi izah etmeye yetiyordu. ABD sadece bunlarla kalmıyor aynı zamanda terör örgütleriyle de Türkiye’ye nefes aldırtmıyordu. Tam 40 yıl önce eşzamanlı Türkiye’nin başına bela ettiği iki terör örgütünü istediği gibi yönlendiriyor, bu örgütlere her türlü desteği veriyordu. Hem de aleni/açık bir şekilde… Daha öncesinde de zaten Avrupa ülkeleri Türkiye’nin başına ASALA’yı bela etmişti. ASALA’nın miladı dolunca hemen PKK’yı devreye soktular. ASALA, PKK ve FETÖ… Bu bir tesadüf olamazdı. Her şey planlı, programlı ve sistemli bir şekilde işliyordu. PKK açık oynuyordu! FETÖ ise gizli!.. Fakat her iki terör örgütünün amacı aynıydı. FETÖ’nün bir terör örgütü olduğu 40 yıl sonra ortaya çıkmıştı. Korkunç bir gizlilik!.. FETÖ’nün arkasında ABD, İngiltere, AB ülkeleri ve İsrail olmasa bu kadar güce erişebilir miydi?! FETÖ dostlarından her türlü siyasi, ekonomik, lojistik, psikolojik desteği alıyordu. FETÖ emperyalist küresel güçlerin Türkiye’deki taşeronuydu. Daha önce de belirttiğimiz gibi 2002’de tek başına iktidara gelen AK Parti’nin milli atılımlarını, bağımsız politikalarını, istikrarlı siyasi ve ekonomik gidişatını durdurabilmek için sözde Cemaat olarak ortaya çıkan daha sonra eli kanlı bir terör örgütü olan Türkiye’deki işbirlikçi taşeronu olan Fethullahçı Terör Örgütünü (FETÖ) sahneye sürdüler.

Yıllar sonra ülkemizi, milletimizi bu hale getiren, tarihimizden, kültürümüzden, inançlarımızdan, milli ve ulvi değerlerimizden halkımızı kopartmak isteyen dış güçlerin uzantısı olan sözde Cemaat adıyla yola çıkan zamanla eli kanlı bir terör örgütü olduğu anlaşılan FETÖ’nün GERÇEK YÜZÜ 15 Temmuz 2016 yılında gün gibi ortaya çıkmıştı. 

Türkiye’deki tüm darbelerin, illegal örgütlerin, muhtıraların, anarşi ve terörün, fail-i meçhullerin perde arkasında hep dış güçler vardı. Yıllarca gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız Fethullahçı Terör Örgütü’nün bir maşa, taşeron ve işbirlikçi olduğunu apaçık gösteriyordu. Küresel Gücün Türkiye uzantısı FETÖ’nün; siyasi iradeyi, askerimizi ve istihbaratımızı nasıl çember içine aldığını 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe teşebbüslerinden çok iyi anlıyorduk. Böylesi bir dış kaynaklı emperyalist bir gücün taşeronu bir örgütün Türkiye içinde yıllardır var olduğunun delilleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Önce 17-25 Aralık, daha sonra 15 Temmuz darbe/işgal girişimleri, sözde cemaat gibi görünen özde vatan haini bu örgütün maskesini düşürmüştü.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de Modern Lavrens’ler vardı! Günümüzün Modern Lavrens’i Fethullah Gülen’den başkası değildi. Tarihte Haşhaşiler vardı!  Günümüzün Haşhaşileri ise Fethullahçı Terör Örgütüydü. Dini maske edinerek 40 yıl önce devletin içine sızan Fethullahçı Terör Örgütü, devletin bütün kurumlarına (hatta kılcal damarlarına kadar sızarak) darbe yapmak, ülkeyi ele geçirmek ve işgal edebilmek için yıllarca beklediler ve en uygun zamanı gözettiler. Yıllarca siyasi partiler içine sızarak en tepeden yönlendirecek boyuta gelen Teröristbaşı Fethullah Gülen’nin sahte Cemaati devletin yargı, istihbarat, asker, polis, bürokrasi, sivil toplum örgütleri vs. her kuruma sızmaları sonucunda darbe yapacak güce ulaşmıştı. TSK, Emniyet/Polis, Yargı ve Bürokrasi içinde en önemli makamlar ele geçirilmişti. 15 yıllık AK Parti iktidarını devirebilmek ve Türkiye’yi ele geçirmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek entrika, iftira, fitne, fesat vs. her yolu deneyerek darbe girişiminde bulundular.

