Kaftandan Taşan Hafıza

Kaftandan Taşan Hafıza

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 9, 2026 - 11:10

Bazı görüntüler vardır; birkaç dakikalık bir protokolün sınırlarını aşar, bir milletin hafızasına dokunur. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO Liderler Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen karşılama törenini izlerken hissettiğim tam da buydu. Mehterin ilk nağmesi yükseldiğinde, Yeniçeri kıyafetleriyle tören alanında yer alan askerler yürümeye başladığında ve tarihî semboller devlet protokolünün bir parçası hâline geldiğinde, aslında yalnızca misafirler karşılanmıyordu. Türkiye, kendi geçmişiyle yeniden selamlaşıyordu.

Modern devlet olmak, köklerinden vazgeçmek değildir. Bilakis, geçmişinden aldığı özgüveni bugünün diliyle ifade edebilmektir. Güçlü milletler, tarihlerini müzelerde tozlanan hatıralar olarak değil; yaşayan bir hafıza olarak taşırlar. Çünkü hafızasını kaybeden toplumların geleceğe söyleyecek sözü de eksik kalır.

Mehterin sesi, yüzyıllardır sadece bir askerî bandonun ezgisi olarak duyulmadı. O ses; disiplinin, devlet aklının, cesaretin ve millet olma bilincinin sembolü oldu. Bugün aynı sesin dünya liderlerinin huzurunda yeniden yükselmesi, geçmişe özlem duyan romantik bir bakıştan çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu, tarihinden utanmayan bir devletin kendine güvenini göstermesidir.

Elbette tarih, övünmek kadar sorumluluk da yükler. Osmanlı'nın bıraktığı miras yalnızca fetihlerden ibaret değildir; adalet anlayışı, teşkilat disiplini, vakıf kültürü ve devlet ciddiyeti de bu mirasın ayrılmaz parçalarıdır. Eğer bugün geçmişimizi anıyorsak, bunu sadece görkemli kıyafetler üzerinden değil, o ruhu bugünün yönetim anlayışına ve toplumsal hayatına taşıyabildiğimiz ölçüde anlamlı kılabiliriz.

Beni en çok etkileyen ise törenin ihtişamından ziyade verdiği mesajdı. Dünyaya yüksek sesle meydan okunmadı. Kimseye üstünlük iddiasında bulunulmadı. Ancak sessiz ve vakur bir duruş sergilendi. Gerçek itibarın çoğu zaman gürültüyle değil, özgüvenle inşa edildiğini bir kez daha gördük.

Milletlerin de insanlar gibi bir karakteri vardır. Kimi sürekli kendini ispat etmeye çalışır, kimi ise kim olduğunu bildiği için buna ihtiyaç duymaz. Türkiye'nin son yıllarda vermeye çalıştığı en önemli mesajlardan biri de budur. Geçmişini inkâr etmeyen, tarihini sahiplenen ve geleceğini kendi iradesiyle inşa etmeye çalışan bir ülke.

Köklerine yaslanan hiçbir millet geleceğinden korkmaz. Çünkü bilir ki, sağlam bir ağacın dalları göğe uzanırken gücünü toprağın derinliklerinden alır. Bizim toprağımızda ise yalnızca taş değil; Malazgirt'in cesareti, İstanbul'un ufku, Çanakkale'nin fedakârlığı ve Cumhuriyet'in azmi vardır. Bunların hiçbiri birbirinin alternatifi değil, aynı yürüyüşün farklı duraklarıdır.

NATO Liderler Zirvesi'ndeki karşılama töreni belki birkaç dakika sürdü. Ancak bazen birkaç dakikalık görüntüler, uzun nutuklardan daha güçlü mesajlar verir. O gün dünyaya gösterilen yalnızca bir mehter takımı ya da tarihî kıyafetler değildi. Asıl gösterilen; geçmişiyle barışık, kültürel mirasını saklamayan ve devlet geleneğini vakarla temsil eden bir Türkiye idi.

Tarih, sırtımızda taşımamız gereken bir yük değildir; omuzlarımızı doğrultan en büyük kuvvettir. Yeter ki onu hamasetle değil, şuurla; sloganlarla değil, sorumlulukla yaşayabilelim.