Ziya Gökalp’ten Günümüze: Kızılelma’nın İzinde Bir Ülküden Geleceğin Doktrinine

Ziya Gökalp’ten Günümüze: Kızılelma’nın İzinde Bir Ülküden Geleceğin Doktrinine

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 26, 2026 - 10:50

Bazı fikir adamları yaşadıkları devrin meselelerini anlamakla kalmaz, kendilerinden sonraki nesillerin de istikametini tayin ederler. Onlar, bir milletin hafızasında yalnızca yazdıkları eserlerle değil, o milletin geleceğine bıraktıkları sorularla yaşarlar. Ziya Gökalp, Türk fikir hayatının böyle müstesna simalarından biridir. Onun düşünce dünyasına bugün yeniden dönmek, yalnızca bir mütefekkiri anmak değil; Türk milletinin geçmişi, bugünü ve yarını üzerine yeniden düşünmektir.

Gökalp’in yaşadığı dönem, imparatorlukların dağıldığı, millî kimliklerin yeniden şekillendiği, bir milletin varlığını sürdürme mücadelesi verdiği çetin bir tarih kesitiydi. O, böylesi bir zamanda Türk milletinin kendisini tanıması, kendi kültüründen kuvvet alması ve çağın ilim ve medeniyet birikimine yönelmesi gerektiğini savundu. Onun arayışı, geçmişin ihtişamını hatırlatmakla sınırlı değildi; asıl mesele, o ihtişamın arkasındaki fikrî ve içtimaî dinamikleri anlayarak geleceği kurmaktı.

Ziya Gökalp’in büyüklüğü de burada aranmalıdır. O, Türkçülüğü yalnızca bir hissiyat meselesi olmaktan çıkararak üzerinde düşünülebilecek, tartışılabilecek ve bir programa dönüştürülebilecek fikrî bir zemine taşıdı. Türkçülüğün Esasları, Türk Töresi, Türk Medeniyeti Tarihi ve Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak gibi eserleri, bu arayışın farklı cephelerini ortaya koydu. Gökalp için millet, yalnızca aynı topraklarda yaşayan insanların toplamı değildi; müşterek bir kültürün, hafızanın, dilin ve ülkünün meydana getirdiği tarihî bir bütündü.

Nitekim onun Türkçülük anlayışını özetleyen temel düşünce, Türk milletini yükseltmekti. Ancak yükselmek, yalnızca siyasi kudret sahibi olmak veya iktisadi bakımdan büyümek değildi. Bir milletin yükselişi; dilini yaşatması, kültürünü geliştirmesi, ilimde ilerlemesi, iktisadi bağımsızlığını güçlendirmesi ve insan yetiştirme kabiliyetiyle de ölçülmeliydi. Bugünün Türkiye’sinde Gökalp’i yeniden okumanın belki de en mühim sebebi budur.

Zira bugün önümüzde duran mesele, yalnızca büyük bir devlet olmak değil, büyük bir devletin gerektirdiği fikrî derinliği ve medeniyet iddiasını da ortaya koyabilmektir.

Gökalp’in kültür ve medeniyet üzerine düşünceleri, bu noktada yeniden ele alınmayı hak ediyor. Bir millet, başka medeniyetlerin biliminden, tekniğinden ve tecrübesinden istifade ederken kendi kültürel şahsiyetini de koruyabilmelidir. Dünyaya kapanmak gelişmenin önünde bir engel olduğu gibi, kendi kimliğine yabancılaşmak da ilerlemenin bedeli olamaz. İlimde evrensel ölçülere ulaşmak, teknolojide öncü olmak ve üretimde güçlü bir konuma gelmek; bunları yaparken kendi tarihî birikimini ve kültürel hafızasını geleceğe taşımak mümkündür.

