SERBEST ATIŞ !

SERBEST ATIŞ !

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 26, 2026 - 11:07

Yunanistan ve İsrail’in ortak tatbikatı yalnızca bir silah denemesi değil; Doğu Akdeniz’de askerî kapasite, siyasi irade ve caydırıcılık üzerinden verilen bir mesajdır. Ancak Atış görüntülerinden savaş senaryosu üretmek kadar, bu gösteriyi önemsiz saymak da stratejik bir hatadır.

21 Ekim’de Girit’in kuzeyindeki deniz sahasında Yunanistan ve İsrail donanmaları ortak atış faaliyeti gerçekleştirdi. Yunanistan’ın Machitis sınıfı hücumbotundan SPIKE NLOS, Mark V özel harekât teknesinden ise SPIKE ER2 güdümlü füzeleri ateşlendi. Hizmet dışı bırakılan Bouboulina fırkateyni füze atışlarının ardından bir denizaltıdan atılan SUT torpidosuyla batırıldı. Yunan ve İsrailli üst düzey komutanların izlediği faaliyet, sıradan bir eğitim görüntüsünden daha fazlasını anlatıyordu. Üstelik zamanlama dikkat çekiciydi: Libya’nın doğusundaki parlamentonun Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatını onaylamasının hemen ardından geldi. Bu zaman yakınlığı, tatbikatın doğrudan misilleme amacıyla planlandığını kanıtlamaz; ancak siyasi mesaj ihtimalini güçlendirir.

Önce mühimmata bakalım. SPIKE NLOS, adı üzerinde, doğrudan görüş hattının ötesindeki hedefleri vurabilen elektro-optik güdümlü bir füze sistemidir. Üretici verileri, kara konuşlu kullanımda yaklaşık 32 kilometreye varan menzil bildiriyor. SPIKE ER2 ise daha kısa menzilli, çok maksatlı bir sistem; denizden atış konfigürasyonunda yaklaşık 10 kilometre, bazı platformlarda 16 kilometreye kadar menzil sunabiliyor. Hedefin görüntülenmesi, uçuş sırasında güncelleme ve farklı taarruz modları, bu sistemleri küçük ve hareketli deniz platformları açısından önemli kılıyor. Bunlar balistik füzeler değil, hassas güdümlü füzelerdir. Dolayısıyla tatbikattaki asıl mesaj, Türkiye’ye yönelik bir balistik füze saldırısı tehdidinden çok, denizde uzaktan ve isabetli angajman kabiliyetidir.

SPIKE ailesi yeni keşfedilmiş bir teknoloji değil; uluslararası savunma pazarında uzun süredir tanıtılan, üretici teknik dokümanlarında özellikleri açıklanan bir sistem ailesidir. Buradaki yenilik, Yunan deniz platformlarına entegrasyonun ve gerçek atışlarla kabul sürecinin görünür hâle gelmesidir. Asıl stratejik sıçrama ise başka bir dosyada bulunuyor: Yunanistan’ın 31 Ağustos 2026’da imzaladığı, yaklaşık 3,035 milyar avroluk Achilles Shield anlaşması. David’s Sling, BARAK MX, SPYDER, çok görevli radarlar ve ortak komuta-kontrol altyapısını bir araya getirmeyi amaçlayan bu proje; hava araçları, insansız hava sistemleri ve belirli balistik füze tehditlerine karşı katmanlı savunma oluşturmayı hedefliyor.

Burada iki ayrı mesaj var: SPIKE atışları, denizde hedef bulma ve vurma kabiliyetini sergiliyor; Achilles Shield ise Yunanistan’ın hava savunmasını uzun vadede yeniden yapılandırma iddiasını ortaya koyuyor. Birincisi taktik düzeyde, ikincisi stratejik düzeyde kapasite artışıdır. Yunanistan’ın İsrail teknolojisini kullanarak savunma kabiliyetlerini geliştirme fırsatını değerlendirmesi şaşırtıcı değil. Fakat bu fırsatın bedelsiz olduğu da söylenemez. Milyarlarca avroluk alım; bakım, mühimmat ikmali, yazılım, eğitim, modernizasyon ve tedarik sürekliliği bakımından uzun süreli bağımlılık doğurabilir. Yerli sanayinin projeye katılması bu riski azaltabilir, ortadan kaldırmaz. Atılan imzalar, gelecekteki siyasi krizlerde İsrail’in Yunanistan adına savaşa gireceğinin garantisi değildir.

Peki bu hamlelerle ne elde edilmek isteniyor ? Muhtemel hedef; Türkiye’nin deniz ve hava sahasındaki kararlarını daha maliyetli hâle getirmek, Yunanistan’ın caydırıcılığını artırmak, Doğu Akdeniz’de diplomatik elini güçlendirmek ve Ankara’ya bölgesel ortaklıkların genişlediğini göstermektir. Ancak caydırıcılıkla tahrik arasındaki çizgi incedir. Gösterişli tatbikatlar kısa vadede siyasi özgüven üretebilir; uzun vadede karşılıklı silahlanmayı, yanlış hesaplamayı ve yerel bir olayın büyümesini de kolaylaştırabilir.

Türkiye’nin cevabı, her provokatif görüntüye daha yüksek sesle karşılık vermek olmamalıdır. Akılcı seçenek; deniz ve hava gözetleme kapasitesini, elektronik harp ve insansız sistemleri, hassas vuruş kabiliyetlerini ve entegre hava savunmasını güçlendirmek; savunma sanayisinde sürdürülebilir üretim ve mühimmat stoklarını güvenceye almak; diplomatik kanalları ve askerî iletişim mekanizmalarını açık tutmaktır. Gerektiğinde kararlı, ölçülü ve hukuki zemini güçlü bir karşılık verilmelidir. Caydırıcılık, yalnızca silah göstermek değil, karşı tarafın hesabını doğru yapmasını sağlamaktır.

Son olarak şu gerçeği hatırlatmak gerekir: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı ve devlet kurumlarını birkaç ortak tatbikat görüntüsüyle korkutabileceklerini düşünmek, hayatın olağan akışına uygun değildir. Türkiye, bölgesel krizleri yalnızca duygusal reflekslerle okuyan, dış baskıyla kolayca yön değiştirilecek klasik bir Orta Doğu ülkesi değildir. Köklü devlet geleneği, NATO üyeliği, kendi savunma sanayisi ve geniş diplomatik kapasitesi vardır. Bu, Türkiye’nin riskleri küçümsemesi gerektiği anlamına gelmez; tam tersine, ciddiyetle hazırlanması gerektiği anlamına gelir.

Girit’teki mesajı Ankara’nın korkması için değil, hesaplarını güncellemesi için verilmiş bir işaret olarak okumak gerekir. Türkiye’nin en güçlü cevabı öfke değil; soğukkanlılık, teknoloji, diplomasi ve gerektiğinde kararlılıktır. Çünkü gerçek caydırıcılık, en yüksek sesle konuşanın değil, en doğru hesabı yapanın elindedir.