Aslında Türkiye’de her 10 yılda bir yapılan darbe teşebbüslerinin sebeplerini yakın tarihimize giderek anlayabilirdik. Bilhassa Osmanlı İmparatorluğu’nun niçin parçalandığı konusu çok iyi irdelenip analiz edildiğinde her şeyi daha çok iyi anlaşılacaktır. Osmanlı parçaladıktan sonra şehit kanları üzerinde kurulmuş bir avuç toprak parçası üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bile hazmedemeyen emperyalist küresel güçler bu ülkeyi parçalamak için 100 yıllık bir proje hazırladılar.  Bu 100 yıllık projenin nihai başarı tarihi 2023 yılıydı. Emperyalist küresel güçler 2023 yılında Türkiye’ye topyekün ele geçirmek için bu milletin tarihi, kültürel, ahlaki yapısını bozmak için ellerinden ne gelirse yaptılar. Türkiye (AK Parti İktidarı)  bu acı gerçeği gördü, önlem ve alternatif olarak binlerce yıllık devletçilik geleneğimizin bir projesi üzerinde hazırlanan siyasi, ekonomik, askeri, teknolojik ve toplumsal devası bir projeyi icraata koyma kararı aldı. Bu projenin adı 2003’tü. Hatta 2053, 2071 projeleri ile birlikte...

Emperyalist Küresel Güçler, Türkiye’deki asker içindeki (uzantıları/işbirlikçileri) Derin Devlet maskesi altındaki cuntacıları, sözde Ergenekon ve Balyoz operasyonları bahane edilerek derdest edildi ve yerine 40 yıldır hazırladıkları Cemaat kılıflı FETÖ/PDY getirildi! İşte bu yüzden 15 Temmuz Darbe Girişimi zuhur etti. 15 Temmuz Darbesi ile amaçlarına ulaşmak istediler ama başaramadılar! Hüsrana uğradılar. Bu millet onlara gerekli dersi verdi. Bu millet 15 Temmuz’da bir destan yazdı.

TAKİYE mantığı yaşam tarzlarının yegane silahı olduğu için yalan, iftira, hırsızlık, fitne, provokasyon FETÖ/PDY terör örgütü için büyük bir sığınak ve zırhtı! Üç H parolası olan Hizmet, Himmet, Hikmet kavramlarının gölgesi altında Abiler, Ablalar, İmamlar önderliğinde Para, Unvan, Cennet vaatleriyle Fethullah Gülen’i uluhiyet makamına yükselterek (tarihte yaşandığı gibi) Hasan Sabbah formülü ile Mehdilik makamında görerek (sözde) önce Türkiye’yi sonra bütün dünyayı ele geçirmek için delicesine, çılgıncasına bir sarhoşlukla maalesef önce polis gücünü, sonra yargı gücünü kullanarak 17-25 Aralık’ta Darbe’ye teşebbüs ettiler fakat başaramadılar. Amaçları deşifre oldu. Niyetleri ortaya çıktı. Devlet kurumları içindeki örümcek ağı su yüzüne çıktı! Büyük bir panik başladı. Kimi yurt dışına kaçtı, kimi kılık değiştirerek sessiz kaldı, kimi de gizliden gizliye B planını tatbik etmek için harekete geçti. A Planı başarısız olunca B Planına geçtiler. Maalesef asker içindeki gurupları devletin istihbarat kaynakları tarafından deşifre edilince paniğe kapıldılar. (YAŞ toplantısında zaten her biri bertaraf edilecekti.) Bunu (deşifre olduklarını) bilen asker içindeki FETÖ/PDY teröristleri bu sefer askeri güçlerini kullanarak 15 Temmuz 2016’da Darbe Girişimi’nde bulundular.

15 Temmuz Darbe gecesi, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a da suikast yapacaklardı fakat başarılı olamadılar. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın millete ‘meydanlara çıkın’ seslenişi ile milletin meydanlara akın etmesi, Cumhurbaşkanına, devletine, vatanına, bayrağına sahip çıkması, FETÖ/PDY terör örgütünün bu CİNNET diyebileceğimiz Darbe Girişimi’ni püskürtü ve bertaraf etti. Nihayetinde 40 yıllık hayal 22 saatte tuzla-buz oldu. Karşılarında iman dolu milletin gücünü buldular. Tökezlediler ve hüsrana uğradılar.

Yıllarca CEMAAT denilen bu ihanet gurubunun aslında terör örgütü (FETÖ/PDY) olduğu gün gibi ortaya çıktı. Böylesi eli-kanlı bir terör örgütünün 40 yıl boyunca siyasi bir ayağa olmadı! Çünkü bütün siyasi partileri zaten yönlendiriyorlardı! Genellikle güçlü olanın yanında oldular. Bir dönem CHP, bir dönem ANAVATAN, bir dönem AK Parti içine takiye mantığı ile sinsice sızdılar. Eli-kanlı FETÖ/PDY terör örgütünün polis, yargı ve asker ayağı ile birlikte siyasi, medya ve iş adamları ayağı da var! Şu anda yüzde 25’i deşifre edildi! Yüzde 75’i hâlâ içimizde! Uluslararası istihbarat ayağını zaten aleni bir şekilde bilmekteyiz.

Dünyada, bu örgüte kimlerin destek verdiği 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ortaya çıktı! Türkiye’deki 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne sessiz kalanlar kimlerse, darbecilerin yanında olduklarını kimler ima ediyorsa onlar bu eli-kanlı FETÖ/PDY örgütüne destek vermiştir.

