İKİ BAKAN BİR OLSUN: ŞİDDET BİTSİN!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye’de artık sokak hayvanlarına yönelik şiddet haberleri istisna değil, neredeyse süreklilik arz eden bir akış haline gelmiş durumda. Sosyal medyaya düşen her yeni görüntü, yalnızca bireysel bir vicdan yarası oluşturmuyor; aynı zamanda çok daha derin bir yapısal sorunu görünür kılıyor: denetimsizlik, cezasızlık algısı ve zayıflayan kamu refleksi.
Kediler, köpekler, barınaklardaki canlılar… Her yeni iddia, her yeni görüntü, toplumun sinir uçlarına dokunuyor. Ancak asıl kırılma noktası yaşanan olayların kendisi değil; bu olayların ardından oluşan etkisizlik hissi.
Toplumun geniş kesimlerinde artık şu düşünce giderek güçleniyor:
“Şiddet oluyor, herkes görüyor ama sonuç değişmiyor.”
Bu düşünce basit bir eleştiri değildir. Bu, doğrudan devlete güveni zedeleyen bir algı kırılmasıdır.
Çünkü hukuk düzeni yalnızca kanun yazmakla değil, o kanunun ihlal edildiğinde devreye girme hız ve kararlılığıyla anlam kazanır. Eğer ihlal karşısında refleks zayıfsa, sistemin kendisi tartışmaya açılır.
Bugün sokak hayvanlarına yönelik şiddet tartışmalarının merkezinde tam olarak bu var:
Bir yanda artan olaylar ve görüntüler, diğer yanda ise kamuoyunun yeterince güçlü ve görünür bir yaptırım mekanizması görememesi.
Bu boşluk büyüdükçe, cezasızlık algısı yerleşiyor. Ve cezasızlık algısı, herhangi bir hukuk sisteminde en tehlikeli aşamadır.
Bugün mesele artık yalnızca “bireysel şiddet vakaları” değildir. Mesele, bu vakaların toplumda nasıl karşılık bulduğudur. Eğer bir eylem sonuç doğurmuyorsa, toplumun bir kesimi bunu “mümkün davranış” olarak kodlamaya başlar.
Bu noktada sosyal medya kritik bir çarpan haline gelmiştir. Şiddeti normalleştiren, meşrulaştıran ya da dolaylı biçimde teşvik eden içerikler, yalnızca bireysel ifade değildir. Bunlar birer algı üretim aracıdır.
Ve bu alan kontrolsüz bırakıldığında, şiddet yalnızca fiziksel düzeyde değil, zihinsel düzeyde de yayılır. İnsanlar gördükleri şeyleri “olağan” kabul etmeye başlar. Olağanlaşan şiddet ise artık istisna değil, davranış kalıbıdır.
İşte en kritik risk burada başlar.
Bugün kamuoyunun yönelttiği temel soru şudur:
“Bu içerikler ve bu vakalar karşısında neden daha görünür, daha sistematik ve daha caydırıcı bir müdahale mekanizması hissedilmiyor?”
Bu soru basit bir siyasi eleştiri değildir. Bu soru, doğrudan devlet kapasitesine ve uygulama etkinliğine yönelik bir sorgulamadır.
Çünkü devletin gücü yalnızca yasa koyma gücü değildir; aynı zamanda o yasayı sahada hissettirme gücüdür.
Barınaklar, belediye uygulamaları ve sokakta yaşanan olaylar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şudur:
Denetim var ama görünürlük zayıf. Müdahale var ama algı zayıf. Tepki var ama süreklilik zayıf.
Bu üçlü zayıflık birleştiğinde ortaya çıkan sonuç nettir: güven kaybı.
Güven kaybı ise hiçbir idari açıklamayla tek başına onarılamaz. Çünkü güven, açıklamayla değil; istikrarlı uygulama ve görünür sonuçla inşa edilir.
Bugün en tehlikeli eşik tam olarak budur:
Toplumun bir kısmı artık “olayların tekrar edeceğini ama değişmeyeceğini” düşünmeye başlamıştır.
Bu yüzden mesele yalnızca şiddet değildir.
Mesele, şiddetin ardından oluşan sessizliktir.
