İNSANI DÜZELTİRSEK DÜNYA DA DÜZELİR!

İNSANI DÜZELTİRSEK DÜNYA DA DÜZELİR!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 26, 2026 - 10:52

Bir Doğum Gününün Hatırlattıkları: Öğretmen, Aile, Vefa ve Kaybettiğimiz Değerler

Bugün benim doğum günüm…

Sabah uyandığımda telefonuma şöyle bir bakayım dedim. Bir de ne göreyim! Yakından, uzaktan dostlarım, arkadaşlarım, sevdiklerim, yıllardır görüşemediklerim, aynı sıraları paylaştığım okul arkadaşlarım, kıymetli öğretmenlerim…

Kimi aramış, kimi mesaj göndermiş, kimi birkaç kelimeyle gönlünü ortaya koymuş.

İnanın, insan böyle zamanlarda yaşının kaç olduğuna değil, hayatında ne kadar güzel insan biriktirdiğine bakıyor.

Bir mesajı okuyorsunuz, yıllar öncesine gidiyorsunuz. Bir isim görüyorsunuz, çocukluğunuz çıkıp geliyor karşınıza. Bir öğretmeninizin hatır sorması, sizi yeniden o okul sıralarına götürüyor.

Ne garip değil mi?

Yıllar geçiyor, insanlar yaşlanıyor, saçlara aklar düşüyor, herkes başka bir hayatın telaşına kapılıyor ama bazı isimler insanın gönlünde hiç yaşlanmıyor.

Bugün gelen mesajları okurken ben de kendimi bir anda çocukluğumda, Kayı Köyü'nün okulunda, ardından Mecitözü'ndeki öğrencilik yıllarımda buldum.

O sıraları, arkadaşlarımı, öğretmenlerimizi düşündüm.

Ve kendi kendime sordum:

Biz o günlerde yalnızca okuma yazma mı öğreniyorduk, yoksa insan olmayı da mı öğreniyorduk?

ÖĞRETMEN, ÇOCUĞUN HAYATINA GİREN İLK BÜYÜK ÖRNEKTİR

Bir çocuk düşünün…

Doğduğu günden itibaren annesinin, babasının yanında büyümüş. Onların konuşmasını dinlemiş, davranışlarını görmüş, doğruyu yanlışı onlardan öğrenmeye başlamış.

Sonra bir gün elinden tutulup okula götürülmüş.

İşte o gün çocuğun hayatına yeni bir insan girer.

Öğretmeni…

Çocuk için öğretmen sıradan bir insan değildir.

Öğretmen her şeyi bilendir. Öğretmen doğruyu söyleyendir. Öğretmen güzel konuşandır. Öğretmen ne yapıyorsa doğrudur.

Hatta çocuk bazen annesinin, babasının söylediğine itiraz eder ama öğretmeninin söylediğini tartışmasız kabul eder.

“Öğretmenim böyle söyledi!” der, mesele kapanır.

Çünkü öğretmen onun gözünde yalnızca ders anlatan değil, hayatı öğreten insandır.

Bizim zamanımızdaki öğretmenlerimizi hatırlıyorum.

Giyimlerine dikkat ederlerdi. Konuşmalarına dikkat ederlerdi. Oturup kalkmalarına, toplum içerisindeki davranışlarına özen gösterirlerdi.

Bir öğretmen sokaktan geçerken insanlar saygıyla selam verirdi.

Çünkü öğretmenlik yalnızca okulun kapısından girince başlayan, ders bitince sona eren bir meslek olarak görülmezdi.

Öğretmen, yaşadığı yerde de örnek insandı.

Elbette bizim zamanımızda da eksikler, yanlışlar vardı. Sert davranan, gereğinden fazla kızan öğretmenler de olurdu.

Ama biz öğretmenin uyarısını, disiplinini, bizi doğruya yönlendirme gayretini önemserdik.

Bugün daha iyi biliyoruz ki çocuğu yetiştiren korku değil; adalet, sevgi, sabır ve doğru örnektir.

Öğretmenin asıl büyüklüğü, öğrencisini korkutmasında değil, yıllar sonra bile saygıyla hatırlanmasındadır.

PEKİ BUGÜN NE DEĞİŞTİ?

Şimdi bazı şeyleri açıkça konuşmamız gerekiyor.

Öğretmenlik, insan yetiştirme sorumluluğudur.

Bu sorumluluk yalnızca diploma almakla, sınıfa girmekle, müfredatı tamamlamakla yerine getirilmiş olmaz.

Öğretmen konuşmasıyla, davranışıyla, bilgisiyle, görgüsüyle, temizliğiyle, giyimiyle, insanlara yaklaşımıyla örnek olmalıdır.

Çünkü çocuk öğretmeninin yalnızca anlattığı dersi değil, yaşadığı hayatı da izler.

Bugün öğretmenin dış görünüşü kadar davranışlarına da bakmak gerekiyor.

