KALABALIKLAR YANILMAZ MI?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsanlık tarihinin en büyük paradokslarından biri şudur: İnsan tek başınayken düşündüğünden daha cesur, kalabalığın içindeyken ise düşündüğünden daha korkak olabilir.
Çünkü kalabalık yalnızca insanları bir araya getirmez; aynı zamanda düşünceleri de birbirine benzetir. Bireysel muhakemenin yerini ortak kanaat almaya başladığında ise tehlikeli bir süreç başlar. İnsan artık "Doğru olan nedir?" diye sormaz. Onun yerine "Herkes ne düşünüyor?" sorusunun peşinden gider.
Oysa bu iki soru arasında derin bir fark vardır.
İlki hakikati arar.
İkincisi ise güvenli bir liman bulmaya çalışır.
İnsan psikolojisi, dışlanmaktan korkar. Bu korku bazen gerçeği savunma cesaretinin önüne geçer. Yanlış olduğunu bildiği bir düşünceye sessiz kalan, hatta zamanla onu savunmaya başlayan insanların sayısı hiç de az değildir. Çünkü çoğu insan için yalnız kalmanın bedeli, yanılmanın bedelinden daha ağır görünür.
Tarih bu gerçeğin sayısız örneğiyle doludur.
Bir zamanlar dünyanın düz olduğuna büyük çoğunluk inanıyordu.
Bir zamanlar birçok toplum köleliği doğal kabul ediyordu.
Bir zamanlar kadınların eğitim görmesi bile gereksiz bulunuyordu.
Bu düşüncelerin ortak noktası neydi?
Hepsi dönemlerinin büyük çoğunluğu tarafından doğru kabul ediliyordu.
Fakat çoğunluğun kabul etmesi, onları doğru yapmadı.
Bugün dönüp baktığımızda o dönem insanlarını eleştirmek kolaydır. Ancak aynı soruyu kendimize sormak zorundayız:
Acaba bugün doğru sandığımız hangi düşünceler gelecekte aynı şaşkınlıkla hatırlanacak?
Belki de asıl cesaret, çağının alkışladığı her fikri alkışlamamaktır.
Özellikle sosyal medya çağında kalabalıkların gücü hiç olmadığı kadar arttı. Artık milyonlarca insan tek bir görüntü, birkaç saniyelik bir video veya bağlamından koparılmış tek bir cümle üzerinden hüküm verebiliyor. Mahkeme kararından önce toplum karar veriyor; savunma yapılmadan insanlar suçlu ya da suçsuz ilan ediliyor.
Oysa hukuk bunun tam tersini öğretir.
Hukuk, kanaatle değil delille hareket eder.
Hukuk, öfkeyle değil akılla karar verir.
Hukuk, çoğunluğun sesini değil, hakkın sesini dinlemek zorundadır.
İşte bu nedenle gerçek adalet, popüler olmak zorunda değildir. Hatta çoğu zaman popüler kararlar ile adil kararlar aynı şey değildir.
Toplumların gelişmişlik düzeyi, çoğunluğun ne kadar güçlü olduğuyla değil; azınlıkta kalan düşüncelerin ne kadar özgür ifade edilebildiğiyle ölçülür. Çünkü farklı seslerin sustuğu yerde geriye yalnızca yankılar kalır. Yankılar ise düşünce üretmez; sadece aynı cümleleri tekrar eder.
Kalabalık psikolojisinin bir başka tehlikesi de sorumluluğu görünmez hâle getirmesidir. Tek başına yapmayacağı bir haksızlığı, kalabalığın içinde yapan insanlar bunun en açık örneğidir. Çünkü birey, kalabalığın içinde vicdani yükünün azaldığını hisseder. "Herkes yapıyordu." cümlesi, tarihte birçok yanlışın bahanesi olmuştur.
Oysa vicdanın çoğulu yoktur.
Sorumluluğun da...
Her insan kendi kararından, kendi sessizliğinden ve kendi sözünden sorumludur.
Bir toplumda herkes aynı şeyi düşünüyorsa, orada düşünce değil tekrar vardır. Çünkü düşünmek, bazen çoğunluğun önünde durabilmeyi de gerektirir.
Elbette çoğunluk her zaman yanılır demek doğru değildir. Ancak çoğunluğun haklı olması ile haklılığın çoğunluk tarafından belirlenmesi aynı şey değildir. Aradaki fark, medeniyet ile sürü psikolojisi arasındaki fark kadar büyüktür.
Hakikat, alkış sayısıyla ölçülmez.
Vicdan, beğeni sayısıyla güçlenmez.
Adalet ise kalabalığın yönüne göre eğilip bükülemez.
Belki de bu yüzden insanın hayatındaki en önemli soru şudur:
"Ben gerçekten böyle düşündüğüm için mi bu fikirdeyim, yoksa yalnız kalmaktan korktuğum için mi?"
Bu soruya dürüstçe cevap verebildiğimiz gün, yalnızca daha bilinçli bireyler değil, aynı zamanda daha adil bir toplum olma yolunda da önemli bir adım atmış olacağız.
Çünkü tarih bize tek bir gerçeği tekrar tekrar fısıldamaktadır:
Kalabalıklar güçlü olabilir.
Kalabalıklar etkili olabilir.
Kalabalıklar iktidarlar kurabilir, iktidarlar yıkabilir.
Fakat kalabalıklar, sırf kalabalık oldukları için yanılmaz değildir.
Hakikat bazen milyonların arasında kaybolur; bazen de tek bir insanın vicdanında yaşamaya devam eder.