Bugün yapay zekâdan savunma sanayisine, eğitimden ekonomiye, bilimden kültür politikalarına kadar uzanan geniş bir sahada Türkiye’nin önünde yeni imkânlar bulunmaktadır. Fakat imkânları tarihî bir atılıma dönüştürecek olan, yalnızca teknolojiye sahip olmak değil, o teknolojiyi hangi hedef doğrultusunda geliştireceğini bilen bir fikir ve insan kaynağı oluşturmaktır. Kısacası mesele, yalnızca araçlara sahip olmak değil, istikamete sahip olmaktır.

İşte tam bu noktada Ziya Gökalp’in Kızılelma ülküsü, geçmişten günümüze uzanan bir fikir köprüsü olarak karşımıza çıkar.

Kızılelma, Türk tarihinin farklı dönemlerinde farklı anlamlar kazanmış; erişilmek istenen hedefi, aşılmak istenen ufku ve gerçekleşmesi arzulanan büyük ülküyü temsil etmiştir. Gökalp’in Kızılelma adlı eseriyle bu kavram, Türk milletinin geleceğine ilişkin hayallerin ve ideallerin edebî bir ifadesi hâline gelmiştir. Ancak Kızılelma’yı yalnızca şiirlerin heyecanında, tarih kitaplarının sayfalarında veya geçmişin zaferlerinde aramak, onun taşıdığı imkânı daraltmak olacaktır.

Kızılelma, bir milletin henüz ulaşamadığı fakat ulaşmak için kendisini yetiştirdiği büyük hedeftir.

Buradan hareketle günümüz Türkiye’si için yeni bir tez ortaya koymak mümkündür: Kızılelma, tarihî ve kültürel bir ülkü olmanın ötesine geçerek millî kalkınmanın, bilimsel ilerlemenin, teknolojik bağımsızlığın ve insan yetiştirme idealinin ortak adı olarak yeniden yorumlanmalıdır.

Bu, Kızılelma’nın tarihî anlamını terk etmek değil, o anlamın bugünün şartlarında yeni bir hayat bulmasını sağlamaktır.

Bir zamanlar bozkırlarda at koşturan Türk’ün ülküsü, bugün bilim laboratuvarlarında çalışan gençlerin, savunma teknolojileri geliştiren mühendislerin, tarihini araştıran akademisyenlerin, eser veren yazarların ve ülkesinin geleceği için emek harcayan her insanın gayretinde karşılık bulmalıdır. Kızılelma, yalnızca göklere yükselen bir insansız hava aracında değil, o aracı geliştiren zihinde; yalnızca bir savunma sisteminde değil, o sistemi mümkün kılan bilimsel birikimde; yalnızca siyasi hedeflerde değil, o hedefleri gerçekleştirecek ahlaklı, donanımlı ve sorumluluk sahibi insanlarda aranmalıdır.

Çünkü bir milletin geleceğini yalnızca silahları değil, fikirleri de korur. Teknolojik üstünlük kadar bilimsel merak, ekonomik güç kadar üretim ahlakı, siyasi irade kadar adalet duygusu da millî varlığın temel unsurlarıdır. Kızılelma’nın geleceğe uzanan anlamı, bu unsurları ortak bir ülkü etrafında birleştirebilmesinde yatmaktadır.

Peki, bu ülküyü taşıyacak Türk gençliği nasıl yetişecektir?

Gökalp’in fikirleri bize bu sorunun cevabını ararken kültür, eğitim ve toplumsal dayanışmayı birlikte düşünmemiz gerektiğini hatırlatır. Gençlerimize yalnızca geçmişin kahramanlıklarını anlatmak yetmez; o kahramanlıkları mümkün kılan iradeyi, disiplini, bilgiyi ve sorumluluk duygusunu da kazandırmalıyız. Tarihini bilen fakat geleceği geçmişin tekrarı sanmayan; millî kimliğine bağlı fakat dünyadaki gelişmelere açık; ülküsü yüksek fakat emeği ve bilgisi de güçlü bir gençlik yetiştirmek zorundayız.