Kılık kıyafet konusunda herkesin farklı tercihleri olabilir. Sakal, bıyık ya da kıyafet tek başına bir insanın değerini belirlemez. Fakat öğretmenin bulunduğu makamın ciddiyetini, öğrenciler üzerindeki etkisini ve taşıdığı sorumluluğu unutmaması gerekir.

Çocuğa saygıyı anlatıp kendisi saygısız davranan, dürüstlüğü öğütleyip kendisi doğruyu söylemeyen, sevgiden bahsedip öğrencisine sevgi göstermeyen bir öğretmen nasıl örnek olabilir?

Elbette bugün de görevini büyük bir fedakârlıkla yapan, öğrencisinin derdiyle dertlenen, kendi imkânlarıyla çocuklarına destek olan binlerce kıymetli öğretmenimiz var.

Onların hakkını teslim etmek boynumuzun borcudur.

Ancak öğretmenlik mesleğinin itibarını korumak da hepimizin sorumluluğudur.

Bir başka mesele de velilerimiz…

Eskiden anne babalar öğretmenle birlikte çocuğu yetiştirmeye çalışırdı.

Bugün ise bazen çocuk bir şey anlatıyor, anne baba ne olduğunu araştırmadan okula gidip öğretmenden hesap sormaya kalkıyor.

“Benim çocuğuma bunu söyleyemezsin!”

“Benim çocuğumu uyaramazsın!”

Peki öğretmen uyarmayacaksa, aile sorumluluk almayacaksa, çocuğa doğruyu yanlışı kim öğretecek?

Elbette öğretmen de hata yapabilir. Hiçbir çocuk haksızlığa uğramamalı, hiçbir yanlış davranış görmezden gelinmemelidir.

Ama çocuğu korumak başka, çocuğun her davranışını doğru kabul etmek başkadır.

Çocuğun her istediğini yapmak sevgi değildir. Ona sorumluluk kazandırmak, gerektiğinde yanlışını göstermek de sevgidir.

Anne baba ile öğretmen birbirinin karşısında değil, aynı çocuğun geleceği için yan yana durmalıdır.

Çünkü ailede temeli atılmayan terbiyeyi okulun tek başına tamamlaması kolay değildir.

ORHAN POLAT ARKADAŞIMIN ANLATTIĞI HİKÂYE

Geçtiğimiz günlerde sevdiğim, saydığım arkadaşım Orhan Polat ziyaretime geldi.

Sohbet sırasında çok anlamlı bir hikâye anlattı.

Öyle bir hikâye ki dinledikten sonra insanın üzerinde uzun uzun düşünmesi gerekiyor.

Bir baba, sabah erkenden işe gider. Akşama kadar çalışır, yorulur.

Küçük oğlu ise bütün gün babasının yolunu gözler.

Çünkü babası ona söz vermiştir.

Akşam birlikte parka gideceklerdir.

Baba eve gelir gelmez çocuk heyecanla koşar:

“Baba, hadi gidelim! Bana söz vermiştin.”

Baba yorgundur. Biraz dinlenmek ister. Çocuğunu kırmadan zaman kazanmanın yolunu arar.

O sırada gözü bir dünya haritasına ilişir.

Haritayı alır, küçük parçalara ayırır ve oğluna verir.

“Oğlum, önce bu dünya haritasını eski hâline getir. Sonra parka gidelim.”

İçinden de düşünür:

“Bu kadar parçayı kolay kolay birleştiremez. Ben de biraz dinlenirim.”

Ama aradan çok kısa bir zaman geçer.

Çocuk babasının yanına gelir.

“Baba, tamam! Haritayı düzelttim. Şimdi gidebiliriz.”

Baba şaşırır.

Gerçekten de dünya haritası eski hâline gelmiştir.

“Oğlum, sen bunu nasıl başardın?” diye sorar.

Çocuğun verdiği cevap, aslında hepimize verilmiş bir hayat dersidir:

“Babacığım, haritanın arkasında bir insan resmi vardı. Ben dünyayı nasıl düzelteceğimi bilmiyordum. Önce insanın parçalarını birleştirdim. İnsanı düzeltince baktım ki dünya da düzelmiş.”

İşte bütün mesele burada!

İnsanı düzeltirsek dünya da düzelir.

Önce kendimizi düzelteceğiz.

Sonra ailemizi, çocuklarımızı, çevremizi güzelleştirmek için gayret göstereceğiz.

Kendi davranışlarımızı değiştirmeden toplumun değişmesini beklemek ne kadar doğru?

Kendimiz saygı göstermeden çocuklarımızdan saygı bekleyebilir miyiz?

Kendimiz dürüst olmadan dürüst nesiller yetiştirebilir miyiz?

Kendimiz vefayı unutmuşken çocuklarımızdan vefa isteyebilir miyiz?

BİZİM ZAMANIMIZDA DOĞUM GÜNÜ DEĞİL, BAYRAMLAR KUTLANIRDI

Bugün doğum günüm vesilesiyle gelen güzel mesajlar beni çok mutlu etti.