Sessizlik bazen pasif bir durum değildir. Bazen en güçlü mesajdır. Ve yanlış okunduğunda, en tehlikeli sonuçları üretir. Çünkü sessizlik, fail açısından “devam edilebilir alan” anlamına gelebilir.
Bu döngü kırılmadığı sürece, her yeni olay bir öncekinden daha sert yankılanacaktır. Çünkü toplum artık yalnızca olayı değil, sonuçsuzluğu da izlemektedir.
Net gerçek şudur:
Şiddeti durdurmanın yolu yalnızca açıklama yapmak değil, caydırıcılığı görünür hale getirmektir.
Eğer bir eylemin karşılığı görünmüyorsa, o eylem zamanla çoğalır. Bu yalnızca hukuk teorisi değil, sosyal gerçekliktir.
Bugün yapılması gereken şey açıktır:
Şiddet vakalarına karşı hızlı, şeffaf ve sonuç üreten bir mekanizmanın varlığının toplum tarafından net şekilde hissedilmesi.
Aksi halde ortaya çıkan boşluk, sosyal medya tarafından doldurulur. Sosyal medyanın doldurduğu boşluk ise çoğu zaman kontrolsüz öfke, bilgi kirliliği ve daha sert toplumsal gerilimdir.
Mesele basittir ama ağırdır:
Şiddet yalnızca faille değil, cezasızlık algısıyla büyür.
Ve eğer bu algı kırılmazsa, sessizlik yalnızca bir durum değil, şiddeti büyüten bir zemin haline gelir.
Somut olarak soruyoruz:
T.C. İçişleri Bakanlığı’na:
Sayın Bakanım, hükümlülüklerini yerine getirmeyen bazı belediyeler ile ilgili soruşturma izni verdiniz, peki kamuoyuna yansıyan bazı barınaklarda binlerce köpeğin zehirlenerek katledildiğine yönelik iddialar ve sosyal medyada paylaşılan ölü köpeklerin çöp poşetlerine konmuş görüntüleri var.
Bu konuyla ilgili Bakanlık tarafından etkin bir soruşturma yürütüldü mü?
Kamuoyu merak ediyor on binlerce köpek nerede? Ne oldu?
Ankara’da 35 bin köpeğin doğal yolla öldü denmesi üzerine Mansur Yavaş ile ilgili soruşturma yapıldı mı?
Bu sorunun gündemde kalmasının en büyük sebebi, kamuoyunun barınaklara güven duymaması. Bu güveni tekrar inşa etmek için barınakları şeffaf denetime açacak mısınız? Belediyelerin ziyaret yasağı tutumunu ortadan kaldıracak mısınız?
Hayvanlara yönelen şiddet, insana yönelecek şiddetin erken uyarı işaretidir!
Hayvanlara uygulanan şiddetin durdurulması için bir açıklama ve girişimde bulunacak mısınız?
T.C. Adalet Bakanlığı’na:
Sayın Bakanım, kısa sürede ciddi bir farklılık koydunuz ortaya, insanların adalete olan güvenini tesis edecek çalışmalarınızı takip ve takdir ediyoruz...
Size arz etmek istediğim konu;
Sosyal medyada insanları şiddete azmettiren, toplumu ayrıştıran, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden, milleti kendi içinde çatıştıran, Devlet-Millet bağını zedeleyen, Devlet kurumlarının ve Devlet büyüklerimizin itibarını hedef alan organize gruplara yönelik somut bir adım atacak mısınız?
Hayvanlara yönelik şiddetin durması, cezasızlık algısının ortadan kalkması için somut bir adım atacak mısınız?
Bu konu ile ilgili açıklama yapacak mısınız?
Netice-i Talep:
Sayın Bakanlarımızdan ve maiyetindeki çalışma arkadaşlarından beklentimiz şudur:
Yukarıda belirtmiş olduğum Devlet ve Millet arasındaki bağı, güveni ve inancı zayıflatan örtük uyumsuzlukların ortadan kaldırılması...
Stratejik Uyum diye tabir ettiğimiz Devlet-Millet uyumunun en üst düzeyde sağlanması...
Şiddetin tamamen ortadan kaldırılarak, toplumsal huzur ve mutabakatın sağlanması.
Hususlarının gereğini Saygılarımla Arz ediyorum.