Tarih sanki tekerrür ediyordu. Tarihte Haşhaşiler ne ise, yıllarca Cemaat olarak bilinen aslında eli-kanlı bir terör örgütü olan FETÖ/PDY de günümüzün MODERN HAŞHAŞİLER olduğunu daha önce de aleni bir şekilde belirtmiştik. Aynı şekilde ısrarla diyoruz ki nasıl tarihte Lavrens vardı günümüzün Modern Lavrens’i de Fethullah Gülen’dir. Aradaki tek fark Lavrens’in bir yabancı ve İngiliz olması! Teröristbaşı Fethullah Gülen’in T.C. vatandaşı olması!.. Demek ki teröristbaşı Fethullah Gülen’in şeceresi bozuk ve meçhul! Emdiği süt temiz ve helal değilmiş! Damarındaki kan da Türk ve Müslüman kanı olmadığı değilmiş!..

Bu örgütün en büyük silahı DİNİ maske yapmasıdır. Örgüt lideri, hain, ajan, uşak, kukla, taşeron teröriktbaşı Fethullah Gülen, Ilımlı İslam, Dinlerarası Diyalog vs. argümanlar ile kendisini uluslararası alana taşıyarak ABD’yi ÜS yaptı! Masonik, Kabala, Tapınakçılar modeli bir örgütlenme şeklidir FETÖ/PDY. İşte böylesi bir örgüt lideri olan Fethullah Gülen sözde bütün dünyaya MEHDİ olduğu ilan edecekti.

Onların amacı Türkiye’yi parçalamaktı. Onların amacı AK Parti iktidarını devirmekti. Onların amacı Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ı öldürmekti. Onların amacı, AK Parti iktidarı ile yıllarca emperyalist küresel güçlerin gölgesinden kurtulan ve Hedef 2023’e adım adım yaklaşan Türkiye’nin büyümesini, yükselmesini, muasır medeniyetler seviyesine gelmesini engellemekti.

Onlar Türkiye’ye büyük bir tuzak kurdalar ama Allah’ın tuzağı, tuzakların en büyüğü ve en hayırlısıydı. Allah’ın tuzağı onların tuzağını bozdu ve perişan etti. Nihayetinde Allah’ın (büyük ve hayırlı) tuzağına düşerek tarumar oldular. 

15 Temmuz 2016 darbe ve işgal teşebbüsündü anlayabilmek için o gece neler olup-bittiğini çok iyi bilmek, irdelemek ve analiz etmek gerekir.

Türkiye, 100 yıl sonra 15 Temmuz 2016 tarihinde yeniden işgal edilmek istendi. Bu sefer düşman dışarıdan değil içerden saldırmıştı. Tam 40 yıldır devletin tüm kurumlarına sızmış olan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) önce Ergenekon operasyonları ile TSK içinde daha da güçlenebilmek için alt rütbelerdekileri üst rütbelere getirdi. Daha sonra 17 ve 25 Aralık yargı yoluyla mevcut AK Parti iktidarını bertaraf etmek için ilk darbe teşebbüsünde bulundu. Başaramayınca bu sefer 15 Temmuz 2016 gecesi asker elbisesi giymiş hain teröristler kanlı darbe teşebbüsünde bulundu.

Tarih 15 Temmuz 2016, saat 21.00 Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı olarak askeri bir hareketlenme devletin zirvesinde ve millette ne olup-bittiği hakkında şaşkınlık yarattı. Saatler ilerledikçe yavaş yavaş Türkiye’de askeri bir darbe teşebbüsünün varlığı hissedildi. İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri askerler tarafından ulaşıma kapatılmış, Atatürk Havalimanı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü bir takım asker elbisesi giymiş teröristler tarafından işgal edilmişti. Aynı şekilde Ankara’da da benzer hareketlilikler vardı. Ankara semalarında F-16’lar alçaktan uçmaya başlamıştı. Ülkemizin güvenliği açısından en kritik merkezleri olan için Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, Gölbaşı Özel Harekat Merkezi üzerinde bombalar yağıyordu. TRT işgal edilmiş sözde derbe metni Yurtta Sulh Konseyi tarafından spikere silah zoruyla okutulmuştu. Sadece TRT diğer televizyon ve gazete binaları da tek tek işgal ediliyordu. İstanbul ve Ankara’da Büyük Şehir Belediyelerine saldırılarda bulunuluyor, TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi uçaklar tarafından bombalanmıştı.

Ta ki Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın ulusal bir televizyon kanalına bağlanıp millete seslenişine kadar. Cumhurbaşkanı Erdoğan milletin sokağa çıkarak darbeye karşı direnişe geçmesini istedi. İşte ne olduysa o zaman oldu. Artık Fethullahçı Terör Örgütü’nün TSK içindeki hainlerinin darbe teşebbüsünde bulundukları millet tarafından açık ve net bir şekilde anlaşılmıştı. MİLLET Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ‘sokağa çıkın’ çağrısına kulak verdi ve hem de silahsız sadece kalplerinde iman ve vatan sevgisi ile yedide yetmişe sokaklara koştu.