Ama düşünürken bir başka hatıra daha geldi aklıma.

Bizim çocukluğumuzda doğum günü kutlamaları bugünkü gibi yaygın değildi.

Pasta, mum, hediyeler, süslü masalar pek bilmezdik.

Bizim heyecanla beklediğimiz başka günler vardı.

Öğretmenler Günü vardı.

Yerli Malı Haftası vardı.

Ve hepsinden önemlisi millî bayramlarımız vardı.

23 Nisan geldiğinde başka bir heyecan yaşardık.

19 Mayıs'ta gençliğin coşkusunu hissederdik.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda bayraklarımızla gururlanırdık.

30 Ağustos Zafer Bayramı'nın anlamını öğrenirdik.

O günlerde bayram yalnızca okulun bahçesinde kutlanmazdı.

Anneler, babalar, dedeler, nineler, esnaf, köylüler, memurlar, kısacası herkes katılırdı.

Okul bahçeleri dolar taşardı.

Çocuklar şiirlerini okumak için günlerce hazırlanır, öğretmenlerimiz büyük bir heyecanla bizleri yetiştirirdi.

Ay yıldızlı bayrağımız göndere çekilirken hepimiz gururlanırdık.

Çünkü bize vatanın yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak olmadığı öğretilirdi.

O toprakların uğruna verilen mücadeleler, çekilen sıkıntılar, kazanılan zaferler anlatılırdı.

Biz bayrağı yalnızca bir kumaş olarak görmedik.

O bayrağın altında bağımsız yaşamanın kıymetini öğrendik.

Bugün de millî bayramlarımız kutlanıyor. Ancak benim özlediğim, o günlerin toplumun her kesimini bir araya getiren ortak heyecanıdır.

Çocuklarımızın da o heyecanı yaşayarak büyümesini istiyorum.

Çünkü geçmişini bilmeyen bir neslin geleceğine sahip çıkması kolay değildir.

BİR YAŞ DAHA ALIRKEN…

Bugün doğum günüm.

Ömrümüzden bir yıl daha geçti.

Ama ben bugün geçen yılların hesabını yapmaktan çok, hayatıma dokunan insanları düşünüyorum.

Bana harfleri öğreten öğretmenlerimi…

Aynı sıralarda oturduğum arkadaşlarımı…

Çocukluğumun geçtiği Kayı Köyü'nü…

Gençliğimin hatıralarını taşıyan Mecitözü'nü…

Gönlümde ayrı bir yeri olan Çorum'u…

Yıllardır karşılaştığımızda aynı samimiyetle kucaklaştığımız dostlarımızı…

Bir insanın hayatında bunlardan daha kıymetli ne olabilir?

İnsanın yaşı ilerledikçe anlıyor ki asıl zenginlik, biriktirdiği malda mülkte değil, ardında bıraktığı güzel hatıralarda ve gönlünde yer ettiği insanlarda saklıymış.

Bugün beni arayan, soran, mesaj gönderen, sosyal medyada hatırlayan, güzel dileklerini ileten bütün dostlarıma, arkadaşlarıma, büyüklerime, küçüklerime gönülden teşekkür ediyorum.

Özellikle ilk kutlayanlardan olan, güzel bir yemekle de bu günü anlamlandıran kıymetli kardeşim Yılmaz Doğan'a ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Sağ olsun, var olsun.

Bir insanın hatırlanması güzeldir.

Ama asıl güzel olan, aradan yıllar geçmesine rağmen insanların gönlünde güzel bir yerinin kalmasıdır.

Bugün bir kez daha gördüm ki insanın hayatta bırakabileceği en kıymetli miras, arkasından söylenen güzel bir sözdür.

Benim de bundan sonraki ömrüm için en büyük dileğim budur.

Rabbim bizlere sağlıkla, huzurla, sevdiklerimizle birlikte yaşayacağımız güzel günler nasip etsin.

Çocuklarımızı vatanını seven, bayrağına sahip çıkan, anne babasına saygılı, öğretmenine hürmetli, vicdanlı, merhametli ve dürüst insanlar olarak yetiştirebilmeyi nasip etsin.

Unutmayalım…

Bir öğretmen bir çocuğun hayatını değiştirebilir.

Bir anne baba bir neslin karakterini şekillendirebilir.

Bir güzel davranış, hiç tanımadığımız insanların hayatında iz bırakabilir.

Ve bazen bir çocuğun söylediği küçücük bir söz, koskoca insanlığın unuttuğu gerçeği hatırlatabilir:

Dünyayı düzeltmeye kendimizden başlayalım.

Çünkü insan düzelirse aile düzelir, aile düzelirse toplum düzelir, toplum düzelirse memleket güzelleşir.

Bizim özlediğimiz güzel Türkiye de işte böyle insanların omuzlarında yükselecektir.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.