Milyarlar Dubai’ye Uçarken, Vatandaşın Payına Düşen Sadece "Aya Benzer" Masallar mı?

Milyarlar Dubai’ye Uçarken, Vatandaşın Payına Düşen Sadece "Aya Benzer" Masallar mı?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 26, 2026 - 11:01

Memlekette rüzgârın nereden eseceği, hangi fırtınanın kimin ocağını vuracağı hiç belli olmuyor. Ama değişmeyen tek bir kural var: Gemisini yürütenler her daim okyanusları aşıyor, faturayı ödemek ise yine bu toprakların cefakâr, eli nasırlı insanına kalıyor.

Son günlerin en büyük sarsıntısı, magazin sayfalarından fırlayıp adliye koridorlarına, oradan da hepimizin cüzdanına uzanan cinsten. Şarkıcı Mustafa Sandal’ın eşi Melis Sütşurup Sandal ve babasının adı, sermaye piyasalarını sarsan devasa bir fon soruşturmasıyla çalkalanıyor. İddialar, rakamlar, tablolar insanın aklını sınırlarını zorlayacak boyutta: Fon hesaplarında dönen, milyarlarca liralık devasa hareketler, elde edilen fahiş kârlar ve ardından Dubai’ye uzanan bir kaçış hikayesi... Vatandaş olarak bizlerin hayal bile edemeyeceği, adını telaffuz ederken sıfırlarını şaşırdığımız bu paralar, birilerinin hayatında sadece birer yatırım enstrümanı, birer "Dubai bileti" oluveriyor.

Şimdi çıkıp "Bizim maddi ortaklığımız yok, benim alnım ak" diyerek sahnelerden ders çıkarma masalları anlatılıyor. Elbette kimsenin suçu peşinen tescillenemez, hukuk karşısında herkes kendini savunacaktır. Nitekim son gelen haberlerde, fahiş kârları savcılık ve TMSF kanalıyla iade etmek için avukatların sıraya girdiği söyleniyor. Ama sormak lazım: Bu milyarlar havada uçuşurken, sistemin açıkları birilerine servet katlarken, asıl "etkin pişmanlığı" kim yaşamalı.?

Gelin, madalyonun diğer yüzüne, yani asıl kahra bakalım.

Bir yanda tek bir fondan milyarlarca lira kâr devşirip soluğu Dubai’nin lüks gökdelenlerinde alanlar... Diğer yanda ise market rafındaki sütün, pazar tezgahındaki iki kilo domatesin hesabını yaparken saçları ağaran Ayşe Teyze, Ahmet Amca... Çocuğuna bir çift bot alabilmek için mesai üstüne mesai deviren, üç kuruş birikimini enflasyon canavarına kaptırmamak için çırpınan, her sabah umuda değil de geçim derdine uyanan milyonlarca namuslu vatandaş.

Bizler, devlete olan 750 liralık, 1000 liralık borcumuzu, vergimizi bir gün geciktirsek kapımıza faiz ihbarnamesi gelirken; birileri sistemin sunduğu ayrıcalıklı rüzgârları arkasına alıp milyarları bavullara koyup sınır ötesine taşıyabiliyor. İnsan sormadan edemiyor: Bu ülkenin bereketi, sadece belirli bir zümrenin lüks yaşam yakıtı olmak için mi var? Vatandaşın payına her defasında sadece kemer sıkmak, sabretmek ve şükretmek mi düşecek?

Adalet mekanizması şimdi bu hesapların peşinde, mallara tedbirler konuluyor, iade formülleri aranıyor. Ama vicdanlardaki o derin yara kolay kolay kapanmıyor. Vatandaşın gözyaşıyla, alın teriyle yoğrulan bu ekonomik düzende, milyarlarca liralık vurgun iddiaları her duyulduğunda, dürüst yaşayan insanın içine bir yumru oturuyor.

Kimin kiminle ortak olduğu, kimin parayı nereye kaçırdığı hukukun işidir. Ama bu milletin helal rızkının, umutlarının ve geleceğinin Dubai çöllerinde birer lüks serabına dönüşmesine izin veren sisteme karşı durmak hepimizin vicdan borcudur. Biz yine buradayız; fabrikada, tarlada, tezgah başında... Alnımızın teriyle, helal lokmamızla. Masal anlatanların değil, bu ülkeyi sırtında taşıyan gerçek insanların hakkı teslim edilene kadar da susmayacağız.