Milli duyarlılık zuhur etmişti. Ve Türkiye’nin her yerinde destansı bir direniş başladı. Vatan haini işgalci Fethullahçı Teröristler sokaklardaki silahsız halkın üzerine tank sürdüler, kurşun yağdırdılar ve acımasızca şehit ettiler. Hainler bu milletin silahlarıyla yine milleti vurmuşlardı. Bu milletin savaş uçakları ile milletin üzerine bomba yağdırmışlardı. Bu milletin tanklarıyla milleti ezmişlerdi. Böylesi bir hainlik, böylesi bir ihanet ve böylesi bir kahpelik tarihte bile görülmemişti.

Millet öyle bir direnmişti ki Fethullahçı teröristler neye uğradıklarını şaşırdılar. Ellerinde hiçbir silah olmadan tankları durdurmaya çalışanlar, ezilmeyi göze alarak tankların önüne geçenler, ölümü göze alıp namluların üzerine yürüyenler bu milletin nasıl bir millet olduğunu bütün dünyaya göstermişti. Milletin imanı darbecileri korkutmuş, püskürtmüştü.

Bu destansı direnişin önünde fazla duramayan hain Fethullahçı teröristler 22 saat sonra teslim bayrağını çekmişti. Millet bir gecede darbeyi bertaraf ederek adeta bir destan yazmıştı. Bu destan 15 Temmuz destanıydı. Yüzlerce şehit, binlerce gaziyle milletin gücü darbecilere kan kusturmuştu. Ve sonunda kazanan MİLLET olmuştu. Kazanan Devlet olmuştu. Kazanan Türkiye olmuştu. Kazanan Milli İrade olmuştu.

Türkiye’yi işgal edip devleti ele geçirmek isteyen, darbe girişiminde bulunan Fethullahçı Teröristlerin sayısı 9 bin askeri personelden oluşmaktaydı. Darbeciler, darbe girişiminde 35 uçak, 37 helikopter, 246 zırhı araç (bunlardan 74’ü tanktı). Darbede 4 bin hafif silah kullanılmıştı. Toplam 249 şehit vermiştik. Şehitlerimizden 63’ü polis, 181’i sivildi. Ayrıca toplam 2193 gazimiz vardı. Gazilerimizden 146’sı polis (emniyet mensubu), 21’i askeri personeldi. Bunlardın 2026’sı sivil vatandaşımızdı. Darbeci teröristlerden 24’ü öldürülmüş, 50’si de yaralı ele geçirilmişti.

15 Temmuz ZAFERİ tarihe altın harflerle yazılmıştı. Bu millet tarihte olduğu gibi ülkesini darbecilerin işgalinden kurtarmıştı. Sonunda demokrasi kazanmıştı. Zafer inananlarındı. Dost-düşman bütün dünya bir kez daha bu milletin gücünü aleni bir şekilde görmüştü. Ülkemizi işgal etmek isteyen asker kılığındaki Fethullahçı teröristlerin perde arkasındaki güçler neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Çünkü Fethullahçı Terör Örgütü bir taşerondu. Kuklaydı. Asıl düşman onlara bu cesareti veren güçlerdi. İşte bu zafer sadece FETÖ’ye karşı değil onları destekleyen işbirlikçi dış güçlere karşı da kazanılmıştı.

FETÖ/PYD Darbe Girişimi soruşturması sonucunda bugüne kadar 103.236 kişi şüpheli olarak gözaltına alınmıştır. Bunlardan 46.239 kişi tutuklanırken 38.323’i adli kontrolle, 17.964’ü de emniyet ve savcılık işlemleri bittikten sonra serbest bırakılırken 732 kişi hakkında gözaltı işlemi halen devam etmektedir.

FETÖ/PYD Darbe Girişimi’nde tutuklanan şüphelilerin 46.219’u 9015’i polis, 169’u general, 6813’ü asker, 2422’si hakim-savcı, 88’i vali ve vali yardımcısı, 105’i kaymakam ve 193’ü de mülki idare amiridir.

15 Temmuz Darbe Gecesi 68 polis, 181 sivil vatandaşımız şehit düşerken 2.193 vatandaşımız da yaralanmış ve gazi olmuştur.  Darbeciler den de 35 kişi ölürken 49 kişi de yaralanmıştır.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün kadrolarının haberleşmede özel bir dil kullanmışlardı.

26 Şubat 2017 tarihli HABER-TÜRK gazetesindeki Fevzi Çakır’ın haberin başlığı “EMNİYETİN FETÖ/PDY RAPORU, Örgüt özel bir dil kullanıyor”

Habere göre, Emniyet FETÖ/PDY’nin örgütün ideolojik yapısın ve haberleşme sistemini derinliğine inceleyerek 248 sayfalık bir rapor hazırlamış. Raporda haberleşme ve görünmezlik ilkesi ayrı bir başlık altına alarak özellikle irdelenmiş. FÖTE/PDY örgüt yapısına göre görünmezlik ilkesi doğrultusunda Örgüt kadroları birbirleriyle haberleşmede dışarıdan çözülmesi zor özel bir dil kullandığı ortaya çıktı.