Zira ülkü, yalnızca ulaşılmak istenen hedef değildir; insanı o hedefe layık hâle getiren bir terbiyedir.

Türk Töresi’nin bugün yeniden ele alınması da bu bakımdan önemlidir. Töreyi yalnızca geçmişin kuralları olarak değil, adalet, sorumluluk, dayanışma ve toplumsal düzen üzerine düşünmeye imkân veren tarihî bir birikim olarak değerlendirmeliyiz. Bir ülkünün kalıcılığı, onu benimseyen insanların ahlakıyla mümkündür. Millî iddia, adaletle; kudret, sorumlulukla; ilerleme, insanı ve toplumu yücelten bir anlayışla tamamlanmadıkça kalıcı bir medeniyet inşa edilemez.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, geçmişin kavramlarını tekrar etmekten ibaret bir fikir hayatı değildir. İhtiyacımız olan, o kavramların özünü anlayarak çağın meselelerine cevap üretebilmektir. Gökalp’i anlamak, her cümlesini kendi tarihî şartlarından koparıp bugüne taşımak değil; onun gibi milletin meselelerini sistemli biçimde düşünmeye, kültür ile medeniyet arasındaki ilişkiyi kavramaya ve geleceğe yönelik bir program geliştirmeye çalışmaktır.

Belki de bugün Türk fikir hayatının önündeki asıl mesele budur: Kızılelma’yı bir hatıradan bir hedefe, bir heyecandan bir programa, bir sembolden bir medeniyet tasavvuruna dönüştürebilmek.

Ziya Gökalp’in fikir mirası, bu dönüşüm için önemli bir başlangıç noktası sunmaktadır. Fakat her neslin kendi sorularını sorması, kendi cevaplarını üretmesi ve kendi tarihî sorumluluğunu üstlenmesi gerekir. Bizim neslimizin görevi de Türk milletinin köklü kültürünü çağın ilmiyle buluşturmak; Türkiye’nin insan kaynağını, üretim gücünü ve fikrî birikimini aynı istikamet doğrultusunda geliştirecek bir ülkü anlayışını kuvvetlendirmektir.

Çünkü Kızılelma, yalnızca varılacak yer değil, yürüyüşün kendisidir. Her nesil bu yürüyüşe kendi emeğini, bilgisini ve karakterini katmak zorundadır. Dün at sırtında ufuk arayanların torunları, bugün bilimde, teknolojide, kültürde ve düşüncede yeni ufuklar açabiliyorsa ülkü, tarihî hafızadan geleceğin hakikatine dönüşüyor demektir.

Yarın, 25 Ekim’de, ömrünü Türk milletinin kimliğini, kültürünü ve geleceğini düşünmeye adayan Ziya Gökalp’in vefatının yıl dönümünde onu yalnızca geçmişin büyük bir mütefekkiri olarak anmayalım. Eserlerini yeniden okuyalım, fikirlerini tartışalım ve ortaya koyduğu meseleleri bugünün şartlarında yeniden düşünelim. Zira büyük fikir adamlarına duyulan gerçek hürmet, isimlerini tekrar etmekten ziyade, fikirleriyle yüzleşmek ve bıraktıkları düşünce mirasını yeni sorularla geliştirebilmektir.

Kızılelma, dünün hatırası değil, yarının mesuliyetidir.

Ve bu mesuliyet, Türk gençliğinin zihninde ilimle, gönlünde millet sevgisiyle, karakterinde ahlakla ve hayatında çalışmayla karşılık bulduğu gün, bir ülkü olmaktan çıkıp bir medeniyet yürüyüşüne dönüşecektir.

Türk fikir hayatına açtığı ufuk, Türkçülük düşüncesine kazandırdığı sistematik yaklaşım ve milletimizin geleceğine dair ortaya koyduğu ülküler dolayısıyla büyük mütefekkir Ziya Gökalp’i vefatının yıl dönümünde rahmet, hürmet ve minnetle anıyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.