Emniyette hazırlanan rapora göre FETÖ/PDY örgütü kendi aralarında haberleşmede kullanılan özel dil bile birbirlerini anlamakta zorlandıklarını gösteriyordu. Fakat bu durum örgütün ezoterik yapısıyla ilgili olduğu için gizlenmeleri gerektiğini göstermekle kalmayıp aynı zamanda ileriye yönelik yine çok gizli bir amaçlarının olduğunu apaçık göstermekteydi.

Örgütün kendi ifadesiyle “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılar” diyerek kendi aralarındaki haberleşmenin ve belli bir zamana kadar da amaçlarının gizli tutulması için de sözkonusu özel ve gizli bir kullandıkları apaçık anlaşılmaktaydı.

Bu da örgütün ana kuralı olan TAKİYE sisteminin ne işe yaradığının aleni göstergesiydi. Örgütün üst yönetici yapısının deşifre olmaması için her yola başvurduklarını da görebilmekteyiz.

Zaten amaçlarını gizleyebilmek için eğitim, yardımlaşma ve insan yetiştirme gibi alanlar da faaliyet göstermeleri de boşuna değildir. FETÖ/PDY’nin bilinen diğer klasik örgütlerden en büyük farkı da budur. Diğerleri eylemlerle başarıya ulaşacaklarına inanırlar FETÖ/PDY örgütü ise takiye, gizlilik ile başarıya ulaşacaklarına inanmaktadır. Gizliliği, amaca ulaşmak için temel strateji olarak seçmeleri bile örgütün diğer klasik terör örgütlerinden olağanüstü bir farklılık taşıdığını göstermektedir.

AB ülkeleri ve ABD ortak karar almışlarcasına Fethullahçı Terör Örgütü’nü koruyorlardı.

27 Şubat 2017 tarihli AKŞAM gazetesinin manşetinde “AB İstihbaratında Rezil Rapor’ başlığını taşıyan haberde ‘AB’nin resmi örgütü EUINTCEN, 15 Temmuz’a ilişkin ‘Gizli’ ibareli raporda, “Darbe girişiminin arkasında Gülen yok” ifadesiyle FETÖ aklanmaya çalışılıyor.

Güya darbeyi FETÖ yapsa bile rütbeleri yüzbaşı düzeyini geçemezmiş.

Erdoğan’ın kendisine karşı en büyük muhalefeti FETÖ yaptığı için sözde kırmaya çalışıyormuş. Ayrıca darbe girişimini yapanların Gülenciler, Kemalistler v e AK Parti muhalifi bir gurubu ortaklaşa yapmış olacakları üzerinde duruluyor.

Rapordaki ifadelerden AB’nin tedirginliği çok iyi anlaşılıyor. Rapor ne kadar gizli olsa da medyaya sızdı. AB’nin Türkiye’ye olan kini, öfkesi aleni bir şekilde ortaya çıktı. Tüm AB ülkeleri Türkiye’ye cephe alıp olağanüstü bir psikolojik harp uyguluyorlar. Bilhassa Mart ayı içinde yapılacak olan ANAYASA REFERANDUMU için Avrupa’ya giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na yönelik engellemeler kaçıncı kez zuhur etmiştir.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Hollanda ziyaretinde uçağının havaalanına indirilmemesi utanç vericidir. Bu durum Avrupa’daki vatandaşlarımızı ayağa kaldırmıştır. Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız bu olayı protesto etmek için sokaklara çıkmıştır. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ise sert bir dille “Nasıl olsa onlar da Türkiye’ye gelecekler” diyerek serzenişte bulunmuştur.

Yine aynı tarihli AKŞAM gazetesinde “Darbe Tellalından İade Paniği” başlıklı haberde ise ABD’li FETÖ hayranı ve savunucusu kalemşör olan Michael Rubin çok ilginç ve iğrenç bir yazı kaleme alarak şu ifadeleri kullanmıştır: “Trump eğer Gülen’in iadesine karar verirse tek suçları NATO’YA hizmet eden yüzlerce komutanın da ölüm vermiş olacak”

Görüldüğü gibi hem ABD, hem AB Türkiye’de darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY’nin masumluğuna inanarak Türkiye’ye adeta savaş açtılar. Gerçi Obama ve Trump dönemleri farklı olacaktır! Fakat yeni ABD Başkanı Trump’ın nerede, ne zaman, ne yapacağı tam kestirilemediği için ABD’nin Türkiye’ye yönelik FETÖ/PYD üzerindeki politikası ne olacak hâlâ belli değil.

Türkiye FETÖ/PYD ile ilgili tüm belgeleri ve raporları ABD makamlarına sunmasına rağmen hâlâ kesin bir netice alınmadı. O yüzden Türkiye’nin daha temkinli, daha dikkatli ve daha isabetli politikalar ile ABD dostluğunu, müttefikliğini, hatta ortaklığını(!) yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. Aynı şekilde AB ile ilgili ilişkilerini de.

Teröristbaşı Fethullah Gülen’in 28 Şubat’ta militanlarına vermiş olduğu talimatlar tüyler ürperticiydi!..

28 Şubat 2017 tarihinde AKŞAM gazetesinde Devrim Tosunoğlu’nun manşet haberinde “FETÖ’NÜN 28 ŞUBAT TALİMATLARI” başlığı ile FETÖ’nün militanlarına Atatürk maskesi altında gizlenmeleri talimatı verdiği gerçeği ortaya çıktı.

FETÖ’NÜN TALİMATLARI: 1) Evin dış kapı açıldığında görülebilecek bir yerine Atatürk fotoğrafı asılacak. 2)Evlerde Nutuk bulundurulacak. Odalara 10. Yıl nutku ve İstiklal Marşı asılacak. 3) Çöpten boş bira kutuları alınıp, evi çöpüne görünür şekilde konulacak. 4) İş yerinde laiklik ve Atatürkçülükle ilgili konuşmalar ve sohbetler yapılacak. 5) MİT ve Emniyet’te çalışanların eşleri evlerinde dahi başları açacak. 6) Cuma namazı kılmak yerine birim amirleriyle birlikte yemeğe gidilecek. Hocaefendi’nin kitapları kaldırılacak, hayırlı sabahlar bile denmeyecek. 7) Evlerde Gülen kitapları kaldırılacak. 8)Evin girişine görülebilecek bir yere Atatürk fotoğrafı asılacak. 9) işyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınacak. 10) Zaman gazetesi, Sızıntı, Aksiyon gibi dergilere başka isimlerle abone olunacak ev adresleri verilmeyecek. 11)Telefonda dini içerikli konuşmalar yapılmayacak. 12) Cuma namazı yerine birim amirleri ile yemeğe gidilecek. 13) Çöpten toplanan boş bira kutuları evden attığınız çöpün içine görür bir şekilde konulacak. 14)İşyerinde başka bir başka cemaat üyelerinin başı derde girdiğinde yardım edilmeyecek. 15) İşyerinde yaşanan sorun hemen imama bildirilecek. 16) Eşlerin başı açılacak ve amirleri görebileceği yerlere gidilecek. 17) Akademi ve polis okulu öğrencilerin dershanelere gönderilmeyecek pastanelerde buluşulacak. 18) Kurban kesilemeyecek, tüm kurban paraları imamlara verilecek. 19) İşyerinde laiklik ve Atatürk konuşmaları yapılacak. 20) MİT ve Emniyet’te çalışanların eşleri evlerinde de başını açacak ve evlerde kapıyı açan hanımların başı açık olacak.

15 Temmuz Devlet ve Millet’in birleştiği, kaynaştığı bir ‘milat’ olarak tarihe geçti. Çok şükür ki yıllardır özlenen tablo meydanlarda gerçeğe dönüştü. 15 Temmuz, işgalcilere karşı milletin, devletin yanında ayağa kalkarak tarihe ‘not’ düştüğü bir gündür. O yüzden 15 Temmuz bir darbe girişiminin, bir işgal teşebbüsünün engellendiği ve derdest edildiği bir gün olarak hafızalarımıza kazındı. 15 Temmuz asla unutulmamalıdır. Her an her saniye hafızalarımızda sıcak tutulmalıdır. Elbet ki 15 Temmuz Türkiye için bir MİLAT’tır.

Türkiye’yi 100 yıldır içerden ve dışarıdan abluka altında tutan emperyalist küresel güçler AK Parti İktidarı’nın Türkiye’yi 2023 hedefine taşımak için siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri, istihbarı yönden tam bağımsız bir ülke yapma icraatlarından rahatsız oldular. Türkiye’nin bu yükselişini engellemek için akla-hayale gelmedik yollara başvurdular. Toplumsal kışkırtma, provokasyonlar ve terör örgütleri yoluyla her yolu denediler. Baktılar ki olmuyor bu sefer (ellerindeki son kozları olan) üçlü (PKK, IŞİD/DAEŞ ve FETÖ/PDY) terör örgütünü eşzamanlı hareket geçirdiler. PKK ve FETÖ/PDY örgütleri 40 yıl öncesinden, aleni (PKK) gizli (takiye mantığı ile!) FETÖ/PDY Türkiye’yi bölmek, parçalamak ve işgal etmek için kurulmuş eli kanlı örgütlerdir. Zaten Türkiye 100 yıla yakın batı güdümünde politikalar ile çok zor bir süreç geçirmiştir.

Milli ve ulvi değerlerimiz zedelenmiş, siyasilerimiz korkutulmuş, millet sindirilmiş, devlet dışa bağımlı bir hale getirilmişti! Emperyalist küresel balyoz Devlet ve Millet üzerinde hazır bekliyordu. En ufak bir milli uyanış, özedönüş, diriliş hareketi hemen bastırılıyor ve bertaraf ediliyordu. Devlet ve Millet olarak Menderes ve Özal dönemlerine şahit olduk. Bu ülke ancak milli ve ulvi değerlerle donanmış, milli benliğine (gerçek kimliğine ki özüne/mayasına) dönmek isteyen ‘kefenini giymiş’ bir liderle emperyalist küresel güçlerin kıskacından kurtulabilirdi. Allah(cc) bu millete böyle bir lider bağışladı. Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan bu milletin beklediği ve özlediği bir lider olduğunu kanıtladı. Böyle bir liderle bu millet devletiyle barıştı ve bütünleşti. Böyle bir liderle bu millet (şehitleri ve gazileriyle) FETÖ/PDY terör örgütünün 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni püskürttü. Elbet ki 15 Temmuz MİLAT olmalı.

Darbeler, muhtıralar, sağ-sol çatışmaları, ekonomik krizler, terör örgütleri, kışkırtmalar, provokasyonlar bile bu milletin birlik-beraberliğini yıllarca bozamamıştır. 15 Temmuz Darbe Girişimi ile bu MİLLET Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ın ‘meydanlara çıkın’ sesine kulak vermiş siyasi parti ve ideolojik görüş gözetmeksizin meydanlarda darbecilerin uçaklarına, tanklarına karşı gövdesini siper edip devletinin yanında olmuştur. Bu gerçeği 15 Temmuz da gördük ve yaşadık. O yüzden 15 Temmuz elbet ki MİLAT olmalıdır.

Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye çeviremeyen emperyalist küresel güçler, işgal hayaliyle 15 Temmuz 2016 tarihinde işbirlikçi taşeronları FETÖ/PDY terör örgütü ile Darbe Girişimi’nde bulundular!  FETÖ/PDY bu Darbe Girişimi’nin faturasını (milletin direnişi ile) çok ağır bir şekilde ödediler! Türkiye üzerindeki oyun bozuldu! Gerçek ortaya çıktı! Hatta 15 Temmuz Darbesi’nin perde arkasındaki ÜST AKIL da ortaya çıktı! Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan, bu üst akılı aleni bir şekilde açıkladı. Emperyalist küresel güçler, milletin büyük gücünü gördüler ve olağanüstü bir şok yaşadılar! Peki, tehlike geçmiş midir?! Hayır asla… Asıl tehlike bundan sonra! Başarısız Darbe sonrası, yeni palanlarını icraata koyacaklar! Kışkırtmalar, provokasyonlar, suikastlar!..

Artık devletimizin ve milletimizin daha dikkatli olmak zorundaydı. Darbe ne kadar engellenmiş olsa da tehlike hâlâ geçmiş değildi. Devlet ve millet olarak bundan sonra neler yapabileceğimizin kararını vermeliydik.

Ne Selçuklu’da, ne Osmanlı’da ne de Cumhuriyet tarihinde böylesi bir ihanet görülmemiştir! Ne yazık ki 15 Temmuz (2016) akşamı Türkiye, FETÖ/PDY DARBE GİRİŞİMİ ile korkunç ihanetle karşılaşmıştır! Üç aşamalı darbe planının 17-25 Aralık YARGI/POLİS teşebbüsü ile başarısızlığa uğrayınca bu sefer ASKERİ DARBE girişiminde bulunulmuş ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın MİLLETİ  (darbeye karşı) meydanlara çağırmasıyla DARBE GİRİŞİMİ’nin önüne geçilmiştir!

Fethullahçı Terör örgütünün beli kırılmıştı. Eli-ayağı hareket edemez hale gelmişti. Yine de her an harekete geçebileceklerini, uyuyan hücrelerini uyandırabileceklerini, devletin ve milletin içindeki kripto hainlerinin teyakkuzda olduklarının bilinci içinde onlara karşı kesin önlemler alınmalıydı.

Din kisvesi altında, takiye mantığı ile her kılığa girerek her yolu mubah sayan, tam 40 yıldır devletin tüm kurumlarına sızarak büyük bir KUMPAS hazırlayan FETÖ/PDY bundan yine boş durmayacaklar sinsi bir şekilde her yoldan saldıracaklardı.

BİZ yıllar önce FETÖ/PDY tespit edip deşifre etmiştik. Fakat kimseyi inandırtamadık. E-Muhtıra’yı 3 gün öncesinden, 17 ve 25 Aralık Darbe Teşebbüslerini 11 gün öncesinden öğrendik ve devleti sessizce haberdar ettik. Yine olmadı..! Ergenekon, Çözüm, Oslo süreçlerinde (hata yaptıklarını söyleyerek) devleti sürekli uyarmıştık. Fakat kötü olan hep BİZ olduk! Bilhassa CHP, MHP ve AK Parti’yle ilgili kaset uyarılarımız çok önemliydi! Yine kimse inanmamıştı! Bu yüzden de adımız kahine, müneccime ve her şeyi bilen adama çıkmıştı.

Yine yıllar önce asıl tehlikenin asker içinden geleceğini yazmıştık! Asker içinden derken (TSK değil!) TSK’ya sızmış bu teröristlerin günü geldiğinde darbe teşebbüsünde bulunabileceğini demek istiyorum. Elbet ki bildiğimiz çok şey vardı! Elbet ki bildiklerimizi sürekli gündeme getiriyorduk. Elbette ki devletimizi sürekli uyarıyorduk. Fakat bizi ne dinlediler, ne anladılar ne de ciddiye aldılar. Hayal dediler, komplo teori dediler, atıyor/uçuyor dediler! Olabilecekleri önceden tahmin edip yazdığımız için suçluyduk! Keşke tahminlerimizde yanılmış olsaydık da o zaman suçlansaydık gam yemezdik.

15 Temmuz’dan bu yana ne kadar milyonlar meydanlarda NÖBET bekler olsa da, ne kadar DARBE engellendi dense de, ne kadar (bundan sonra artık) DARBE olmaz dense de BİZ diyoruz ki ASIL TEHLİKE bundan sonra! Sebebine gelince: 15 Temmuz 2015 darbe teşebbüsünden bugüne kadar geçen 10 yıllık süre içinde 113 bin kişi tutuklandı. 720 bin 338 kişi hakkında adli işlem yapıldı. Bunlardan 635 bin 934 kişiden 127 bini mahkumiyet kararı aldı. FETÖ firari sayısı ise 33 bin 827 kişidir. Şu anda cezaevlerinde 10 bin 485 FETÖ tutuklu ve hükümlüsü vardır. Kısaca FETÖ terör örgütünün şu ana kadar yüzde 75’i deşifre edildi ve hala yüzde 25’i devletimizin, milletimizin içindedir.Bu konuda (FETÖ/PDY’nin kökünü devletin ve milletin içinden kazımak için) devletimize (denizde damla) bir nebze katkıda bulunmak ve gözden kaçan birkaç önemli hususu izah etmek için asıl şifreyi vermek istiyoruz.

FETÖ/PYD hainlerini deşifre etmek ve kökünü kazımak için kurumlar içindeki resmilere emir veren ABİLER tespit edilmeli! ABİLER deşifre edilirse FETÖ/PDY örgütünün beli kırılır. Şu andaki operasyonlarda yakalananların içindeki ‘kilit isimler’ etkin itirafçı yapılırsa bir adım atılabilir ve arkası gelir. Kısaca SİVİLLER diyorum! ABİLER ve ABLALAR!  Bunların da üç sacayağı vardır. İş Adamları, Öğretmenler ve ABLALAR! Sihirli değnek ABLALARIN elinde! Ablalar içinde ÖĞRETMENLER! Şimdi soruyorum 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası kaç ABLA göz altına alınmıştır?! İşte FETÖ/PDY hainlerinin en büyük takiyesi ABLALAR!  Hele devlet bir de ABLALARI almaya başlasın, FETÖ/PDY hainleri çorap söküğü gibi çözülür! Ve bu iş Fethullah Gülen şerefsizi ile bitmiyor! Asıl ona emreden ÜST AKIL! Bu ÜST AKIL’ı devlet ve millet olarak hepimiz biliyoruz! İşte asıl sorun da bu ya!..

Fethullahçı Terör Örgütü’nün kılcal damarlarına girilmeden, asıl kripto olan yaşayan hücreleri tespit edilmeden, siyasi ayağındaki tepedeki profesyonel akıl hocaları deşifre edilmeden bu mücadele asla bitmiş sayılmaz.

Dini alet ederek yıllarca devletin ve milletin içinde örümcek ağı oluşturmuş olan böylesi bir terör örgütün psikolojik yapısı da çok önemlidir. Bireysel, grupsal ve kitlesel psikolojik yapısı da ortaya çıkarılmalıdır. Ki ana gövdenin kriptolarına ulaşmak için ipuçları elde edilsin. Aynı zamanda uluslararası bağlantılarında rol oynayan siyasi, sivil ve bürokrat uzantıları üzerinde de gidilmelidir. Fethullahçı Terör Örgütü’nün Türkiye’deki bütün siyasi partilerde uzantılarının olduğunu hepimiz az-çok bilmekteyiz. İşte bu uzantılarını ortaya çıkarmak için devlet ve millet olarak her şey seferber edilmelidir. Geçi omurgası kırıldı. Terör örgütü can çekişiyor. Fakat asıl tehlike yurt dışındaki hareket halindeki yapısı üzerine gitmek gerekir. Bu da uluslararası ilişkilerde Fethullahçı Terör Örgütü mensuplarını destekleyen, koruyan, saklayan ülkelere karşı siyasi baskı uygulamaktan geçer. ABD dahil bütün Avrupa ülkeleri Fethullahçı Terör Örgütü’ne hamilik yapmaktadır. Türkiye sürekli olarak bu konuyu gündeme getirse de bu ülkelerin umurunda değildir. İşte bu nedenle Türkiye kim dost kim düşman tespit edip ilişkileri yeniden gözden geçirmelidir. Bu örgütün beli kırıldı, can damarı kesildi, ekonomik finans kaynakları kurutuldu, bütün elebaşları tutuklandı vs. gibi birçok hususa güvenerek mücadele asla sonlandırılmamalı tam aksine aynı dinamikle devam ettirilmelidir.

(NOT: Değerli okuyucularım; bu yazının devamı olan “BÜTÜN YÖNLERİYLE FÖTÜ GERÇEĞİ” başlıklı yazı dizimizi Başkent Postası’nda okuyabilirsiniz)